Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > Edebiyat Bölümü > Edebiyat > HasbihaL

Yenilenmeyen yenilir!


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki HasbihaL - kategorisi altındaki Yenilenmeyen yenilir! isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 11.03.2013   #1
||HüZüN DiYaRı||
eSiLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 2
Arkadaşlar: 2
Konular:
Mesajlar: 4.359
Rép Puanı: 2147483647
Rép Grafiği: eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute
Post Yenilenmeyen yenilir!

Yenilenmek mecburiyetindeyiz

Atalarımız, “Su uyur, düşman uyumaz!” demişler. Acaba bu sözden, sadece hudutlarımızdan sızmayı ve saldırmayı düşünen düşmanları mı anlamalı? Asıl ve daha tehlikelisi, içimizdeki düşman değil midir? Nitekim bir müthiş savaştan dönüş sırasında, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, “Şimdi küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz” buyurmuştur.

Gerçekten de nefsin ve Şeytan’ın müşterek düşmanlığı, hem sürekli hem de gözümüze görünmeden, gizlice ve sinsice gelişiyor. Bu sebepten, büyük cihad, devamlı uyanık, hazırlıklı ve güçlü olmayı gerektirir. En ufak gafleti ve boş bulunmayı, hele de “Bana bir şey olmaz!” gururunu asla affetmiyor nefis şeytan iş birliği…

Öyleyse biz iman, ihlâs ve ahlak imtihanında başarılı olabilmek için hep uyanık, çok dikkatli olmak mecburiyetindeyiz. Bir başka deyimle, manevi açıdan sürekli yenilenmeli, tazelenmeli ve maneviyatımızı takviye etmeliyiz.

“İmanlıyız, Elhamdulillah!” tesellisi, gaflete götürmemeli… Rabbimiz, “İnsanlar hiç imtihan edilmeden, (sadece) 'İman ettik!' demeleriyle (kendi hâllerine) bırakılıvereceklerini mi sandılar?” (Ankebût; 2) mealindeki ayetle, bize ikazda bulunur. Hele de, “Ey iman edenler! İman ediniz!” (Nisa; 136) hitabıyla yüreğimizi titretir.

Demek ki her şeyden önce, inancımız konusunda her an teyakkuzda olmak, dikkat kesilmek ve yenilenmek mecburiyetindeyiz.
İnsan, maddesiyle de manasıyla da devamlı değişen bir varlıktır. Her an hücreleri, cildi, kanı değişmekte, maddi varlığı sayısız ölüş ve dirilişlere şahit olmaktadır. Manevi varlığı da sürekli değişim içindedir. Deruni dünyamızda da ölüşler, dirilişler meydana gelmekte. Bilhassa da duygu ve düşünceler bakımından hızlı bir değişkenlik içindeyiz. Öyle ki bazen, insan kendisini bile tanıyamamakta, “Ben bu işi nasıl yaptım?” diye çaresizce sızlanmaktadır.

Bu bakımdan, insan sürekli değişen, dönüşen, başkalaşan bir varlık olarak, sürekli kendini denetlemeli, güçlendirmeli ve konumunu korumaya çalışmalıdır.

Doktorlar, bazı durumlarda vitamin takviyesi yapıyorlar. Salgın hastalıklara karşı önceden aşı tavsiye ediyorlar. Aynen bunun gibi manevi ortamın olumsuzlaştığı zamanlarda da imanları takviyeye ihtiyaç vardır. Manevi bataklığın, kirin, pasın ortasında, hiçbir tedbir almadan sağlıklı kalmak imkânı yoktur.

İnsan nasıl yenilenir?

Yenilenme, önce iman konusunda gerçekleşmelidir. Çünkü iman, mümini harekete geçiren manevi motor gücüdür. İman sağlıklı, sahih ve canlı olmazsa ona bağlı olarak dönecek ibadet ve ahlak çarkları da hayatiyetini yitirir. Bu sebeple, önce iman… Görürcesine bir Allah (cc) ve ahiret imanı. Dilde değil gönülde, sözde değil özde bir iman…

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, bu hususa dikkatimizi çeker, buyurur ki: “İman da giydiğiniz elbise gibi eskir. Onu “Lâ ilâhe illâllah” ile yenileyiniz.” (Müsned, et-Terğib ve’t- Terhib)

Allah’tan başka ilah olmadığını her mümin bilir. Fakat bu bilginin bir kesin imana, iz’ana, şuura dönüşmesi, yani hep yenilenmesi gerekiyor. Her eskiyen şey gibi…

Acaba, “Lâ ilâhe illâllah”ın sadece dilimizle söylenmesi yeterli midir? Herhalde, sadece dilimizle değil, gönlümüzle, genlerimizle, bütün hücrelerimizle söylememiz, özümsememiz, ruhumuza nakşetmemiz gerekiyor. Zira bu imana son, nefeste de ihtiyacımız var. İman avcısı olan şeytan da son nefesimize kadar, bütün hilesi, hut’ası ve entrikasıyla pusuda bekliyor.

Bütün bir ömür, hep canlı, hep taze, hep yeni tutmamız gerekiyor imanımızı. Çünkü bu dünyada ancak imanla insan oluyor ve insanca yaşayabiliyoruz. Ebedi saadet dünyası da sadece imanla kazanılıyor. Böylesine kıymetli ve eşsiz bir hazinenin üzerine ne kadar titresek azdır.

Oysaki her şeyin yenisini ve tazesini seven biz, imanımızı yenileme konusunda ne kadar tembeliz!

Manevi hasarlar Kur’an ile tamir edilir

Peki, bu manevi yenilenme çabasına nereden başlamalı?

Her şeyden önce, iç dünyamıza dönüp bakmayı bilmeliyiz. Hep dışımıza bakan, görüntüyü merak edenler olarak, kalbimizi de kontrol etmeliyiz. Abdülkadir Geylani kuddise sirruhu hazretleri buyurur ki: “Kalbinde 1000 ilah varken, yatağına girdiğin sırada, dilinle ‘Allahu Ekber’ demen neye yarar?”

Her gün defalarca okuduğumuz Fatiha Suresi’nde, “Ancak Sana ibadet eder, ancak Senden yardım dileriz” deriz. Bunu deriz de dediğimizin ne kadar farkındayız ve yaşantımız bu imana ne kadar uyar? İşte, hayatımızdaki bu çelişkileri fark etmek ve onları düzeltmek çabası, manevi yenilenme hamlesidir.

Hep uyanık bir düşmana karşı, hep uyanık ve güçlü olabilmek için en temel kuvvetimiz Kur’an-ı Kerim’dir. Çünkü modası geçmiyor, “Zaman ihtiyarladıkça Kur’an gençleşiyor. Yüce Yaratan’ın mucize Kitab’ı, manevi hasarları tamir ediyor, yaralara tiryak, hastalara deva, şifa oluyor.”
Kur’an’ın öğrettiği iman, her güzelliğin temeli, esası… İmanın bozulması, tuzun kokması gibi. Günümüz insanlığının bütün perişanlığı bu yüzden.




“İman, insanı insan eder, belki de sultan eder” der Bediüzzaman rahmetullahi aleyhi. İzzetli bir kul olur mümin. Kendini, haddini, edebini bilen ve bunları yitirmemek için her fedakarlığı göze alan hakiki insan…

Mümin, imanını da lütuf bilir. Sahibini unutmaz. Heyecanlı şükürlerle anar. Her anış bir tazeleniş, bir silkiniştir, bir yenileniştir aynı zamanda. Her nimetin şükrü kendi cinsinden olur. Bu sebeple, imanın hakikatini gönüllere nakşetmeye vesile olmak, müminin en derin sevincidir. Her yeni Şahadette, kendisi de yeniden ve bir daha müslüman olur, özüne döner, inancını pekiştirir.

Hiçbir olumsuzluk, sürekli tazelenen bir mümini ümitsiz edemez. Günaha düşmüşse tevbe lezzetini tadar. Gözyaşlarıyla temizlenir ve günahı hiç işlememiş gibi olur, yani yine yenilenir, güçlenir. Şuurlu müminin her günahını, mutlaka bir iyilik ve ibadet takip eder. Böylece bir günah, belki bin sevaba sebep olur.

İnsan ibadetle yenilenir

İmanı korumanın ve her dem yepyeni, taptaze tutmanın bir yolu da, ibadettir. İbadet, Rabbimizle sevgi iletişimini kurmak ve sürdürmek demektir. Hele de namaz…

İçinde bütün ibadetleri bulunduran temel kulluk borcu… Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem tarafından, akıp giden tertemiz bir ırmağa benzetilmiştir. Günde beş defa, evinin önünden akıp giden bu ırmakta yıkanan kişi kirli kalır mı?

İbadetin tekrarı ve sıklığı, manevi temizliğe, tazelenmeye, yenilenmeye verilen önemi gösterir. Oysaki insan olarak aldandık, hep görünür eskileri yeniledik. Hatta eşyayı eskimeden yenilemeyi sevdik. Her şeyimiz yeni, yepyeni olsun istedik ama manamız eskidi, kirlendi, özünü yitirdi; biz bunu hissetmedik bile. Çünkü gözümüz maddiyattaki yeniler için dört açılmış, buna mukabil kalp gözümüz de şaşılaşmış.
Mesela, hep yeni peşinde koşturan mümin, abdestin eskisiyle idare ediyor, namazı da bir şekilde aradan çıkarmaya çalışıyor.

Daima, “Eskiyi at, yenisini al!” diyen tüketim ekonomisi, sonunda insanı da tüketti. Çünkü fıtratı zorlayan bir hızla, insan hep bir yeniye ulaşma yarışındaydı. Bu yarış, insana ruhunu, gönlünü yenilemeyi unutturdu. Böylece, asıl insan yanını ihmal edenleri, hiçbir yenilik tatmin etmedi. Hatta atılanlar arasına ruh da katıldı.

Geriye ruhsuz, kalpsiz, yorgun, ümitsiz, bütünüyle dünyevileşmiş bir ceset kaldı. Bu haldeki ucubenin artık ne dönüp kendine bakacak hali vardı ne de yenilenecek gücü!

İman, aksiyondur

Müslüman böyle bir duruma düşmez, düşmemeli. Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, “İki günü birbirine eşit olan zarardadır” buyurmuştur. Bu hadisi, manevi anlamda da yorumlamak gerekir. Yani müslüman, daima dünden daha bilgili, daha ahlaklı, daha faziletli olmalı. Manevi gelişmişliği de sürekli olmalı ve hep ileriye doğru adım atmalı.

Bu gerçek, mümini hep harekete, hamleye yöneltmez mi? Durağan suların kokuştuğu gibi, miskin ve tembel mümin de manen kokuşur. İman, aksiyondur. Aksiyon, hamle, hareket, tazelik ve dolayısıyla yenilik demektir. Yunuscası, “Mümin, her dem yeniden doğar, hep tazedir, hiç usandırmaz.”

Bu hakikati anlamak için, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemi iyi anlamak gerekir. Hayatında hiç boş yoktur. Saniyelerine varıncaya kadar, hakkı verilerek yaşanmış bir hayat bırakmıştır bize. Hayatımız o hayatla hayatlanırsa, mayalanırsa, aşılanırsa, biz de yenilenmenin ve taze kalmanın sırrına ermiş oluruz.

Bıçağın nasıl bilenmeye ihtiyacı varsa insan ruhunun da yenilenmeye, aşka, şevke ihtiyacı vardır. Bu güzellik, durduk yere ve emeksiz yakalanamaz elbette. Aynı yöne dönmüş, zikirli, fikirli, ibadetli ortamlarda olmakla kolaylaşır. Tabii, oyundan, eğlenceden, internetten, televizyondan fırsat bulunabilirse!

VEHBİ VAKKASOĞLU

eSiLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:



Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları