Geri git   www.diniforum.net - en çok ziyaret edilen Dini Forum islami forum paylaşım merkezi > iSlami KonuLar > Dini Konular

dini köşe yazıları ve makaleler


www.diniforum.net - en çok ziyaret edilen Dini Forum islami forum paylaşım merkezi sitesindeki Dini Konular - kategorisi altındaki dini köşe yazıları ve makaleler isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 16.08.2018   #1
Üye
murataltug1985 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Dec 2017
Üye Numarası: 834
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 1.247
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: murataltug1985 is an unknown quantity at this point
Standart dini köşe yazıları ve makaleler

Kaynak ismailağa.org.tr


Nâfile İbâdetlere Verilecek Mükâfatlar
Mahmut efendi

Her kim*kelime-i tevhîd ve salih amel işlerse, kendisi için on misli vardır. Her kim şirk ve günahlar işlerse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz. sevapları eksiltilerek veya azapları artırılarak zulme uğratılmazlar.”*(En‘âm Sûresi:160) Bir Müslüman günah işlerse, onun misli bir cezaya müstehak olur. Cenâb-ı Hak affetmezse cezaya uğrar. bir Müslüman güzel bir muamelede bulunursa bir lütfu ilâhî olarak en az on kat mükâfata nâil olur. bunun için sâlih amel işlemeli, nâfilelere devam etmeliyiz.
Kim Duha kuşluk namazını on iki rekât kılarsa, Allâh-u Te‘âlâ ona cennette altından köşk bina ettirir. Her kim Evvabin namazını altı rekât kılarsa on iki senelik ibâdet sevâbı kazanır. Her kim iki rekât Teheccüd namazı kılarsa gündüzün bin rekât namazın sevâbını alır.

Her kim İşrâk namazı kılarsa bir hac, bir umre sevâbı kazanır. farz namazlarımızın evvellinde kılınan sünnetlerin ecirleri farz namazlarını tamamlamak içindir. nâfileler de, sünnetleri tamamlamak içindir. Nâfilelerin ecirleri beyân edilmese idi, insanlar mühimsemezlerdi.
Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhû) yatsıya çeyrek dakika kalıncaya kadar nâfile namaz kılardı. nâfile vaktini geçirip kılamaz ise kaza ederdi

Tefekkürün Kapısı Zikrullâhtır

﴾…الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ﴿
“O*hâlis akıl sahibi kimseler ki; ayakta duran oturan ve yanları üzere*bulunanlar hâlinde Allâh’ı zikreder ve*kalpleri uyanır gök ve yerin yaratılışını düşünür*tefekkür ederler Tefekkürün kapısı zikrullâhtır. olmasaydı,*﴾…اَسْتَعِيذُ بِالله“ ﴿…وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ”“Allâh’ı zikretmek en büyüktür”*buyrulur muydu?
Zikrullâh ufak olsaydı şu âyet bildirilir miydi?*“اَسْتَعِيذُ بِالله”﴾…فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim…Mevlâya bizi zikrettiren mesele ufak olur mu? Mevlâ bizi zikrediyor. bu en büyük devlet değil midir? Şu hâlde tefekkür etmek muhakkak lâzımdır.

âyetleri okuyup da tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun!”buyuruluyor. tehlikeden kurtulmak tefekküre bağlıdır. Tefekkür edebilmek için kemâli edeple Allâh-u Te‘âlâ’yı zikretmek gerekir. İşte akıllı insanlar bunlardır. Tefekkür şerefiyle müşerref olanlar bunlardır.Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında tefekkür ederler. Zikrettikçe kalb dirilir. Düşünmeye başlanır. derin düşünmeyle kâinat Mevlâ ile perde olmaktan kalkar. insan Mevlâ ile yüz yüze gelir Mevlâ mekândan münezzehtir. kul, Rabbi’ne münacaata başlar ﴾ِرَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارEy Rabbimiz! Sen i mahlûku Seni bilip kulluk ederek manevî ve ebedî hayata nâil olacakları bir yaşama sahip olsunlar diye halk ettin, yoksa boş yere, gayesiz ve bâtıl yaratmadın!* Öyleyse*mahlûkatın hakkında tefekkürü bırakıp emirlerini terk etmemiz durumunda hak edeceğimiz cehennem ateşinin azâbından bizi koru

Zikrullâh, Mevlâ Te‘âlâ ile Sohbettir Mevlâ ile sohbet kolay mıdır? Allâh-u Te‘âlâ ile sohbet edebilmenin, o dereceye yükselebilmenin kapısı zikrullâhtır. Boş konuşmakla hiçbir şeye ulaşılmaz.
Zikirden önce yerlerin ve göklerin nefis için yaratıldığı zannediliyordu. Şimdi ise bir kum tanesi ile kâinatı yaratmanın arasında Allah’a göre fark olmadığını anlıyor ve Rabbine:*“Yâ Rabbî! Biz şimdiye kadar anlayamadık. Şimdi anladık bunları hikmet için yarattın. Şimdiye kadar ateşe lâyıktık. Öyleyse Sen bizi cehennem ve ateş azâbından koru.”*diyerek yalvarıyoruz sana münacaata devam ederek:﴾رَبَّنَا إِنَّكَ مَن تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ ﴿“Ey Rabbimiz Sen kimi ateşe girdirirsen, muhakkak onu rezilliği hak ettiği için*alçak etmişsindir. inkâr eden zâlimlere yardım yoktur.”

Allah’ı zikretmeyenler kendilerine zulmediyorlar.
“Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz: ‘Rabbinize inanın!’ diye imana çağıran*Muhammed*sav ve Kur’ânın yüceliğini duyduk hemen inandık! Rabbimiz bizim büyük*günahlarımızı bağışla,*küçük günahlarımızı kötü işlerimizi de ört ve bizi iyi kullarla peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihler zümresine dâhil ettir!”﴾رَبَّنَا وَآتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَى رُسُلِكَ وَلاَ تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ الْمِيعَادَ﴿Ey Rabbimiz! Peygamberlerinle birlikte bize vaad ettiğin sevap ve nusreti ver bize! Kıyâmetde rezîl etme Şüphesiz ki Sen*müminlere sevap verir ve dualarını kabul eder *sözünü bozmazsın!”

hâlis akıl sahibi kulların münacaat ve yalvarışına Mevlâ Te‘âlâ cevaben şöyle buyuruyor:﴾…فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لاَ أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ﴿Rableri*arzularını yerine getireceğine vaadde bulunmak üzere icâbet etmiştir “Şüphesiz Ben; erkek ve kadın, amel edenin yaptığını karşılıksız bırakarak*zâyi etmeyeceğim.*bir kısmınız diğer kısımdan*doğmaktadır İslâm kardeşliğinde irtibat vardır, sevap bakımından sizi ayırmayacağım Zikrullâhı gördünüz mü? Bütün şereflerin kapısı zikrullâhdır

Besmele ile Başlanmayan Her İşin Sonu Kesiktir

Huda kelimesi Farsçadır. Allâh-u Te‘âlâ’nın ismine denir. İsm-i Celâl de Allâh-u Te‘âlâ’nın ismidir. Buna, lâfza-i Celâl, ism-i Zât, lâfzatullâh da denir.
Destur, müsaade demektir. işe başlanırken «بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ» ya da kısaca «بِسْمِ اللهِ» denir. Cebrâil*as Efendimiz*sav e vahiy getirdiği zaman ilk olarak«بِسْمِ اللهِ» derdi.Asr-ı Saâdeti yaşamış Sahâbe-i Kirâm* besmele inmediğinde sûrenin bitmediğini bilir Besmele-i şerîf indiğinde sûrelerin arasını ayırdığı için sûrenin bittiğini, diğer sûrenin başladığını anlardı.Besmele okuyan için her harfe karşılık bir sevap yazılır, dört bin günah silinir ve dört bin derece yükseltilir.«دِيلَه دِمْ بَدْءْ اِيدَمْ تَا اِيدَه مَنْصُورْ »yardım olunan? Besmele ile başlayandır. Yani “Allâh-u Te‘âlâ’nın ismi ile başladım ki, yardım olunanlardan olayım.

Her işte Mevlâ Te‘âlâ Hazretleri’ne muhtaç olduğumuzu bilmeliyiz. Her işe başlarken besmele çekmeliyiz. yemek yemeğe besmele ile başladığımızda;*“Ağza alınışında, çiğnenişinde, yutuluşunda, yemek borusundan geçişinde, mideye faydalı olup zararlı olmayışında Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle başlıyorum.”*demek isteriz oluruz. Efendimiz*sav in buyurduğu gibi, Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle başlarsak yardım olur:«كُلُّ أَمْرٍ ذِي باَلٍ لاَ يُبْدَأُ فِهِ بِبِسْمِ اللهِ فَهُوَ اَبْتَرُ»
Şerefli ve kıymetli işe Allâh’ın ismiyle başlanmaz ise o iş hayırsızdır.”İslâm’ın emrettiği, müsaade ettiği her iş şereflidir.kumar oynayan şerefli değildir, rezildir gıybet , yalan, fesatlık şerefsiz işlerdir.

Şerefli iş, Kur’ân-ı Kerîm ihlâs, iyi niyet ve zikri kalbe yerleştirmek Mevlâ Te‘âlâ’dan yardım istemek ve O’nu unutmamakdır. Unutmamak büyük bir meseledir. âyet-i kerîmede Mevlâ Hazretleri kendisini unutanlar için şöyle buyuruyor:«…نَسُوا اللّهَ فَنَسِيَهُمْ…»Onlar Allâhı unutmuşlar, bu sebeple rahmet kendilerini terk etmiştir…Mevlâyı unutmamıza sebep olandan kötüsü yoktur. Mevlânın bizi unutması, rahmet ve kereminden bizi mahrum etmesi, demektir. Allâh-u Te‘âlâ’yı unutmamanın ilacı âyet-i kerîmede buyurulduğu üzere:«…فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُم» Öyleyse siz zikirler ve dualarla Beni anın ki, Ben de sevaplar, övgüler ve kabullerle sizi anayım!..”Her ibâdette, her işte huzûr-u kalb lâzımdır. Kimden yardım istediğini, kimi zikrettiğini, kime şükrettiğini, kim için kıyâmda durduğunu, kime eğildiğini, kime secde ettiğini bilmek lâzımdır…

«قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالاً»
Habîbim! De ki: size,*yaptıkları iyi işlerden fayda göremeyecekleri amelce zarar edenleri haber verelim mi?”İş bakımından kâr ve zarar edenler vardır. Kâr eden îmân edenler. Zarar eden ise Allâh-u Te‘âlâ’dan başka ilâh edinenlerdir. Onlar iş görür çalışır, yorulur fakat faydası yok zararı vardır
«نَامَه كَشْ عُنْوَانُ نَه قَالَ الله با قَالَ النَبِيسْت
حَاصِلِ مَضْمُونِ اوُ خُسْرَانِ روُزِ مَحْشَرَسْت»
kitap ki başında Allâh-u Te‘âlâ Rasûlüllâh lafızları yok. O kitab mahşer gününün hüsranıdır.”
okuduklarının içinde bir âyet, bir hâdis yok! O dergiyi, gazeteyi, okuyorsun da peki kahvaltında nimetlerini, pamuk gibi yumuşacık ekmeklerini yediğin Allâh-u Te‘âlâ’nın buyurduklarını niye okumuyorsun?

İnsana sorulacak; yazdığın kitabın evveline benim ismimi niye koymadın? Yiyeceklerimi beğendin, yedin; sularımı beğendin içtin; giyeceklerimi beğendin, giydin. Bütün bunları yaparken niçin besmele çekmedin? Benim ismimi beğenmedin mi? Benim yarattığım kâinatı ve canlıları beğendin de Beni mi beğenmedin? Daha neler, neler denilecek…

Muhtaçlara İyilik ve Yardımda Bulunmak

Mahmud Efendi ks “Birr”e ulaşmanın yollarını anlatmış îmân esaslarını zikrettikten sonr takvâ ve Allah sevgisiyle infâk edenlerden bahsetmiş öğüt ve açıklamalarda bulunmuştur…﴾لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ…﴿“Birr*iyilik ve takvâ yüzlerinizi*namazda doğu ve batıya çevirmek değildir. birr*asıl iyilik Allâh’a, âhirete meleklere, kitaplara ve peygamberlere îmân eden*kimsenin iyiliğidir îmân esaslarına inanan kimsenin birr’i sofuluğu, yararlı birr ve sofuluktur. en birinci ve en büyük iyilik budur. beş şeye îmân bütün temellerin aslıdır bunlara îmân olmadıkça hiçbir amel makbul olmaz.Îmândan sonra Allâh-u Te‘âlâ Hazretleri, malını Allah sevgisiyle verenlerin takvasının gerçek takva olduğunu beyân buyuruyor

﴾…وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ…﴿
“Gerçek iyilik, öyle bir kimsenin iyiliğidir ki, malını, Allah sevgisiyle veya mala olan sevgisine rağmen akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve köle ile esirlerin boyunlarını azad etme hususunda veren kimsenin iyiliğidir.”
Mevlâ evvela akrabaya vermeyi zikretti. akrabaya iyilik, yakınlık haklarını gözetmek, sıla-i rahim olduğundan iki yönden ibadettir Akrabadan sonra yetimleri gözetmenin lüzumludur yetimler kendilerini terbiye ve himaye edecek babadan yoksun olduklarından yardıma ihtiyaçları fazladır. fakirler, memleketinden uzak yolcu ve misafirler, azığını insanlardan istemeye muhtaç dilenciler ve borcu olan köle ve esirler ise üçüncü derecedir

bilinmelidir ki Allâh Te‘âlâ Hazretleri, mala olan sevgiye rağmen onu vermekte sevap olduğunu bildirmek için: Mala karşı olan sevgisine rağmen onu verir.”buyurdu. Zira sevdiği malını vermek nefse ağır geldiğinden fazileti çok fazladır

Zikrullâhın Lüzûmu

Bu, öyle büyük bir kitaptır ki, bununla korkutasın diye ve mü’minlere öğüt olmak üzere indirilmişti. sen onu duyururken kâfirlerin yalanlarından*dolayı senin kalbinde sakın sıkıntı olmasın.”*A‘râf Sûresi:2
Kur’ân-ı Kerîm büyük bir kitaptır. Büyüklüğü Allâh-u Te‘âlâ’nın ölçüleri ile bilinir. Mahlûkatın onun büyüklüğünü bildiremez.Cenab-ı Hak*âyet-i celîlesinde kitabın kendisi tarafından Habîbine indirilmiş son büyük bir kitap olduğunu beyan ettikten sonra Habîbine* Ya Muhammed*kitabın hükümlerini tebliğ ettiğinde sakın kalbinde insanlar kabul etmezler, karşı gelirler feryad ederler diye bir zorluk, sıkıntı olmasın”*buyuruyor.
Allah, cümlemizin kalbini Kur’ân-ı Azîmüşşân ile ferahlanan, onu okuyunca huzur duyan, rahatlık duyan, sevinç duyan kalplerden eylesin.

Eğer insan, Allâh-u Te‘âlâ Hazretlerini hakkıyla bilse ve inansa ve teslim olsa; ne çetinlik kalır, ne darlık ne de bir güçlük kalır.Kalplerin Huzura Kavuşması İçin Zikrullâha Devam Etmek Lâzımdır
Şu ayeti kerime buna işaret etmektedir:
”Öyle kimseler Allaha iman ettiler ve Allah’ın zikri ile kalpleri mutmain oluyor,*bunlar Allah Te‘âlâ’ya yönelenlerdir. Allah Te‘âlâ Hazretlerine yönelmek evvela iman, sonra zikrullâha devam etmekdir Agâh olunuz*biliniz*ki, kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur*sükûnet bulur (Ra‘d Sûresi:28) İnsanla Cenâb-ı Hak arasında münasebet yoktur. Toprakla Rab arasında ne münasebet olabilir. Yalnız, zikreden insan zikrettikçe Mevlâ ile arasında münasebet, alâka hâsıl olur münasebet ve alâkadan sevgi doğar Münasebet arttıkça sevgi artar. sevgi zikredeni kaplar kişi kemal derecesine yükselir. kalbin huzura kavuşması hâsıl olur

Mevla Te‘âlâ Hazretleri:Beni hatırlamak için namaz kıl”*(Tâhâ Sûresi:14’) Ey iman etmiş olanlar! Allah’ı çokça zikredin. Ve O’na sabah akşam tesbihte bulunun.”*(Azhâb Sûresi:41) buyuruyor.Zikrullâhın Lüzûmu Kâinata Bakarak Anlaşılabilir Güneş her yeri aydınlatır. Ancak kapısı, penceresi kapalı olan evlere Buna sebep güneş midir yoksa evin sahibi mi? Işınlar kapıya gelmeseydi güneş suçlu derdik. güneş eve gelmiştir. Kapılar, açıksa eve girecektir. Güneşin doğma ve batması saatledir. Ama Allâh-u Te‘âlânın feyzinin doğma ve batması yoktur.
O, daimi parlamaktadır. Sakarya Fırat, Nil nehrinin kesildiğini bilen var mı? onların suyunu devamlı akıtan Mevla Te‘âlâ Hazretleri bize de feyzini devamlı akıtır bu feyizden kulun istifade edebilmesi için kalbini açık tutması lâzımdır.

Rasûlullâh’ın buyurduğu üzere: Mü’minin kalbi Allah’ın evidir. Mü’minin kalbi Rahmân’ın arşıdır. Mü’minin kalbi Allâh’ın hazineleridir.”Kalp, feyze ne ile açılır? Zikretmek ile hatırlamakla. Zikretmekle Mevla nın feyzi giriyor, zikredilemediği vakit Mevlâ nın feyzinden mahrum kalınıyor. Adalet-i ilâhiye böyledir. Allâh-u Te‘âlâ dileseydi feyzi her durumda indirebilirdi. Ama kalbe feyzin gelmesini Allâh-u Te‘âlâ kula iradeye bağladı. “Allah’ı çok zikredinki kalbiniz feyze açık olsun” buyuruldu.İnsan ne kadar zikrederse o kadar feyiz gelir. Rabbimiz önce O’nu çok zikretmemizi istiyor. zikretmekle emrolunduğumuz Allah çok büyüktür. Rahmet yağdırıyor, sevgi yağdırıyor, nur yağdırıyor…


Allâh-u Te‘âlâ’nın Yardımı Çalışmaya Bağlıdır

Rasûlü Ekrem*sav buyurdu Ey delikanlı! Sana bir kaç kelime öğreteceğim. Allâh-u Te‘âlâyı muhafaza et ki, Allâh-u Te‘âlâ*da seni muhafaza etsin. Allâh-u Te‘âlâyı muhafaza et ki, karşında bulasın. İsteyeceğin zaman Allâhu Te‘âlâdan iste yardım talep edeceğin zaman Allâh-u Te‘âlâdan yardım talep et.*Bilmiş ol ki, ümmet sana fayda vermek için bir araya gelmiş olsa, ancak Allâh-u Te‘âlânın senin için takdir ettiği hususta yararlı olabilirler.sana herhangi zarar vermek için bir araya gelmiş olsalar, ancak Allâh-u Te‘âlânın takdir ettiği hususta sana zarar verebilirler. Kalemler kalkmış sayfalar*mürekkepler kurumuştur.”

Bir münafık kendini gizleyip müslümanı öldürmeye azmedince müslüman Allâh-u Te‘âlâ’ya sığınarak:*“Ya Rahman yardım et.”*dedi Münafığın kellesi uçuruldu. bir ses Müslümana dedi ki sana bıçağı hazırladığı vakit ben Arşurrahmanda idim. Sen*“Ya Rahman yardım et.”**dediğinde Mevla beni gönderdi.Allâh-u Te‘âlâ her daim yardım edendir Yeter ki sığınmasını bilelim, fakat biz bilmiyoruz. Korunmayı maddi kuvvetlerden bekliyoruz.

Rasûlullâh*Herkese hatta küçüklere dahi dini anlatıyordu. Biz ise küçük bir çocuk ile karşılaşsak ona “gıdı gıdı eder, eğlendirmeye çalışırız. Allâh-u Te‘âlâ’yı muhafaza etmek, şeriatı muhafaza etmektir. Camiye girerken önce sağ ayağımızı atsak şeriatı muhafaza edmektir. Su içilirken yudum yudum üç defada içilse, şeriat muhafaza edilmiştir. giyerken sağdan, çıkarırken soldan, soldan olursa şeriat muhafaza edilmiştir.
Her İşimiz Şeriat Üzere Olmalıdır Helaya sol ayakla girilir, sağ ayakla çıkılır. Girerken de çıkarken de okunan dualar vardır. Namaz abdesti alırken acaba kaç kişi abdest dualarını okuyor Bunlar müstehabdır okunulması lazımdır.

Mevla Te‘âlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de anlayabileceğimiz şekilde şeriatı anlatıyor, şeriatı yaşarsanız size ne Sırp, ne Rus, ne Amerika dokunabilir. Bizler neden korkacağız? şeriatın uygulanmamasından korkacağız.Camiye girerken çıkarken, eve girerken çıkarken, giyinirken, yerken, içerken şeriatı muhafaza ediyor muyuz, etmiyor muyuz?” düşüncesinde bulunmalıyız.Allâh-u Te‘âlâ Karadeniz’in dağını, ovasını, yaylalarını altın, gümüş yaptı verimli kıldı, her taraf çay… Köylülerimizin eline milyonlar geçiyor. Fakat bir dahaki senenin çay satımına kadar halkta beş kuruş kalmıyor. Kimi Bafra’ya, kimi Samsun’a, kimi İstanbul’a gidiyor, sokaklarda, gazinolarda, kahvelerde boşu boşuna vakit geçirip parayı harcıyor

Allah Te‘âlâ’nın Muhyî İsm-i Şerîfi Ölüleri Diriltmesi


Mevlâ Teâlâ Hazretleri Muhyî*diriltici ismiyle tecellî etse Kendisine Muhyî**ismiyle tecellî olunan kul kabristana gidip ölülere o sırla kalkın dese, Bil ki o ölülerin hepsi diri olurlar. Hayvan kalma sırrı anla yâ hu Ahmaklıktan çıkıp Hakkâ gidelim. Allâh Te‘âlâ diriltici ismini kuluna yollasa, kul, o ismin tecellîsi ile kabristanda Ey ölüler kalkın” dese o ölülerin hepsi dirilirler. Çünkü kula tecellî eden Muhyî ismi Allâh Te‘âlâ’nın sıfatıdır, kulun sıfatı değildir. Hayvan kalma bu sırrı anla yâ hu”
Hayvan bu işi anlamaz. Meselâ cereyan ocağınızdan bir telle cereyan uzatsanız o cereyan, insanı ısıtır. Hâlbuki cereyan fabrikanındır, ocağın değildir. Fabrikanın cereyanı ısıtıcılığı, yakıcılığı o ocağa uzandı o ocak da ısıttı. Eğer fabrika cereyanını çekse, sen ve o ocak donar. “


Benî İsrâil’de zengin bir ihtiyarın tek vârisi kardeşinin oğulları idi. şeytan vesvese verince amcalarını öldürdüler. iftira atıp diyet istediler şehirliler Allâha yeminle biz öldürmedik, diyince Cibrîl as Hz Musâ*ya Allâhın emrini iletti bir sığır kesip ölüye sürdüler ölü dirilip dedi ki malımı yemek için beni kardeşimin oğulları öldürdü.ve tekrar öldü sizce dünya bir araya gelse, katili bulabilirmiydi. Ama onu Kur’ân buldurdu. Kur’ân’da büyük hünerler var. Ama milletimiz düşünmüyor,

her gün çeşit çeşit yemekler yiyorsunuz cehalet etmeyin. Evvelâ Müslüman olalım, diploma dursun.
Ne yazık ki Kur’ân’ı bilenler, ferahlayıp rahatlamıyorlar. Yunan felsefesine karşı eziklik duyuyorlar. Elinde Kur’ân nimeti dolu, onu nimet bilmiyorlar Kur’ân ehlinden daha aydın, bilgili, münevver var mı, Yok Lakin Kur’ân ehli az, öbürleri habisler çok oldukları için yüksek görünüyorlar. Hâlbuki o mekteplerde ne âyet ne hadîs ne Allah Te‘âlâ’nın ismi ne besmele yok. Kur’ân ve sahibimiz Allâh gökten yağmuru yağdırıyor, yeşilliği bittiriyor, Bütün dünyanın üniversiteleri toplansa bir ot bittiremezler. Yine de onlar beğenilip seviliyor. Vallâhi billâhi bu cehalettendir, yemin ettim size.


Sultan Fatih’in Mâneviyâtı

Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Zira Allah-u Te‘âlâ kavîdir ve galiptir.”*(Hac Sûresi:74)
Bütün çalışmalarımızı Allah rızası için yapalım. Mevla Teâlâ Kehf suresinde buyuruyor kim Rabbisine kavuşmayı ümit ederse sâlih amel işlesin. Rabbinin ibadetine kimseyi ortak etmesin.”*(Kehf Sûresi:110) Altın, gümüş, köşk, saray hiç birisi insanı Allah’a yaklaştırmıyor.
Fatih Sultan Mehmed’in babası 2. Murad yerine 13 yaşındaki oğlu Fatih hanı tahta geçirmişti. Devlet Osmanlının buhranı atlatamadığını taht değişikliğinin haçlıların harekete geçmelerine sebep olacağını söyleyerek Sultan 2. Murad Han’ı vazgeçirmeye çalıştılarsa da ikna edemediler. ve haçlılar Osmanlıya karşı harekete geçtiler.

Fatih Sultan Mehmed babasına şöyle mektub yazdı:”Eğer padişah iseniz tahta çıkıp kâfire mukabele edin. Yok, padişah ben isem emrediyorum derhal İslâm ordusunun başına geçin.”2. Murad bu dâhiyane mektub karşısında söz bulamadı. İmparatorluğun başına geçerek, kâfirleri bozguna uğrattı. Ne güzel baba! Ne güzel oğul! Peygamberimiz buyurduki İstanbul elbette fethedilecektir. Ne güzel emir ve Ne güzel ordudur onu fetheden Onlar saltanatda ibadete âşık idiler. Sultan Mehmed Hazretleri Şeyhi Akşemseddinden halvete girmek istemişti. Ancak Akşemseddin hazretleri reddetti ve dedi ki:*”Bu yolda bir lezzet vardır onu tattın mı dünya saltanatı silinir. sen devlet umurunu gereği gibi ifaya ve saltanatı hakkıyla icraya mecbursun. Sen halvetime girersen âlem bozulur, Allah’ın gazabına uğrarız. Ey Fatih! Senin malik olman lazımdır.”

büyüklerin sözleri ve hâlleri ne yazmakla biter, ne söylemekle. Bizle büyüklerin yolunda, onlar gibi ibadete âşık olalım. Geceleri teheccüde kalkalım. Teheccüdü kaçırmak zarardır. Tarikat derslerini tamamlamalı. Unutmayın herkesin ayrı kütüğü var, dersini ne kadar yaptığı kütükte yazıyor. İlla kalkalım. Kalktık mı Allah yardım edecektir.
Bizdeki kâmil sıfatlar Mevla Te‘âlâ’nın sıfatlarından geliyor. teşbihte hata yoktur. camii şerifin içindeki ışık dışarıdaki ışığın gölgesidir. Aslı güneştir. Mevla’da bize yolu ile hayat, ilim, semi… Sıfatları gelmese, ne hayat sahibi, ne ilim sahibi, ne işitici olabiliriz. Mevla Te‘âlâ bizden aldığı takdirde bizde bir şey kalmaz. Mevlâmızı böyle tanıyalım ve tanıtalım.

murataltug1985 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Köşe yazıları murataltug1985 GünceL HaberLer 119 4 Hafta önce 14:40
Tarihi Köşe yazıları ve makaleler murataltug1985 GünceL HaberLer 0 11.07.2018 22:12
Mezar Taşı Yazıları GoLqe Komik Yazilar 1 20.02.2015 23:21
Süpper islami kamyon arkası yazıları.... SıLa Komik Yazilar 0 10.04.2013 09:36
Dini Ekran Resimleri - Dini Resimler SıLa Dini Resimler 2 12.03.2013 14:10


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları