Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > iSLam Tarihi > iSLamda Cihad-Cihad Erleri

Kadir Mısıroğlu: "Yezid'e haksızlık ediyoruz" ?


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki iSLamda Cihad-Cihad Erleri - kategorisi altındaki Kadir Mısıroğlu: "Yezid'e haksızlık ediyoruz" ? isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 01.05.2013   #1
Üye
ahmed nazif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: May 2013
Üye Numarası: 248
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 8
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: ahmed nazif is an unknown quantity at this point
Standart Kadir Mısıroğlu: "Yezid'e haksızlık ediyoruz" ?

Kadir Mısıroğlu: "Yezid'e haksızlık ediyoruz" ?



Bir haksızlıktan söz edilecekse bu Yezid lanetliğine değil , Onun bu şeytani iktidarına karşı hak ve adaleti tesis etmek için dikilen Hz.Hüseyin'e ve evlatlarına karşı olabilir..Gerçi ehl-i sünnet Hz Hüseyin'in hakkını teslim etmiş ve Yezid'in ismini bile tiksinti ile anmıştır ama arada Mısıroğlu Hoca gibi bilgi ve muhakeme kazalarına uğrayan talihsizler de çıkabilmektedir..
İkaz:Aşağıdaki kaynaklar ve o kaynaklardan yapılan alıntıların belki de en az yarısının uydurma, zayıf , şüpheli, güvenilmez kaynak/alıntılar olduğu inancındayım..İslam tarihinde her ayrıntı maalesef mevsuk rivayetler üzerine bina edilememiştir..Konuların neresine ve ne kadar uydurma ve yalanın sızdığını nerde sahih nerde Şia serpiştirmesi rivayet var olduğunun ayrımını yapmak büyük bir uzmanlık gerektirmektedir..İslam tarihi kaynaklarından daha henüz böyle bir rontgenden geçirme ve ayıklama yapılamamıştır..Maalesef ne hadis ilimleri ne de Tarih ilimleri İmam-ı Azam zirvesinde devasa bir ilmi kamet görmemiştir.Görmediği için de güvenilirlik etrafındaki tartışma az veya çok sürüp gitmektedir..Biz de var olan kaynaklar üzerinden değerlendirme yapmak zorundayız..
İddia 1:Yezid, Hüseyin'in (r.a.) katlini emretmemiştir. Fakat Irak valiliğinden O'nu vazgeçirmesi için İbn-i Ziyad'a mektup yazmıştır.(el-Munteka)
Cevap 1:
a)Mel'un Yezid'in Hz.Hüseyin'in katlini emretmediği hem doğrudur hem yanlıştır, yanlışlık tarafı daha ağır basmaktadır.. Doğrudur çünkü direkt olarak öldürün diye bir emrinin olmadığına inanılmaktadır..Böyle bir emrinin olmamasında Hz.Muaviye'nin oğlu mel'un Yezid'e Hz.Hüseyin için vasiyetlerinin de payı büyüktür..
[Muaviye b. Ebî Süfyan, ölüm döşeğine düşünce, oğlu Yezid'i yanına çağırdı. Ona Hz. Hüseyin hakkında bazı nasihat ve vasiyetlerde bulundu: «Iraklılar, Hüseyin b. Ali'yi ayaklandırmadan bırakmazlar. Eğer, o senin üzerine yürür de sen ona galebe çalarsan, onu affet.Çünkü o, akrabalık yönünden başkasına benzemeyen, hakkı, en çok gözetilecek olan bir zattır» [ibn-i Haldun-Tarih c. 3, s. 18] «Hüseyin'i kolla. Çünkü, o, insanların, insanlara en sevgilisidir. Ona karşı akrabalık hakkını gözet. Kendisine yumuşak davran.Ondan herhangi bir muhalefet görürsen,onun babasını öldüren, kardeşini geri durduran Allah, sana kâfi gelecektir!» dedi[ Siyerü Â'lam-in Nübela c. 3, s. 108 ]

Öldürün emrinin olmaması öldürmeyin diye emrinin olmadığını veya bu sonuca gidecek olaylar zincirinin önünün açılmadığını göstermez. Direkt olmasa da dolaylı şekilde öldürme emrini verdiği ve bu süreci desteklediği kesindir..Hz Hüseyin zalim Yezide biatı reddetmesinden başlayıp saltanatına başkaldırdığı süreçte masada var olan en önemli alternatif ya Hz Hüseyin'in bu davasında muzaffer çıkıp Yezid iktidarını alaşağı etmek veya bu yolda canından olmaktı.Kılıcın hakem olarak belirlendiği bir davada başka bir sonuç çıkması mümkün değildi..O dönemin iç siyasi hesaplaşmalarının tarihi karakteri ve bu yenilenin çoğu kez boynunun vurulması bunu gerekli kılıyordu..Bir kere Emevi iktidarı Yezid , Haccac , Müslim bin Ukbe,Abdülmelik , Ubeydullah bin Ziyad ,.. gibilerin elinde olabildiğince acımasızlaşıyordu.Bunların gözünde devletin devam ve bekası için kişiler -isterse Peygamber torunu olsun- feda edilebilirdi/edilmeliydi de..Böyle bir başkaldırıyla Emevi devletine kafa tutmak şöyle dursun bundan çok daha hafif bir tehdidin bile ucu ölüme çıkması her an muhtemeldi.Emevi devleti kendi siyasi otoritesini ve mevcudiyetini devam ettirme yolunda hiç bir şeyi feda etmekten çekinmiyordu...Bir örnek:
Birgün,meşhur Haccac'ın huzurunda bir toplantı yapılır. Hz. Hüseyin'den söz açılır.
Haccac; Hz. Hüseyin'in, kız çocuğundan olduğunu ileri sürüp «O' Peygamber Aleyhisselâm'ın
zürriyetinde olamaz, sayılamaz!» der.Mecliste bulunan bilginlerden Yahya b. Ya'mür «Ey Emir! Sen, yalan söyledin!» diyerek Haccac'ın-iddiasını reddeder.
Haccac, Yahya b. Ya'mür'ün sözüne son derece kızar,
«Ya bana, yüce Allah'ın kitabından açık bir delil ile sözünü isbat eder, canını elimden kurtarırsın, yahut, seni öyle bir ölümle öldürürüm ki parça parça ederim!» der.....
[ îbn~i Abd-i Rabbih-İkdülferid c. 2, s.-220]
b)Hz. Muaviye'nin ölümüyle beraber habis Yezid'e beyat alınmaktadır .Bu esnada Medine'de yaşanılan tartışmalar Hz.Hüseyin'in şehadetinin ilk işaretçisidir:
Velid, Yezid'in yazısını okuduktan sonra, Hz. Hüseyin'i, Yezid'e bey'ata davet etti.

Hz. Hüseyin «înnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun. Allah, Muaviye'ye rahmet etsin. Sana da, büyük ecir versin.Bey'at işine gelince, benim gibi bir adam, gizli olarak bey'at edemez. Zâten, halkın önünde açıklamadıkça, bu bey'ata sen de, razı olmazsın.
Sen, çıkıp halkı bey'ata davet ettiğin zaman, bizi de, çağırırsın.» dedi.
Velid, sulhü sever bir adamdı. «Peki, şimdi, evine dön. Halk, bey'at için toplandığı zaman, sen de,onlarla birlikte gelir, bey'at edersin.» dedi.Mervan «Eğer, bu, şimdi yanından ayrılacak olursa, onu, bir daha hiç bir zaman ele geçirmeğe kadir ve muvaffak olamazsın! Hatta, onunla, senin aranda çarpışma olur.Sen, bu adamı haps et.O, yanından gitmeden, ya bey'at eder, yahut onun boynunu vurursun!» dedi-Hz. Hüseyin, yerinden sıçradı. «Ey mor suratlı adamın oğlu! Yalan söyledin! Vallahi, sen alçaklaştın. Günah
işledin.Benim boynumu vurmağa, ne sen kadir olabilirsin, ne de, o kadir ola bilir!» diyerek Velid'in yanından çıkıp gitti. [Belâzüri-Ensabül'eşraf c. 4, s. 14-15, Taberi-Tarih c. 6, s. 189] Mervan, Velid'e «Sen, benim sözümü dinlemedin. Vallahi, sen, böyle bir fırsatı [yani Hz.Hüseyin'i öldürme fırsatını] bir daha ele geçiremezsin!»dedi.
[M. Asım Köksal, İslam Tarihi Hz. Hüseyin ve Kerbela Faciası, Akçağ Yayınları: 24-25] .
c)Hz.Hüseyin de bu işin sonucunun öldürülmeye çıktığının farkındaydı ;Yapacağım alıntılar konusunda Türkçe eserler içinde mümtaz bir yeri olan Emevi-Haşimi ilişkileri Doç.Dr.İbrahim Sarıçam adlı kitaptan:...Bu gelişmeler üzerine Hz.Hüseyin yakınlarından bazılarını da yanına alarak Mekke'ye gitti.Medine'den ayrılmadan önce dedesinin kabrini ziyaret ederek şunları söyledi:''Ya Rasulallah! Senin yanından istemeyerek ayrılıyorum.Seninle aramıza girdiler.Şarap içen, günahkar Yezid'e biat etmeye zorlandım. Bunu yaparsam kafir olurum, şayet biat etmezsem öldürülürüm...''[Ebu Mihnef,14-15] ...Acaba Hz.Hüseyin'in Medine'yi apar topar terk etmesinin gerçek sebebi neydi? O, Medine'de kendisini emniyette hissetmediği için mi veya bir isyan hazırlığı yapmak maksadıyla mı Mekke'ye gitmiştir? Her şeyden önce belirtmek gerekir ki , o Yezid'e biat etmemekte kesin kararlı idi, daha önce Muaviye'nin tüm ısrar ve tazyiklerine rağmen onun veliahtlığını kabul etmemişti. Şimdi ise halife olarak hiç tanıyamazdı. Hatta Yezid'e biat etmenin günah olduğu görüşünde idi. [Taha Hüseyin,II,239] Biat etmemesine Beni Ümeyye'nin asla müsamaha göstermeyeceği de anlaşılıyordu. Hatta Yezid'e Mervan'ın böyle bir tavsiyeye cür'et edebilmesi ve Hz.Hüseyin'in Mekke'yi derhal terk etmesi noktalarından hareketle, kaynaklarda Yezid'in, valiye , biat etmeyenlerin öldürülmesini emrettiğine dair yer alan bilgilerin doğru olabileceği kanaatı hasıl olmaktadır. Biat etmeyenlerin boynunun vurulmasına dair Yezid'in emri Hz.Hüseyin'in kulağına gitmiş de olabilir. Bu sebeple Hz.Hüseyin'in sürekli olarak biat için tazyik edilmesinden ve biat etmediği takdirde bir suikaste kurban gitmesinden endişe ettiği [Krş.Hasan Onat (Ankara 1993),65-66] için Medine'yi terk ettiğini söyleyebiliriz...Hz.Hüseyin'inn biat etmemesinin Yezid b. Muaviye nezdindeki yankısına gelince, Ibn A'sem'e göre Velid b Utbe, onun biat etmediğini Yezid'e bildirdi. Yezid de valiye yazdığı mektupta Medine halkından ikince defa biat almasını , şayet biat etmezse bu mektuba vereceği cevapla birlikte Hüseyin'in başının kendisine gönderilmesini istedi. Bunu yaptığı takdirde valiyi mükafatlandıracağını bildirdi. Velid ise, şayet Yezid kendisine dünyanın tamamını bağışlasa dahi Resulullah'ın torununun öldüremeyeceğini söyledi. [İbn Asem,III,19]
d) Yapacağım alıntı Prof.Dr.Hüseyin Algül'ün Kerbela adlı kitabının 164-169. sayfalarından(köşeli parantezler bana aittir):
Hz.Hüseyin'in Maruz kaldığı Faciada Yezid'in Rolü ve Sorumluluğu:...Bu tür bir algılamaya göre Hz.Hüseyin , Yezid'in siyasi otoritesine karşı bir başkaldırıda bulunmuş...bu tarz bir okumaya göre o ,"Allah'ın mülkü dilediğine vereceği" hikmetini ihmal etmişti .[Emevi irade/kader anlayışında bu isyan otoriteden ziyade Allah'a karşı yapılıyordu ve Allah'a isyanın cezası da ölüm olmalıydı].Bu açıdan Yezid Hüseyin'in Kufe'ye gelişine seyirci kalamazdı..Hz.Hüseyin'in Şam'a gelmesi , görüşme imkanı tanınması ,Hicaz veya bir serhad şehrine gitmesine izin verilmesiyle problem [bunlar son nokta da Hz Hüseyin'in teklifiydi ancak kabul edilmemişti] farklı bir çözüme kavuşabilirdi..Ancak Yezid'in diliyle Mercane'nin oğlu (İbni Ziyad) acele etti.[At sahibine göre kişner ey Yezid , numara yapma -kitapların demesine göre yine de- din kardeşiyiz ]
[Yezid'in Hz.Hüseyin'in ölümü üzerine verdiği tepkiler tam bir tiyatrodur ...öyle olmasaydı da böyle olsaydı yakınmaları inandırıcılıktan uzak timsah gözyaşlarıdır..Ne acıdır ki bazı kendini bilmezler şuna buna peşkeş çekilmenin sınırına kadar işkenceye maruz kalan Resulullah'ın kız torunlarının gözyaşlarına Yezid'in bu timsah gözyaşlarından daha az değer vermiştir..:Hz. Hüseyin'in yasça Sükeyne'den daha büyük olan kızı Fâtıma şöyle dedi: «Ey Yezîd! Rasûlul­lah'm kızları şu anda esir midir?» Yezîd onlara: «Ey kardeşimin kızı, işte benim de arzulamadığım şey bu idi.» deyince Fâtıma: «Allah'a yemin ederim, bizim bir yüzüğümüz bile bırakılmadı.» dedi. Bunun üzerine Yezîd: «Sizin başınıza gelmiş olanlar sizden alınanlardan daha büyüktür.» diye karşılık verdi.

Bu arada Şamlı bir adam ayağa kalkarak ve Fâtima'yı kast ederek: «Bunu bana bağışlayıver!» deyince Fâtıma kız kardeşi Zeyneb'in elbise­lerini yakaladı. Zeyneb Fatma'dan daha büyük idi, Yezîd'e şöyle dedi: «Yalan söyledin ve çok alçakça hareket ettin. Böyle bir iş ne sana, ne de ona düşer.» Bu söz üzerine Yezîd gazaba geldi ve şunları söyledi: «Al­lah'a yemin ederim, sen yalan söyledin, bu bana düşer ve ben onu ba­ğışlamayı istesem bağışlayabilirdimel Kamil fit-Tarih ]
Bütün bunları güya kendi kendine konuşan ve bir durum değerlendirmesi [vicdan azabı rolü] yapan Yezid , en sonunda yine kendine şu soruya sorar:"Ben Kufe önlerine geldiğinde Hüseyin'i Şam'a getirtip evime konuk etseydim, bazı imkanlar sunup onu razı etseydim ne kaybederdim ?Belki siyasi otoritem biraz sarsılmış olurdu ama buna karşılık Resulullah'ın haklarını korumuş olurdum.Böylece insanlar bana kin beslemez ve lanet okumazdı"[İbnül Esir ,el-Kamil,IV,87 ,İbn Kesir , el Bidaye ,VIII,191.]
[Faydasız son pişmanlık akıl hocası şeytan için bile mümkün iken talebesinde olması çok fazla yadırganacak bir şey değildir]"Keşke Hüseyin'in isteklerinden birini yerine getirebilseydik de onun ölümüne sebep olmasaydık.Allah İbni Mercane'ye lanet etsin!Hüseyin'i öldürmek suretiyle halkın bana gücenmesine ve idaremden nefret etmesine yol açtı , insanların kalplerine benim için düşmanlık tohumları ekti.İyi olsun kötü olsun herkes Hüseyin'in öldürülmesini kafasında büyüterek bana buğzeder oldu.""[İbnül Esir ,el-Kamil,IV,87 ,Cevdet Paşa ,Kısas-ı Enbiya ,VIII,227-228]
[Melun Yezid'in üzüntüsünde rol yapmadığı nokta , Hz Hüseyin'in öldürülmesinin kendi iktidarı üzerindeki acı sonuçlarıydı ki bunlar Yezid'den ve iktidarından nefret edilmesiydi.Yoksa o şer tabiatlı melunun sırf Peygamber Torunu diye Hz Hüseyin'in öldürülmesinden müteessir olduğunu düşünmek fazla romantiklik olur..4 senelik kısacık saltanat kariyerine Kerbela'dan sonra Harre katliamı-ve bu katliam ile birlikte yüzlerce Medineli kadına Resulullah'ın Mescidine baka baka tecavüz etme- gibi usta işi zulümler sığdırmayı başaran melun Yezid için bu kadar yumuşak kalpli olmak sert mizacıyla bütünleşmiş karizmasının kaldıramayacağı bir durumdu]
Hz.Hüseyin'den geri kalanlara esir muamelesi yapılmış elleri kolları bağlanarak Kufe'ye sevk edilmiştir.Orada Kufe valisinin alaylı sataşmalarına maruz kalmışlar daha sonra horlanarak Şam'a gönderilmişlerdir.Acaba bu acı tablolar ortadayken hangi gerekçe Yezid'in sorumluluğunu göz ardı ettirebilir.?
Daha sonra şöyle olsaydı böyle olsaydı tarzında söylenmiş sözler siyasi havayı yumuşatmayı hedeflemiş olabilir.Eğer Yezid Kufe valisi İbni Ziyad'ı , katillerin başı Şemir'i ve yakın çevresini görevden alsaydı ve cezalandırsaydı Yezid'e ait bu ah-vah cümlelerinin samimiyetinden söz etmenin anlamı olurdu.Halbuki hiç bir görevden alma veya cezalandırma yapılmamıştır..Başında Mervan Bin Hakem gibi yaşlı ve tecrübeli bazılarının bulunduğu Ümeyyeoğulları lobisinin de arzusunun bu doğrultuda olduğunu Mervan'ın Medine'deki sözlerinden hatırlıyoruz.. Diğer yandan Hz.Hüseyin'in Kerbela çadırını kurmaya zorlandığı gün 2 Muharrem idi.Şehid edildiği gün ise 10 Muharrem..Bu iki tarih arasında 8 gün vardır..Yezid'in her gelişmeden adım adım haberdar edilmesi uyarısını dikkate alırsak vali ile merkez arasında belirli bir haberleşmenin olduğunu tahmin etmek zor değildir...Bütün bu günlerdeki karşılıklı yazışmalarda Hz Hüseyin'in ya "biatı ya başı" diye Yezid'den çıkmış sarih bir emir yok ise de bunun aksini belirten bir bilgi de yoktur.Halbuki Hz Hüseyin'in biata zorlanması ama kesinlikle öldürülmemesi belirtilebilirdi.[Hz.Hüseyin'in öldürülmesinin şeytani fantezi dışında hiç bir anlamı kalmamıştı.Çünkü onu Kufe'ye çuvallarca mektup ve 10 binlerce biat sözüyle çağıran kalabalığın içi boş ,kuru, haysiyetsiz bir kalabalık olduğu -hatta onun karşısına dikilen suratsızlardan bazılarının onu davet edenlerden oluştuğu- ortaya çıkmıştı..Hz.Hüseyin şansını denemiş ama Kufe yine "işte böyle dönek olunur" diye kendi rekorlarını kırmıştı..Hz.Hüseyin artık etkisizdi, hem de kelimenin tam anlamıyla tükenmişti.Çevresinde onu anlayacak ve savunacak bir kaç on tane fedai vardı.Ve bir de kadınlar.Ve de çocuklar..Ne acı bir tablo!İlerde yaşasaydı sütten ağzının ne derece yandığını çok iyi hatırlama fırsatını bulabilirdi...Kufe bitikdi , Basra zaten muhalif ve düşman kaynıyordu , Şam hiç olmadı v.s..Kıyamet günü "Ne demeye Hz Hüseyin'i öldürdünüz" sorusuna verecekleri cevap Yezidi takliden timsah gözyaşlarımı olacak ?veya Yezid'e haksızlık yapıldı nerde kaldı Hüseyin'in hakları deyip denize düşen Yezid'emi sarılacak?Yezid'e oynamak dünyada iken epey kazandırmıştı du bakim şu dar-ı bekada da şansımız devam eder mi denilecek?.Göreceğiz.] Hatta Hz.Hüseyin'in çevresindeki fedaileri de teker teker şehid edildikten sonra bile yalnız kalan Hz. Hüseyin(r.a) esir alınıp Şam'a götürülebilirdi..Hz.Hüseyin'i öldürmeyi planlayanlar mevcut iktidarın bundan memnun olacağını umdukları için bunu yaptılar..Müslim bin Akil'in öldürülmesi üzerine Yezid tarafından Kufe valisinin tebrik edilmesi ve mükafatlandırılması İbni Ziyad'ı Hz Hüseyin'in kanına girme konusunda cesaretlendirmiştir..[Görülüyor ki Yezid şark kurnazlığıyla önemli bir siyasi muhalifinin ekarte edilmesine sevinmesi icab ederken-ve belki de yüzünün bir yanıyla da sevinirken- dışarıdan teatral bir üzüntü sergilemiş hatta bir günah keçisi tayin ederek bu işteki sorumluluğu kurnazca o keçiye yüklemiştir..Tabi yersen!/maalesef yiyenler de çıkmış!]
İddia 2:Yezid bu facianın haberini alınca müteessir olmuş ve evinde oturup ağlamıştır. Yezîd asla onları esir etmemiştir. Aksine onları techiz ettikten sonra ihtiyaçlarını karşılamış ve memleketlerine göndermiştir. Çünkü, Muaviye (r.a.), Yezid'e Hüseyin'in (r.a.), hukukuna riayet etmesi ve yüceliğine hürmet göstermesi için tavsiyede bulunmuştu.(el-Munteka )
Cevap 2:
a)Yezidin bu ağlayışı sahte gözyaşları olabilir(Yezid ismine yakışan da budur) riya yüklü böyle bir amel sevap değil günah kazandırır..Veya bu ağlayışı samimiyse ya ne yaptığını bilemeyen , hesap edemeyen ama iş olup bittikten sonra salaklığıma doymamayayım diyen birinin ağlamasıdır ki bu ağlama çok kısa süreli bir etkiyle geçer gider salaklık baki kalır..Ya da babasının vasiyetini tutamamanın verdiği üzüntünün sonucu olarak ağlamıştır. Yezid'in evinde oturup ağlamasının bir değerini olmadığını yukarda açıkladık..Eğer bu ağlamasında samimi olsaydı ve pişmanlık mahiyetinde olsaydı hicri 61. yılda yaşanan Kerbela vakasını daha da geliştirip hicri 63'teki Harre vakası şeklinde hortlatmazdı..Kerbela onun kalfalık işiyse Harre de ustalığını konuşturmuştur.Ve tüm bunları 3-4 yıl gibi çok kısa bir dönemde becermiştir.Eğer uzun yaşasaydı tarihin masum yüzüne daha ne derin çizikler atacağını da görebilecektik..Emevilerin devlet otoritesinde komutan-emir arasındaki ilişkiyi bilmeyenler belki bu 2 acı vakayı komutanlara veya valilere yükleyip Yezid'i temize çıkarmak isteyebilirler ama bu tarihsel realiteye terstir.Komutan yüklendiği misyonda ,aldığı görevde "Emirin" iradesini uygular..Onun verdiği yetki kadar zulüm yapar..Onun çiğne dediği kadar toprağı çiğner, onun yık dediği kadar evi yıkabilir..Hz Ömer zamanında Hz.Muaviye zerre kadar hata yapsa Hz.Ömer eliyle hesaba çekileceği şuuruyla Şam'ı idare etmiştir.Halife seçtiği vali veya komutan nedeniyle halka karşı da Hakka karşı da sorumludur..Gelişigüzel seçim yapmak işi ehline vermemek olacağından bunun vebalinden kurtulamaz..
b)"Yezid asla onları esir etmemiştir" cümlesi ibnül Esir'in meşhur El-Kamil Fi’t-Tarih adlı meşhur kitabındaki bilgiye terstir.
iddia 3:Buhari'de bulunan ve İbn-i Ömer'den rivayet edilen bir hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır: “Konstantiniyye'ye (İstanbul) savaş açacak ilk ordu affedilmiştir.” Konstantiniyye'yi fethetmek için ilk çıkan ordu, Muaviye'nin (r.a.) techiz edip başına oğlu Yezid'i tayin ettiği ordudur. Hatta Ebu Eyyüb El-Ensâri gibi ashabın ileri gelenleri de bu ordunun içindeydi.
Cevap 3:Öncelikle bir yanlışı düzeltelim..Videonun 50. saniyesinde geçen Yezid'in bu seferi Muaviye'nin Şam valiliğin döneminde olmuştur sözü atmasyondur..Doğrusu Hz.Muaviyenin Şam valiliğinde değil Hicri 52. yılda yani Halifeliği döneminde olduğudur.
Bu yüzdendir ki Yezid'in bu orduya komutan olarak tayin edilmesi -veliaht olarak düşünüldüğü için- iyi bir kariyer planlaması izlenimini vermektedir..Şeyhülislam İbni Teymiyye de çok iyi bilmektedir ki böyle hadisleri masumluk , günahsızlık veya günah işlemeden korunmak , cennetlik olmak şeklinde anlamak yanlıştır..O yüzden hadiste geçen "affedilmiştir" müjdesi tüm günahlardan değil niyete de paralel olarak Allahın dilediği kadar affedilmeyi ifade eder.Ömrünün sonuna kadar yayılan bir affedilmenin kastedilmediği açıktır..Eğer bu hadisteki affı alır ;
"Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiç biri Cehennem'e girmez."(Müslim, Ebu Davud, Tirmizi), Allah Bedir ehline muttali olmuş ve onlar affedilmiştir. (Müslim, no 2494).“Hatıb Bedir savaşına katılmıştır. Ey Ömer! Ne biliyorsun ki belki Allah Bedir’e katılanların kalplerine baktı ve şöyle dedi: “Dilediğinizi yapın. Ben sizi affettim.” (Buhari, Müslim ve başkaları rivayet ettiler. ) hadislerindeki afla eş değer tutarsak esas bu hadislere haksızlık etmiş oluruz..
Hem aff kapısı her zaman açıktır:Biri günah işler veya kendine zulmeder, sonra pişman olup, Allahü teâlâya istiğfar ederse, Allahü teâlâyı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur.)[Nisa 110]Hadisteki Konstantiniyye'yi fethe çıkan ilk orduya vadedilen affı özel bir manaya ve özel bir konuma (Bedir ehli veya Beyat-ı Rıdvan'a katılanlar hakkında olduğu gibi) yükseltgemeye delil yoktur..Zaten realite de Bedir ehli ,Beyat-ı Rıdvan ehli denir ama Konsantiniyyeyi fethe çıkan ilk ordu ehli denmez.Özel bir konum aramaktan ziyade teşvik etmek ve hedef göstermek diye anlaşılırsa hadisin ruhundaki Nebevi gayeyi daha iyi yansıtmış olur..Hadisteki af şu hadisteki gibidir:
"Kim abdest alır, abdestini güzelce tamamlar ve hatasız iki rekât namaz kılarsa Allah onun geçmiş günahlarını affeder" (İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned)
Lafızlara bakarsak tüm günahlar tek namazda affediliyor..Affın derecesi niyete ve Allah'ın dilemesine bağlı olarak kayıtlıdır.Bu hadisteki zahiri manaya göre tek bir abdest ve namaz Konstantiniyye seferine katılan ilklerden olmaktan potansiyel olarak daha fazla af taşır..
Benzer içerikli hadisler:
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kim abdest alır ve abdestini mükemmel kılar, sevab ümidiyle müslüman kardeşini hasta iken ziyaret ederse, ateşten, yetmiş yıllık yürüme mesafesi kadar uzaklaştırılır."
Ebu Davud, Cenaiz 7, (3097).
"Hz. Osman radıyallahu anh abdest aldı ve dedi ki:
"Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şu benim abdestim gibi abdest aldığını, sonra da şöyle söylediğini gördüm: "Kim bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları affedilir, namazı ve mescide kadar yürümesi de nafile (ibadet) olur." Buhari, Vudü 25; Müslim, Tahâret 8, (229).
"Kim şu abdestim gibi abdest alır, arkasından iki rek'at namaz kılar ve namazda kendi kendine (dünyevi bir şey) konuşmazsa geçmiş günahları affedilir."Buhari, Vudü 24, 28, Savm 27; Müslim, Taharet 3, 4, (226); Ebu Dâvud, Tahâret 50, (106); Nesâi, Tahâret 27, 2 8, 93, (1).Tek bir abdestin ve namazın tüm geçmiş günahları affettirici potansiyele haiz olduğu doğrudur ama bunu kurallaştırıp kesin kanaat haline dökmek ve her bir örnekte geçerliliğini aramak yanlıştır..Çünkü o noktada Gafurur Rahimin iradesi devre dışı bırakılır.Oysa hadisteki ana vurgu yapılan cüzi ibadete değil af ve mağfiretin büyüklüğünedir.Tüm bu açıklamalar Konstantiniyye hadisi için de aynı şekilde geçerlidir..Özel hale indirgenmiş ve kesinleşmiş bir aftan bahsetmekten ziyade Allah'ın mağfiretinin enginliğini ve Allah'ın dilemesini anlamak gerek.

ahmed nazif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 01.05.2013   #2
Üye
ahmed nazif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: May 2013
Üye Numarası: 248
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 8
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: ahmed nazif is an unknown quantity at this point
Standart Cevap: Kadir Mısıroğlu: "Yezid'e haksızlık ediyoruz" ?

iddia 4:Sonra Yezîd konusunda üç fırkaya ayrılmışlar. Bir fırka onu lanetlemiş; bir fırka onu sevmiş ve birisi de ona ne sövmüş, ne de onu sevmiştir. İmam Ahmed'den ve onun ashabı ile diğer müslümanlardan mutedil olanların hepsinden nakledilen, sonuncu görüştür.İmam Ahmed'in oğlu Salih şöyle diyor: "Babama dedim ki: Bir topluluk Yezîd'i sevdiklerini söylüyorlar. Ey oğul dedi, Allah'a ve âhiret gününe inanan, Yezîd'i sever mi? O halde niçin onu lanetlemiyorsun? dedim. Ey oğul dedi, babanın bir kimseye lanet ettiğini hiç gördün mü?Mehnâ şöyle demektedir: Yezîd b. Muâviye b. Ebî Süfyân'ı Ahmed'e sordum: O öyle biridir ki, Medine'de yaptığını yaptı, dedi. Ne yaptı? dedim. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından bâzısını öldürdü ve bunun dışında birtakım şeyler yaptı, dedi. Başka ne yaptı? dedim. Medine'yi yağmaladı, dedi. Kendisinden hadîs nakledilir mi? dedim. Hayır, kendisinden bir hadîs bile nakledilmez, dedi.Üçüncü görüş ise şöyledir: O, müslüman sultanlardan olup hem iyilikleri, hem de kötülükleri vardır. Hz. Osman'ın hilâfeti döneminde doğmuştur. Kâfir değildir. Ne var ki kendisi sebebiyle Hz. Hüseyin şehid edilmiş ve Harre baskını vukû bulmuştur. Ne sahâbî, ne de Allah'ın sâlih kullarındandı. Akıl, ilim, Sünnet ve Cemâat ehlinin hepsinin görüşü budur.
Cevap 4:Şeyhülislam İbni Teymiyye insanların Yezid konusunda üç gruba ayrıldığını verdikten sonra bunlardan 3. yü açıklama sadedinde kafasının epey bir karışık olduğu görülüyor..Yukarıki tasnife bakarsak bu 3. grup onu ne seven ama ne de sövmeyen gruptan oluşur..Örnek olarak verilen İmam Ahmed'in sözlerine alırsak İmam'ın onu sevmekten ne kadar uzak olduğunu verdikten sonra ona lanet etmeyişinin Yezid'e ait bir hususiyet değil -velev ki kafir bile olsa- insanlardan hiçbirine karşı göstermediği bir tavır olduğunu tespitten sonra aşağıda verilen 3. grup için 2. versiyon tarife göre bu gruba girenlerce Yezidin hem iyilikleri hemde kötülükleri vardır o nedenle ne sevilmeyi ne de sövülmeyi hak eder.Ama iyiliklerinin de olduğunu kabul eder.Her iki 3. grup birbirinden tamamen farklıdır..İmam Ahmed'in içinde bulunduğu ilk 3. grup Yezidden nefret eder gibi durmaktadır ama ahlaki prensib gereği dilini böyle bir melun için bozmaz ;ikinci versiyon 3. grup içinse Yezid nerdeyse iyilikleri ve kötülükleriyle dengede nötr durumdadır.Biz müslümanların sultanıdır.Pasif bir yergiden maada Yezid'e karşı bir husumete gerek yoktur..Aslında Şeyhülislam diyor ki 3. grup var 3. gruptan içeru.
iddia5:Hüseyin (r.a.) ise halife değildi. O başta halifeliğe talip idi. Bilahare bu talebini uygun görmedi. Ancak Yezid'e götürülmek üzere teslim olması istenince, bu isteği reddederek şehid edilinceye kadar çarpışmıştır.(el-Munteka)
cevap5:Bu apaçık bir hatadır.Gerçek tam tersidir.Yezid'e gitmek isteyen Hz.Hüseyin; kabul etmeyenler ise karşı taraftır..Bunu Şeyhulislam'ın talebesi İbn Kesir bile böyle kaydeder: Bazı kimseler, Hz. Hü­seyin'in, Ömer b. Sa'd'dan kendisini Şam'da bulunan Muaviye oğlu Ye­zid'e götürmesini ve buradaki askeri birliklerin oldukları yerde karşı karşıya bırakılmalarını talep etmişti. Ömer ise, ona şu cevabı vermişti:

- Eğer böyle yaparsam îbn Ziyad benim evimi yıkar.
- Ben senin evini eskisinden daha güzel yaparım.
- O zaman çiftliğimi elimden alır.
- Sana Hicaz'daki malımdan bir kısmını vererek daha iyi bir çiftlik
alırım.Ömer b. Sa'd, bu teklifi uygun görmedi.
Bazıları dediler ki: Hüseyin, Ömer b. Sa'd'dan, kendisiyle birlikte Yezid'in yanına gitmesini veya kendisini Hicaz'a dönmek üzere bırak­masını, yahut sınır boylarına gidip Türklerle savaşmasına müsaade et­mesini istemiş, Ömer de bu durumu Ubeydullah b. Ziyad'a yazmış Evet, kabul ettim." deyince orada bulunan Şimr b. Zücevşen kalkıp şöyle diyerek müdahalede bulunmuştu:
- Hayır, vallahi Hüseyin ve adamları senin hükmüne boyun eğme­dikleri takdirde bu olmaz. Vallahi duyduğuma göre Hüseyin ile Ömer b. Sa'd, iki karargah arasında orta bir yerde oturup görüşüyor ve gece bo­yunca konuşuyorlarmış." İbn Ziyad da: "Ne güzel bir görüş ileri sürdün" dedi.[El Bidaye Ven-nihaye İbn Kesir]
Hatta İbni Teymiyye bile kitabının ilerki kısımlarında doğrusunu vermiştir:...Hüseyin (r.a.), onlardan ya Yezid'egitmek veya memleketine gitmek için kendisine müsaade etmelerini istedi.(el-Munteka)
iddia 6:Yezid'e ve başkalarına lanet eden kimsenin; Yezid'in fâsık ve zâlim olduğunu, fâsık ve zâlim olan kimsenin bizzat lanet edilmesinin cevazını ve yaptığı cürümlerden tevbe etmeden Yezid'in öldüğünü ispatlaması gerekir.(el-Munteka)
cevap 6:Ne ilginçtir ki Yezid'in fasık ve zalim olduğunun ispatını karşıdan isteyen İbni Teymiyye bizzat kendisi de Yezid'e Fasık ve Zalim demiştir:
...Yezid ve Onun gibilerinin gayesi fasık olmak idi, denilebilir. Buna rağmen muayyen fâsıkı lanet etmek emredilmiş bir şey değildir.(el-Munteka)
...Yezid'i sevmemenin de iki gerekçesi vardır:..İkincisi: Hâl ve tavırlarında zalimliğini ve fâsıklığını gerektiren hususlar kendisinden sâdır olmuştur. Hz. Hüseyin'in durumu ve Harre halkının durumu gibi.(mecmuul feteva)
iddia 7: Binaenaleyh Ehl-i Sünnet; Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in fitne ile ilgili hadislerini de nazar-i dikkate alarak isyanın terkedilmesine karar vermişlerdir. Bu fikride akaid kitaplarında zikretmişler, yaptıkları işkencelerden dolayı idarecilere karşı savaşmamayı ve sabretmeyi emretmişlerdir. Bu gibi idarecilere karşı savaşan birçok ilim adamı olmuşsa da Ehl-i Sünnet bunu tasvîb etmemişlerdir.İsyankârlara karşı olan savaş ile, Emr-i Bilma'ruf ve nehy-ı anilmünker'e müteallik olan savaş, fitne kıtaline benzetilebilir, fakat aynı değildir. Bunu burada genişçe anlatmak da yeri değildir.Zaten Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'ın bu husustaki hadislerini iyice düşünen kimse, bu işin en doğrusunun hadiste açıklandığını anlar. Hatta bunun içindir ki, Hüseyin (r.a.), Irak ehlinin kendisine yaptıkları davetiye üzerine Irak'a gitmek isteyince, İbn-i Ömer, İbn-i Abbas ve Ebubekir b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam gibi ileri gelen din âlimleri, Hüseyin'e (r.a.) Irak'a gitmemesini tavsiye etmişlerdir. Çünkü bu zatlar, Hüseyin'in (r.a.) şehid edileceğini tahmin etmişlerdi. Hatta bu âlimlerden biri Hüseyin'e (r.a.): Allah seni ölümden korusun, derken; bir diğeri de: Eğer çirkin kabul edilmeseydi seni bağlar, Irak'a gitmene mâni olurdum, demiştir. Tabiî ki bu zatlar Hüseyn'e (r.a.) nasihat etmekle hem Onun hem de müslümanların maslahatını düşünüyorlardı.Allah ve Resulü, fesadı değil islahı emreder. Fakat insanın ictihadı bazan isabet bazan da hata eder. Netice de Hüseyin'e (r.a.) nasihat eden âlimlerin görüşünün isabet ettiği ortaya çıktı. Çünkü O'nun Irak'a gitmesinde ne dünya ve ne de dinin bir maslahatı vardı. Aksine zâlim ve isyankârlar Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'ın torununu zülmen şehit ettiler. O'nun şehid edilmesiyle de en büyük fesad zuhur etmiştir. Hüseyin (r.a.) evinde otursaydı, meydana gelecek olan fesad elbette daha az olacaktı. Üstelik Hüseyn'in (r.a.) niyetinde olan iyiliği celp ve kötülüğü bertaraf etme arzusu, hiçbir fayda vermedi. Aksine Irak'a gitmekle ve şehid edilmekle fitneler arttı.
cevap 7: Hüseyin Algül Kerbela adlı kitabında diyor ki:..Hz.Hüseyin'in gerek Ehl-i Beyt muhibbi olarak bilinen Kufe'li Hucr b.Adi'nin öldürülüşüne gerekse bunun peşinden iktidarın kendisine karşı uyguladığı yakın siyasi takibe canı sıkıldıysa da sabırlı davrandı ve siyasi hayatla ilgili ölçüsüz bir harekete girişmekten kaçındı.Bütün bu olumsuzlukları sabırla karşılayan Hz.Hüseyin'in tahammül sınırlarını zorlayan şey Yezidin babası tarafından kendi sağlığında halife olarak belirlenmesi ve halkın topyekun biatının istenmesiydi.Bu gelişme karşısında Hz.Hüseyin "babadan oğula intikal tarzındaki Bizans usulü"nün uygulanışına evet diyemezdi.İster istemez böyle bir uygulamaya karşı çıkmak durumundaydı.İç dünyası , özü, eğitimi ve dünya siyasetine ait birikimi itibariyle adeta buna zorlandığı söylenebilir.Çünkü Hz.Hüseyin gibi bir şahsiyetin İslam siyaset düşüncesiyle ve Hulefa-i Raşidin devri siyaset geleneğiyle temelde özdeşmeyen böyle olumsuz bir gelişmeye boyun eğmesi ve tepkisiz kalması düşünülemezdi...Gerçi onların tepkeleri sonucu değiştirmedi ama bu durum tarihe kişilikli insanların islam siyaset düşüncesinin özüne aykırı düşen ciddi bir olumsuzluğa karşı tüm baskılara rağmen doğru olan davranıştan vaz geçmeyeceklerine, yanlışa boyun eğmeyeceklerine dair önemli bir dipnot olarak geçti..Bu davranış müteakip devirlerde benzeri durumlarda doğruyu savunacaklar için önemli bir referans oldu...Çünkü islamın temel doğrularına inanmış önder nitelikli insanların tüm toplum kesimlerini ilgilendiren ve sosyal dengeleri bozucu özellik taşıyan böyle bir uygulamaya ilgisiz kalmaları düşünülemez..Hz Hüseyin islam dünyası için tehlike teşkil eden kötü gidişatı durdurmayı ve değiştirmeyi denedi ama muvaffak olamadı...O temel islami değerlere uymayan önceki yöneticilerin uygulamalarında ortaya çıkan islam siyasi geleneğine ters düşen tahribatı tüm toplum kesimlerini ve müslümanların gelecek yüzyıllarını kapsayacak bir yanlışlığa, hak ve adalet duygusuyla karşı çıktı ve düzeltmeye çalıştı..O kötülüğe karşı direndi ve bu uğurda şehid düştü..
Aşağıdaki alıntılar M.Ebu Zehra'nın kaynak niteliğindeki Ebu Hanife adlı kitabından:
İmam Azamın devrîndekî Sîyasî Hareketler Karşısındaki Durumu:
O, evvelâ Emevîlere karşı ayaklanan Peygamber'in akraba-siyledir. Sonradan bu işi Abbasîler sırf kendi ellerine alıp Hz. Ali'­nin evlâdını mahrum bırakınca, Hz. Ali evlâdının Abbâsîlere karşı ayaklanmasını haklı gördü. Emevîleri din ve şeriatv bakımından hiç­bir suretle hak ve hâkimiyet sahibi görmüyordu. Fakat işi kılıca sarılmağa vardırarak isyan etmiyordu. Belki de bunu yapmayı ku­ruyordu, fakat bâzı sebepleri hesaba katarak buna imkân görmü­yordu. Zeyd b. Zeynelâbidin, 121 Hicrî yılında Hişam b. Abdu'1-Me-lik'e karşı ayaklanınca, rivayete göre, Ebû Hanîfe: «Onun bu çı­kışı, Hz. Peygamber Efendimiz'in Bedir Harbine çıkışına benzer» demiştir. Kendisine:
— Öyle ise siz neye ona katılmadınız? denilince:
— Beni, ona katılmaktan halkın bendeki emanetleri alıkoy­du. Bana birçok emanet bırakmışlardı. Onları ibn-i Ebî Leylâ'ya bırakmak istedim kabul etmedi. Emanetler bende iken bilinmeyen uzak yerlerde ölmekten korktum, dedi. Başka bir rivayette şu özürü ileri sürdüğü söyleniyor:
«Şayet halkın, onun atalarını aldattıkları gibi onu da alda­tıp yarı yolda bırakmayacaklarını bilsem; onunla beraber ben de; savaşırdım. Zira hak imâm ve halife odur. Hilâfet onun hakkıdır. Ben ona malımla yardım ettim. Bin dirhem göndererek ona bi'at ettim. Elçiye özürümü ona arzetmesini söyledim.»
Bu iki haberden anlaşılıyor ki, o İmâm Zeyd b. Ali Zeynelâbi­din gibi bir âdil imâm tarafından olmak şartiyle, Emevîlere karşı isyanı şer'an caiz görüyordu ve kendisi de mücâhidlerle beraber kılıç sallamağı arzu ediyordu. Fakat o bununla iyi neticeler alına­cağından emin değildi. Böyle yapmak haklı ve yerinde bir iş, lâkin buna kuvvetle katılanlar ve andla bağlı kalpler bulunmadığından bir netice çıkmayacağı da belli idi. Bununla beraber bu işe arka çevirip katılmıyanlardan olmak da istemezdi. Onun için teyit eden­lerden olduğuna delil göstermek maksadiyle malî yardım gönder­miştir. Mal da takviye kuvvetidir.
İhtilâlcilerle beraber neden çıkmadığı hususunda zikrettiği sebepleri, kılıç taşımağa ve kavgada insan yaralamağa alışık de­ğildi de bu sebeple cihada katılmadığından, kendini mazur göster­mek için ileri sürdüğünü söylemek istemiyoruz. Böyle bir şeye ih­timal bile vermeyiz. Çünkü Ebû Hanîfe içindekinin aksini söyle­yen kimselerden değildi. Kanaatinin hilâfına bir şey söylemez, her şeyi samimiyetle söyler. Hayatını bu yüzden tehlikelere bile maruz bırakmıştır. Bunları kuvvetli bir irade ve cesur bir kalble karşıla­dı. Korkmadı, zaaf göstermedi.

Nefsü'z-Zekîyye'nîn İsyanında Ebû Hanîfe'nîn Durumu


Muhammed Nefsü'z-Zekîyye 145 senesinde Medine'de Ebû Câ'­fer Mansur'a karşı ayaklandı. Horasan halkı ve diğer bâzı yerler de ona sadakatle bağlı ve taraftar idiler. Fakat bunlar uzakta idi­ler. Sadakat ve sevgi bakımından ona bağlı olmakla beraber kuv­vetçe ona yardım yapamıyorlardi. Rivayet olunduğuna göre Muhammed Nefsü'z-Zekiyye ile bir olup Abbâsîlere karşı çıkmanın meşru olduğu hakkında İmâm Mâlik Medine'de fetva vermiştir. îbn-i Cerîr Taberî ve îbn-i Kesîr tarihlerinin kaydettiklerine göre: İmâm Mâlik, Abdullah oğlu Muhammed Nefsü'z-Zekiyye'ye bî'at: etmeleri için halka fetva veriyordu. Ona :
— Bizim boynumuzda Mansur'un bî'atı var, dediler.
— Siz zor altında bulu vermiştiniz, dedi. Halk İmâm Mâlik'in bu sözü üzerine ona bî'at ettiler. Mâlik evinden çıkmıyordu.[Îbn-i Kesir, El-Bİdâye ve'n-Nihaye, c, X s.84.]
Bu Muhammed Nefsü'z-Zekiyye'nin öldürülmesiyle isyan bas­tırıldı. Irak'da ayaklanıp birçok şehirleri eline geçiren ve Kûfe'-ye de hücum etmiş olan kardeşi İbrahim de öldürülerek isyan ön­lendi.
İmâm Mâlik, Muhammed Nefsü'z-Zekiyye ile beraber Mansur'a karşı ayaklanma için fetva verdiyse bunun hesabını verdi: Kendisine dayak atıldı, işkence yapıldı. Ebû Hanîfe'nin durumu Mâlik'den daha dehşetli idi. Derslerinde ihtilâlcilere yardım yapmayı açıkça söylüyordu. Hattâ o kadar ileri gidiyordu ki, Mansur'un bâzı kumandanlarını ihtilâlcilere karşı savaşmaktan bile vazgeçirtiyordu. Şunu naklederler: Mansur'un kumandanlarından olan Hasan b. Kahtabe Ebû Hanîfe'nin yanma gelip giderdi. De­di ki:
— Benim işim sana malûm, benim için tevbe yolu var mı? Ebû Hanîfe ona şu cevabı verdi:
— Senin yaptıklarına hakikaten nadim olduğun Allah indin­de gerçekse bir Müslüman öldürmekle kendinin öldürülmesi ara­sında muhayyer bırakılsan da kendi öldürülmeni tercih etsen ve asla eski yaptıklarına dönmeyeceğine Allah'a ahid versen ve eğer bunları tutarsan işte senin tevben budur.
— İşte ben, de bunu yapacağım ve hiçbir Müslüman öldür­meyeceğim, Allah'ıma söz veriyorum, dedi.
Bu, Hz. Ali torunlarından İbrahim b. Abdullah'ın ayaklanma­sından önce idi. İbrahim isyan edince Mansur ona İbrahim'e kar­şı gitmesini emretti; isyanı bastırmayı ona teklif etti. O da İmâm-ı A'zam'a geldi ve olup biteni anlattı. O da :
— İşte senin tevbenin zamanı geldi.Eğer ahdettiklerini ya­parsan, sen hakiki tevbe yapmış sayılırsın. Yoksa eskiden yaptık­larından hepsinden sorulursun! dedi.
O da tevbesinde sebat etti. Hazırlandı, kendim ölümün kuca­ğına atarcasına Mansur'un yanma girdi; ve:
—Senin gönderdiğin cihete gitmiyeceğim, eğer senin hâkimi­yetinde bu yaptıkların Allah'a itaat sayılıyorsa bundan en fazla na­sibi olan benim, eğer senin emrinle bu yaptıklarım günahsa artık yeter. Bu kadarı kâfi.
Mansur kızdı. Kardeşi Hamîd b. Kahtabe orada idi.
— Bir seneden beri onun aklında bir bozukluk var, biraz aklını kaçırdı, onun yerine ben gideceğim. Bu şerefe ben ondan daha lâyıkım, dedi.
Mansur, yanındaki güvendiği kimselere sordu :
— Fukahâdan kiminle görüşüp konuşuyor bu?
— Ebû Hanîfe'ye gidip geliyor, dediler.[İbn-i Bezzâzi,menakıb-ı İmam'ı A'zam, c. II, s.22] îşte îmâm-i A'zam hakkında rivayet olunanların bir kısmı budur. Eğer bu rivayet doğru ise onun bu yaptığı şey, Mansur'un nazarında devlet için en tehlikeli bir iştir, demekti. Çünkü bunda Ebû Hanîfe mücerret tenkit sınırını aşıyor. Gönlünde beslediği taraftarlıkla iktifa etmiyor, işi daha ileri götürüyor, faal sahaya döküyor demektir. Bunda iş yalnız fetvaya münhasır kalmıyor. Halbuki müftüye düşen Allah'ın dîni hakında nasihattir. Fesadı önlemektir. Hakka riayetten başka bir şey gözetmemektir.

ahmed nazif isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 19.05.2013   #3
Üye
Kutay89 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: May 2013
Üye Numarası: 266
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 3
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: Kutay89 is an unknown quantity at this point
Standart Cevap: Kadir Mısıroğlu: "Yezid'e haksızlık ediyoruz" ?

Yezid gibi İslam düşmanı bir şahsı iyi göstermeye çalışıyor.Böyle bir şahsi iyi biriymiş gibi görmek bizi küfre düşürme tehlikesi var.(En iyisini Allah bilir.Hüküm vermek Allah'ın işidir.Bizim değil.)Müslümanların dışında gayrimüslimlere de zalimce davranmıştır.Haşa gayrimüslimleri iyi göstermiyorum.Sadece Yezid in yapdığının zalimliğinden bahsediyorum.En iyisini Allah bilir.

Kutay89 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Abdurrahman Önül - abdul kadir geylani sözleri eFe iLahi-eZGi SözLeri 0 17.12.2012 19:40
Kadir Gecesi Nedir? Bu Gece Nasıl Dua Edilir? eSiLa Mubarek Geceler 0 29.11.2012 20:15


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları