Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > Edebiyat Bölümü > Edebiyat > Hayata Dair

Yakacak gemimiz kaldı mı?


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Hayata Dair - kategorisi altındaki Yakacak gemimiz kaldı mı? isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 19.07.2013   #1
Derdin Ne ise Davan O'Dur
eFe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 3
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 3.894
Rép Puanı: 2147483647
Rép Grafiği: eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute
Standart Yakacak gemimiz kaldı mı?

Tarık b. Ziyad'ı “gemileri yakmak” deyiminden biliriz hep...

İspanya'yı fethe çıktığında ordusunu karaya aldıktan sonra geriye dönüş ümidini kırmak, askeri güçlü kılmak ve savaşa odaklamak için böyle bir adım atar. Bütün savaş gemilerini yakar. Cihat ve fetih ruhuna böylesine teslim olmuş, böylesine inanmış birisidir.

“Gemileri yakmak” deyim bağlamında geriye dönüşü olmayan adımlar atmak kabilinden bir anlam ifade etmekle birlikte aynı zamanda kararlılığın ve dik duruşun da öteki adıdır.
Bugün böylesi savaşlardan ziyade biz bu ifadeyi belki de soyut manasıyla ele almalıyız. Kalbimizde, ruhumuzda ve fikir cephesinde “gemileri yakmak” noktasında ne yapmalı, nasıl bir duruş sergilemeli ve kendimizi nasıl ifade etmeliyiz sorularıyla adeta bir sınav veriyoruz.

Yakacak gemimiz kaldı mı?

Kalbimizde öylesine çok seferlere çıkıp öylesine çok savaşlara girişiyoruz ki meydan savaşları sönük kalıyor. Bugünün savaşları ruhi cephede gelişiyor ve biz fark etmeden belki de farkında olarak bir yerlere konuşlanıyoruz. Ancak bunu fikir mücadelesinden ziyade taraf olduğumuz, zıtlıklar yaşadığımız ve dünya görüşleriyle uyuşmadığımız taraflarla vicdani, insani, ruhani ve dini bütün öğretilerden azade bir duruşla, adeta yok etmek için, elemine etmek için, güçsüz kılmak için yapıyoruz ne yazık ki!
Vicdan, erdem ve merhamet bu mücadelede kesinlikle yok!

Yani Tarık b. Ziyad gibi “gemileri yakmış” geriye dönüş ümidi bile bırakmayacak kadar birbirimize bilenmişiz her birimiz. Hâlbuki burada unuttuğumuz bir şey var. İnsan olduğumuzu… Biraz sakinleşsek, biraz düşünsek ve biraz da arkamıza baksak ortada “gemileri yakmak” kabilinden, istişare edilemeyecek, anlaşılamayacak ve ortak paydalarda buluşulmayacak imkânsız bir durumun olmadığını göreceğiz.

İnsan zaten gemileri yaksa ne olur ki ?

Zira Şair Haydar Ergülen'in dediği gibi “İnsan kısadır”:

“Babaannem derdi ki: İnsan kısadır oğlum
Ve bilmezden gelir kısalığını, bilseydi
Yarışmazdı yollarla, göğe evler yükseltmezdi!

Zaten kaç harf ki insan!”

Haydar Ergülen'in insan tarifi insanın kısalığı, zayıflığı ve geçiciliği üzerine olsa da İnsan isterse uzun ömürlü ve kalıcı da olabilir, en azından iyi bir insan olur!
Bir Müslüman'ı, bir Hristiyan'ı, bir Yahudi'yi ve değer inançlara bağlı insanlardan bir grubu Menfaat ve dünyevi ihtiyaçların olmadığı bir adaya kapatsaydık acaba ne olurdu? Yine böyle kavga eder, yine böyle ayrışır ve yine böyle intikam ve ihtiras ateşiyle tutuşurlar mıydı? Tabii bu bilinmez…
Ancak insan isterse, fıtratının iç sesini dinlerse minimum seviyede de olsa insanlığın eskimeyen bütün şarkılarını söyleyebilir, insana mahsus bütün güzellikleri sergileyebilir!
İnsan kısalığını güzelliklerle, iyiliklerle ve erdemle uzatabilir.
Hiçbir insan doğuştan kötü değildir, hiçbir insan merhametsiz, vicdansız, erdemsiz ve ahlaksız da değildir. İnsan doğduğunda uzundur! Lakin insan büyüdükçe kısalır, küçülür ve kendinden uzaklaşır! Gölgesine bile ayrı düşer…

Nitekim bir takım öğreti ve ayrıntılarla büyüdüğümüzü sanırız belki de!
Bütün kutsal kitapların temelinde var olan “sevgi, şefkat ve merhamet” belki de bütün ayrışmaların ve huzursuzlukların tek reçetesi! O herkese hitap eden, herkese söylenen “Merhamet et ki merhamet edilesin!” sözünü kalbimizin karalarına sürmedikçe kalbimizi, ruhumuzu ve vicdanımızı iyileştiremeyiz zannediyorum.

Önce insan olmak!
Önce kendimize bakmak, kendimizi kınamak, kendimizi sınamak, kendimize sormak! Önce insan olmak ve ne söyleyeceksek önce kendimize söylemek! Bütün kavgalarımızı ve mücadelelerimizi de “ gemileri yakmadan” yapmak!

Muhabbetle Kalınız.






Click the image to open in full size.
eFe isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bize Kalan::. eBRaR SiirLer 0 01.05.2013 18:34
Eller mi kaldı? eFe iSlami SiirLer 0 04.03.2013 17:58
işimiz Allah’a Kaldı Demek Küfür Müdür? SimaL Soru Ve Cevaplar 0 03.01.2013 10:31
Elimde kaldı umutlarım KASIRGA Hayata Dair 1 17.12.2012 21:42
Kibariye & Bir YuReK kaLdı bende :( YuReK Diğer Videolar 0 11.12.2012 03:42


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları