Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > iSlami KonuLar > IMAN > Kadere Iman

Kadere iman farz mı dır ? Kader tam olarak nedir


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Kadere Iman - kategorisi altındaki Kadere iman farz mı dır ? Kader tam olarak nedir isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 09.04.2018   #1
Üye
umut006 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Apr 2018
Üye Numarası: 856
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 1
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: umut006 is an unknown quantity at this point
Standart Kadere iman farz mı dır ? Kader tam olarak nedir

Kadere iman farz mı dır ? Kader tam olarak nedir
Kadere iman nedır

Gibi sorular kafamda dolanmakta birileri yardımcı olabilirse çok sevinirim.


Konu eFe tarafından (13.04.2018 Saat 21:31 ) değiştirilmiştir.
umut006 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 13.04.2018   #2
Derdin Ne ise Davan O'Dur
eFe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 3
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 3.906
Rép Puanı: 2147483647
Rép Grafiği: eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute eFe has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Kadere iman farz mı dır ? Kader tam olarak nedir

Alıntı:
umut006´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kadere iman farz mı dır ? Kader tam olarak nedir
Kadere iman nedır

Gibi sorular kafamda dolanmakta birileri yardımcı olabilirse çok sevinirim.
İMAN NEDİR?

İman’ın kelime anlamı, herhangi bir şeye inanmak demektir. Dindeki anla mı ise; “Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Cebrail (a.s)’in aracılığı ile Allah (c.c.)’tan aldığı bilgilerin doğruluğuna kesin bir kalp ile inanmak tır.” İman iki şekilde olur.

İMANIN ÇEŞİTLERİ

İCMALİ İMAN

İman edilecek konulara kısaca ve topluca inanmaya “İcmali (toptan) İman” denir. Kelime-i Tevhid sözünü veya Kelime-i Şahadet’i dili ile söyleye rek kalbiyle doğrulayan kimse, kısaca ve toptan iman etmiş olur. Bu şekilde bir imana sahip olan kimseye “MܒMİN” denir.

Kelime–i Tevhid

لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ

MANASI: Allah (c.c.)’tan başka ilah yoktur. Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın elçisidir.


Kelime-i Şahadet

اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

MANASI: Ben şahitlik ederim ki, Allah (c.c.)’tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki Hz. Muhammed (s.a.v) Allah (c.c.)’ın kulu ve elçisidir.

TAFSİLİ İMAN

İnanılacak şeylere ayrı ayrı, teker teker, her bir iman konusunda geniş bilgi sahibi olarak yapılan iman şekline; “Tafsili (Geniş) İman” denir. Buna göre; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kadere ayrı ayrı inanmak gerekir.

İMAN YÖNÜNDEN İNSANLARIN KISIMLARI

İman yönünden insanlar, üç kısımdır.

1-) MÜMİN :

Kelime manası itibariyle mümin, “inanan” demektir. İslam inancına göre mümin “Allah’a, meleklere, kitaplara, Peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere inanan, hiç bir şüphe taşımadan inandığı bu hususları kalbiyle tasdik edip, diliyle de açığa vuran kimsedir.” Bu kimseler Allah (c.c.)’ın rahmetine ve cennetine kavuşacaklardır. Bir kimsenin gerçek bir mümin olduğunu ise en iyi Allah (c.c.) bilir.

Mümin, son nefeste imansız gitmemek için Rabbine yalvarıp durur, inancı nın gereklerini yerine getirmeye çalışır. Yeryüzünü ıslah eden, yeryüzünde hu zurun olmasını sağlayan ve insanlığın kurtuluşu için çalışanlar mümin kimse lerdir. Onlar Kelime-i Şehadeti yahut Kelime-i Tevhidi gönülden tasdik ederek, bunu aleme ilan ederler. Bir kimse kalbiyle tasdik ve kabul ettiği şeyleri diliyle söyleyemiyorsa, Allah (c.c.) katında yine mümin sayılır.

2-) MÜNAFIK :

Münafıklar iki kısımdır.

Birincisi İtikadi Münafık: Bunlar iman esaslarını kalbiyle kabul ve tasdik etme diği, Allah’a ve Resulüne inanmadığı halde, inandığını söyleyen, yani içi başka dışı başka olan iki yüzlü kimselerdir.

İnsanların en kötüsü onlardır. Cehennemde de en büyük azabı onlar tada caklardır. Müminler onların dış görünüşlerine bakarak kendilerine Müslüman muamelesi yaparlar. Ancak bunların fitne ve fesadına karşı da uyanık bulun maya çalışırlar. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da münafıklar vardı. Kıya mete kadar da içimizde münafıklar bulunacaktır.

İkincisi Ameli Münafık: Bunlara karşı sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bizi uyarmış, onların alametlerinden bazılarını bildirmiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Münafığın üç alameti vardır 1-) Konuştuğu zaman yalan söyler, 2-) Söz verdiğinde sözünde durmaz, 3-) Kendisine emanet edilen şeye ihanet eder.

3-) KAFİR :

“İman esaslarını kalbiyle kabul ve tasdik etmediği gibi, bu inkarını diliyle de açığa vuran, Allah (c.c.)’a ve Peygamberine inanmadığını ilan eden kimselere kafir denilir.” Kafir inkar eden, küfreden manasına gelir. Kafirler Allah (c.c.)’ın azabına uğrayacak ve kendilerine verilen akıl nimeti sayesinde mümin olmadıkları için cehenneme atılacaklardır. Kafirler cehen nem de ebedi olarak kalacaklardır.

Müşrik; Kelime olarak şirk koşan, yani Allah (c.c.)’ın bir eşi, benzeri yahut ortağı olduğunu söyleyen kimse demektir. Yüce Allah’ın asla bağışlamayacağı günahların başında “şirk” gelir. Müşrik olarak ölenler sonsuza dek cehennem de kalacaklardır. Kelimeler arasındaki küçük farklara rağmen küfür ve şirk aynı şeydir.

İMAN ESASLARI NELERDİR?

Ayrıntılı olarak inanılması gereken iman esasları altıdır. Bunlara “İmanın Şartları” da denir.

İMAN’IN ŞARTLARI

1– Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak,
2– Allah’ın meleklerine inanmak,
3– Allah’ın kitaplarına inanmak,
4– Allah’ın peygamberlerine inanmak,
5– Ahiret gününe inanmak,
6– Kaza ve Kadere, hayır (iyilik) ve şerrin (kötülük) Allah (c.c)’tan olduğuna inanmaktır.

AMENTÜ

اَمَنْتُ بِاللهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ وَبِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ مِنَ اللهِ تَعَالَى وَالْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقٌّ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

MANASI: Ben, Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Resullerine, Ahiret gü nüne, kaderin hayırlısı ve şerlisinin (yaratmak bakımından) Allah (c.c)’tan olduğuna iman ettim. Öldükten sonra dirilmek haktır (gerçektir.)

Allah (c.c)’tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed (s.a.v.)

’in O’nun kulu ve resulü olduğuna şahitlik ederim.

ALLAH (C.C.)’A İNANMAK

Allah vardır ve birdir, varlığında ve birliğinde hiçbir şüphe yoktur. Kainatta hiç bir şey gelişi güzel, tesadüfen oluvermiş değildir. Her şeyin bir ustası vardır. Aklın gereği budur. Mimarı olmayan, ustası olmayan bir bina, marangozu olmayan bir masa düşünemeyiz. Kainatında bir yaratıcısı, bir sahibi, bir yöneticisi olmadığını düşünemeyiz.

İşte o yaratıcı Allah (c.c.)’tır. Bizi, bütün kainatı, canlı, cansız tüm varlıkları yaratan, yaşatan dirilten, öldüren, tekrar diriltme gücüne sahip olan O’dur. Bu sebeple, akıl sahibi her insanın Yüce Rabbini tanıması, O’nun varlığına, birliği ne, sınırsız gücüne inanması gerekir.

Kainattaki tüm olup bitenler, kainatın her biriminde gördüğümüz akıllara durgunluk veren düzen, Allah (c.c.)’ın varlığına, birliğine, eşi, benzeri, dengi, ortağı olmadığına çok açık delillerdir. O’nu tanımamız, O’nun kutsal varlığını kabul etmemiz gereklidir.

ALLAH (C.C.)’IN SIFATLARI

Yüce Allah (c.c.)’ı tanımak, O’nun sıfatlarını niteliklerini tanımaktır. Allah (c.c.)’a iman, O’nun sıfatlarını bilmekle olur. O, ancak sıfatları ile bilinir. O’nun gerçek zatını bilmek, insan aklının kavrayacağı şekilde değildir. Yüce Allah (c.c.)’ı “ZATΔ ve “SUBUTΔ sıfatları ile bilir ve tanırız.

ZATÎ SIFATLAR ALTI TANEDİR: “Vücut, Kıdem, Beka, Vahdaniyet, Muhalefetün Lîl-havadis, Kıyam Binefsihî.”

SUBUTÎ SIFATLAR SEKİZ TANEDİR: “Hayat, İlim, Semî, Basar, İrade, Kudret, Kelam, Tekvîn.”


ZATÎ SIFATLAR VE ANLAMLARI

VÜCUT : Allah (c.c.)’ın var olması demektir. Allah (c.c.) vardır, varlığı her hangi bir başka varlığa muhtaç değildir.

KIDEM : Allah (c.c.)’ın varlığının başlangıcı yoktur.

BEK : Allah (c.c.)’ın varlığının sonu yoktur. Başlangıcı ve sonu olmak, bizim gibi sonradan yaratılmışlara ait niteliklerdir.

VAHDANİYYET: Allah (c.c.) birdir. Hem zatında ve hem de sıfatlarında bir dir.

MUHALEFETÜN LİL-HAVADİS: Allah (c.c.) sonradan yaratılmışlara ben zemez. Eşi ve benzeri yoktur.

KIYAM BİNEFSİHÎ: Allah (c.c.)’ın varlığı başkalarına muhtaç değildir, varlığı zatının bir gereğidir.


SUBUTÎ SIFATLAR VE ANLAMLARI
HAYAT : Allah (c.c.) diridir. Her canlıya hayat veren O’dur.

İLİM : Allah (c.c.) her şeyi bilir. O’nun bilgisi sınırsızdır. O’nun bilgisi dışında hiç bir olay olamaz.

SEMİ : Allah (c.c.) her şeyi duyar. O’nun duyması sınırsızdır. O’nun duyması dışında hiç bir şey olamaz. O her şeyi, uzaklık ve yakınlık söz konusu olmadan işitir. İşitmek için kulak ve benzeri organlar O’nun için gerekli değildir.

BASAR : Allah (c.c.) her şeyi görür. O, kapalı-açık, gizli-aşikar, küçük-büyük her şeyi bilir ve görür. Görmek için göz gibi herhangi bir organa ihtiyacı yoktur.

İRADE : Allah (c.c.) diler ve dilediğini yapar. O’nun dilemesi karşısında herhangi bir engel olmaz. O’nun dilediği her şeyi yapma gücü vardır.

KUDRET : Allah (c.c.)’ın her şeye gücü yeter. O’nun gücünün yetmeyece ği hiç bir şey düşünülemez. Yapmak istediği şeylere gücü yetmeyen varlık ilah olamaz.

KELAM : Allah (c.c.), harf ve ses gibi bir takım araçlara muhtaç olma- dan konuşur. Kutsal kitaplar ve Kur’an-ı Kerim, O’nun kelam sıfatının bir eseri dir. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’e “ALLAH KELAMI” denir.

TEKVİN : Allah (c.c.)’ın yaratma gücüdür. Kainatı ve kainattaki tüm varlık ları yaratan, yaşatan, besleyen, büyüten O’dur. O’ndan başka yaratıcı yoktur.

Yüce Allah (c.c.)’ın burada belirtilen “Zati” ve “Subuti” sıfatlarından başka daha pek çok isim ve sıfatları da vardır. Bu isim ve sıfatları O’nun 99 güzel adı, “Esmaül Hüsna” olarak biliriz.

Yüce Allah (c.c.) bizi insan olarak yaratmıştır. Sayısız nimetlerle bizi donatan da O’dur. O yaratmasaydı hiç bir şey olamazdı. Bu sebeple; biz Allah (c.c.) ‘ı severiz. Daima O’nu hatırlar, her işimizde Allah (c.c.)’ın bizimle beraber olduğunu kesin bir imanla biliriz.

Kusurlu, yanlış, Allah (c.c.)’ın yasakladığı davranışları yapmaktan Allah (c.c.)’a sığınırız. Allah (c.c.)’ın hoşnut olmayacağı işleri yapmaktan sakınırız. O’nun kusurlu davranışlarımız karşısında bizi cezalandırmasından korkarız ve böyle işlerden uzak dururuz. Allah (c.c.) sevgisini ve Allah (c.c.) korkusunu dünya ve ahiret mutluluğunun temeli sayarız.

MELEKLERE İNANMAK

İmanın şartlarından ikincisi “meleklere inanmaktır.” Melekler, nurdan yaratılmış varlıklardır. Onlar yemezler, içmezler, erkeklik ve dişilikleri yoktur. Melekler, Allah (c.c.)’ın sevgili kullarıdır. Allah (c.c.)’ın emirlerini kusursuz yerine getirirler, hiç günah işlemezler.

Yüce Allah (c.c.), varlıkları çeşitli şekillerde yaratmıştır. Bunlardan kimisi bizim görebileceğimiz, kimisi de göremeyeceğimiz şekildedir. İnsan, bazı varlıkları göremiyor. Çünkü, insanın gözü her şeyi görebilecek durumda yaratılmamıştır, görme yeteneği sınırlıdır. Meselâ; çok küçük bir cismi göreme diğimiz gibi, havayı, rüzgârı, ruhumuzu ve aklımızı da göremiyoruz. Telden geçen elektrik akımı da görülmüyor. Halbuki göremediğimiz bu şeylerin var olduğunu biliyoruz. İşte melekler de var olduğu halde görülme yen varlıklardır.

Melekler nurdan yaratılmış lâtif varlıklar oldukları için biz onları göremiyoruz. Fakat meleklerin varlığına inanıyoruz. Çünkü meleklerin varlığını Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de haber vermiş, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de melekleri hem görmüş, hem de bize bildirmiştir. Yüce Allah (c.c.)’ın ve Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) bildirdiği her şey doğrudur. Bu sebeple biz, meleklerin varlığına kesin olarak iman ediyoruz.

Melekler; yerde, göklerde, çevremizde ve her yerde bulunurlar. Sayılarını ancak Allah (c.c.) bilir. Her birine Allah (c.c.)’ın verdiği görevler vardır.

Bazıları devamlı olarak Allah (c.c.)’a ibadet ederler. Bazıları da kâinatın tertip ve düzeni ile görevlidirler. İnsanların gücünün erişemeyeceği büyük işleri yaparlar. İnsanlara iyiliği telkin eden, kötülüklerden koruyan, sıkıntılı zamanlar da müminlerin yardımına gönderilen melekler de vardır. Yüce Allah (c.c.), me leklerin varlığı ile gücünün sonsuzluğunu göstermiştir.

BÜYÜK MELEKLER VE GÖREVLERİ

Cebrâil (a.s): Meleklerin en büyüğüdür. Görevi: Allah (c.c.) ile peygamber ler arasında elçilik yapmak, Allah’ın kitaplarını peygamberlere getirmektir. Kitabımız Kur’an-ı Kerim’i Allah (c.c)’tan Peygamberimiz (s.a.v.)’e getiren Cebrâil (a.s)’dir.

Mikâil (a.s) : Tabiat olaylarının idaresi ile görevlidir. (Yağmur yağması, rüzgâr esmesi, ekinlerin bitmesi v.s. gibi)

İsrâfil (a.s) : Sura üflemekle görevlidir. Birinci üfürmede kıyamet kopacak, ikinci üfürmede ise tüm ölüler tekrar diriltilecektir.

Azrâil (a.s): Ömrü sona eren insanların canlarını almakla görevlidir.

Bu dört büyük melekten başka, diğer meleklerden bazıları da şunlardır:

Kirâmen Kâtibin: Her insanın biri sağında, diğeri solunda olmak üzere iki melek bulunur. Bunlara “Kirâmen Katibin” denir. Sağındaki melek, insanın yaptığı iyi işleri, solundaki ise kötü işleri yazar. Böylece her insana ait iyiliklerin ve kötülüklerin yazıldığı “Amel defteri” meydana gelir.

Münker ve Nekir: Bunlar, öldükten sonra kabirde insanlara soru sormakla görevli meleklerdir.

Rıdvan: Cennetteki meleklerin başkanıdır.

Mâlik: Cehennemde görevli olan meleklerin başkanıdır.

MELEKLERE İNANMANIN FAYDA VE TESİRLERİ

Her zaman ve her yerde bizimle beraber olan, bizden hiç ayrılmayan meleklerin bulunduğuna inanan bir Müslüman, gizli yerlerde “Beni kimse görmüyor, istediğimi yaparım” diyerek, fenalık yapamaz. Çünkü nerede olursa olsun meleklerin kendisini gözetlediğini, iyilik ve kötülüklerinin yazıldığını bilir. Böylece meleklere olan imanımız bizi kötülük yapmaktan alıkoyar.

Bunlardan başka bizi kötülüklerden koruyan, iyilik yapmaya yönlendiren melekler de vardır. Dünyada iyilik ve güzelliğin misali “melek”, fenalık ve çirkinliğin kötü örneği de “şeytan”dır. Melek, insanı iyiliğe, şeytan da kötülüğe çağırır.

Meleklere inanmak, ahlaki davranışlarımızı olumlu olarak etkiler, kötülük lerden sakınmamızı ve ahlâkımızın güzelleşmesini sağlar. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Hem şeytan, hem de melek, insanın kalbine bazı şeyler getirirler. Şeytanın işi kötülüğe çağırmak, haktan uzaklaştırmaktır. Meleğin işi hakka, iyiliğe çağırmak ve kötülükten uzaklaştırmaktır. Kim içinde iyiliğe çağıran bir ses duyarsa bilsin ki o, meleğin sesidir. Hemen ona uysun ve Allah (c.c.)’a şükretsin. Kim de içinde kötülüğe çağıran bir ses duyarsa bilsin ki o, şeytanın sesidir. Ondan uzaklaşsın ve Allah (c.c.)’a sığınsın.” (Câmiu’s Sâğir)

KİTAPLARA İNANMAK

İmanın altı şartından üçüncüsü, Allah (c.c.)’ın kitaplarına inanmaktır. Yüce Allah (c.c.), kullarına peygamberleri aracılığıyla kitaplar göndermiştir. Bu kitaplarda, Allah (c.c.)’ın emirleri ve yasakları bildirilmiş, kulların yapması gere ken görevler öğretilmiş, dünya ve ahirette mutlu olmanın yolları gösterilmiştir.

Biz Müslümanlar, peygamberlere gönderilen kitapların hepsine inanıyo ruz. Ancak, Kur’an-ı Kerim’den başka diğer ilâhi kitapların sonradan bozulduğu nu ve değiştirildiğini de biliyoruz.

Kur’an-ı Kerim ise, Peygamberimize indirildiği gibi titizlikle korunmuş ve hiç bir değişikliğe uğramamıştır. Allah (c.c) tarafından peygamberlere gönderi

len sayfalardan meydana gelen küçük kitaplarda vardır.

PEYGAMBERLERE GÖNDERİLEN SAHİFELER
10 sahife : Adem Aleyhisselâm’a,
50 sahife : Şit Aleyhisselâm’a,
30 sahife : İdris Aleyhisselâm’a,
10 sahife : İbrahim Aleyhisselâm’a, gönderilmiştir. Bunların toplamı 100 sahifedir.

PEYGAMBERLERE GÖNDERİLEN DÖRT BÜYÜK KİTAP
Tevrat : Musa Aleyhisselâm’a,
Zebur : Dâvut Aleyhisselâm’a,
İncil : İsâ Aleyhisselâm’a,
Kur’an-ı Kerim : Bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’e, gönderilmiştir.

KUR’AN-I KERİM’İN ÖZELLİKLERİ

Kur’an-ı Kerim en son ve en büyük Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’e Allah (c.c.) tarafından vahiy yoluyla 23 sene içerisinde gönderilen kutsal kitaptır. Kur’an-ı Kerim’i diğer ilâhi kitaplardan ayıran ve üstün kılan birçok özellikler vardır.

Bu özelliklerin başlıcaları şunlardır:

a) Kur’an-ı Kerim Peygamberimize indiği gibi hiç bir değişikliğe uğramadan bize kadar gelmiştir. Kıyamete kadar da bozulmadan devam edecektir. Diğer kutsal kitaplardan bazıları tamamen kaybolmuş, bazıları da birçok değişiklikle re uğrayarak bozulmuş ve hiçbiri Allah (c.c.)’tan gönderildiği gibi muhafaza edilememiştir.

Kur’an-ı Kerim’i koruyacağını Yüce Allah (c.c.), şu ayetle teminat altına almıştır: “Kur’an-ı Sana Biz indirdik, onun koruyucusu da Biziz.” (Hicr sûresi)

Gerçekten de Allah (c.c.), kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’i günümüze ka

dar korudu, kıyamete kadar da koruyacaktır.

b) Kur’an-ı Kerim toplu olarak değil, zaman ve olaylara göre ayetler ve sûreler halinde parça parça inmiştir. Bu durum, onun kolayca ezberlenmesini ve anlaşılmasını sağlamıştır.

c) Kur’an-ı Kerim son ilahî kitaptır. Ondan sonra başka kitap gelmeye cektir. Kuran’ın hükümleri kıyamete kadar geçerli olacak, değişmeyecektir. Önceki kitaplar ise belirli bir zaman için gönderilmişti.

d) Kur’an-ı Kerim, bütün insanlığa gönderilen bir kitaptır. Her zamanın ihtiyaçlarını karşılayacak hakikat ve hikmetlerle doludur.

KUR’AN-I KERİM’E KARŞI GÖREVLERİMİZ

1) Her Müslüman, Kur’an-ı Kerim’in Allah (c.c.)’ın sözü olduğunu bilmeli ve tecvid kurallarına uygun olarak Kur’an-ı yanlışsız okumalıdır.

2) Kur’an-ı Kerim’i abdestli olarak eline alıp “Eûzü-besmele” ile okumaya başlanmalıdır. Kur’an-ı okurken mümkünse kıbleye karşı dönmeli ve son dere ce edepli, saygılı olmalı ve anlamını öğrenmeye çalışmalıdır.

3) Kur’an-ı Kerim, temiz yerlerde okunmalı, başka işlerle meşgul olup, dinle meyen kimselerin yanında ve pis yerlerde okunmamalıdır.

4) Kur’an-ı Kerim, yüksek ve temiz yerlerde bulundurulmalı, hürmetsizlik sayıla cak yerlere konulmamalıdır.

5) Kur’an’ın “yap” dediklerini yapmalı, “yapma” dediklerinden sakınmalı, Kur’an’ın ahlak ilkelerine uygun hareket edilmelidir.

PEYGAMBERLERE İNANMAK

Peygamberler, Yüce Allah’ın insanlar arasından seçtiği, insanlarla kendi arasında elçilik görevi verdiği kimselerdir. Peygamberlik Allah (c.c.) vergisidir, çalışmakla, istemekle elde edilmez.

Peygamberlerin bir kısmına kitap verilmiştir, bir kısmına verilmemiştir. Kendilerine kitap verilmeyen Peygamberler kendilerinden önce yaşamış, ya da kendi zamanlarında yaşayan bir Peygambere verilen kitaba göre insanlara doğru yolu göstermişlerdir. Kitap verilen Peygamberlere “Resul” denir. Kitap verilmeyen Peygamberlere ise “Nebi” denir.

İnsanların Peygamberlere ihtiyacı vardır. Çünkü insan, aklıyla her şeyi bilemez. Allah (c.c.)’a nasıl inanacağımızı, nasıl ibadet edeceğimizi, doğruyu, yanlışı, haramı, helali, güzeli, çirkini bize Peygamberler öğretirler.

Her Peygamberde şu sıfatlar ve nitelikler bulunur:

a) SIDK: Doğruluk demektir. Peygamberler doğru ve dürüst kimselerdir. Yalan söylemezler. Hile ve haksızlık yapmazlar. Din adına ne söylemişlerse hepsini Allah (c.c.)’tan almışlardır.

b) EMANET: Güvenilir olmak demektir. Peygamberler her yönden güveni lir kimselerdir. Hıyanet ve güvensizlik getirecek davranışları olmaz.

c) FETANET: Akıllı ve uyanık olmak demektir. Peygamberler akıllı, zeki kimselerdir.

d) İSMET: Günah işlememek demektir. Peygamberler örnek kişilerdir. Bu sebeple Allah (c.c.) Peygamberleri günah işlemekten korumuştur. Bu nitelik, sadece Peygamberlere aittir.

e) TEBLİĞ: Bildirmek demektir. Peygamberler Allah (c.c.)’tan aldıkları tüm bilgileri, emir ve yasakları olduğu gibi, hiç bir değişikliğe uğratmadan, eksiksiz olarak insanlara ulaştırma görevini yerine getirirler. Peygamberler melek değil, bizim gibi birer insandır. Yerler, içerler, her türlü beşeri hayatı diğer insanlar gibi yaşarlar. Ömürleri sona erince de ahirete irtihal ederler.
Kur’an-ı Kerîm’de ismi geçen Peygamberler şunlardır:

Adem (a.s.), İdris (a.s.), Nuh (a.s.), Hûd (a.s.), Salih (a.s.), İshak (a.s.), İbrahim (a.s.), İsmail (a.s.), Şuayb (a.s.), Lût (a.s.), Yakûp (a.s.), Yusuf (a.s.), Musa (a.s.), Harun (a.s.), Davûd (a.s.), Süleyman (a.s.), Eyyüb (a.s.), Zul’kifl (a.s.), İlyas (a.s.), Elyasa (a.s.), Zekeriyya (a.s.), Yunus (a.s.), Yahya (a.s.), İsa (a.s.) ve Muhammed (s.a.v.)’dir.

Uzeyir (a.s.), Lokman (a.s.) ve Zül’karneyn (a.s.)’in isimleri de Kur’an-ı Kerîm’de geçmektedir. Bu kimselerin “Peygamber mi”, yoksa “veli mi” olduğunda ihtilaf vardır. Bunlar da Peygamber kabul edilirse Kur’an-ı Kerîm’de ismi geçen Peygamberler 28 olur.

Peygamberler Yüce Allah (c.c.) tarafından “Mucize” ile desteklenmişler dir. Mucize, peygamberlerin gösterdiği olağanüstü hallerdir. Allah (c.c.)’ın izni olmadan hiç bir peygamber mucize gösteremez. Peygamberimizin pek çok mucizesi vardır. Fakat O’nun en büyük mucizesi Kur’an-ı Kerim’dir.

AHİRETE İNANMAK

Kainatta her şeyin bir başlangıcı ve birde sonu vardır. Başlangıcı ve sonu olmayan tek varlık Yüce Allah (c.c.)’tır. Dünyanın da bir gün sonu gele cektir.

Dünyanın sonu gelince yüce Allah (c.c.)’ın emri ile İsrafil (a.s) Sûru üfürecektir. Bu üfürüşle kainatın düzeni bozulacak, yepyeni bir düzen kurulacak, bütün canlılar ölecektir.

İsrafil (a.s)’in Sûr’a ikinci üfürüşü ile bütün canlılar tekrar dirilecektir. İnsanlar kabirlerinden kalkıp mahşer yerinde toplanacaktır. Buna “Öldükten sonra dirilme” denir. İşte bu yeniden diriliş ile başlayan ve sonsuza kadar sürüp gidecek olan zamana “Ahiret hayatı” denir. Hesap, sual, mîzan, sırat, cennet, cehennem, rahmet, şefaat, ahiret gününde, mahşer yerinde karşılaşa cağımız olaylardır.

MAHŞER: Ahiret günü insanların ilk toplantı yeridir. Mahşer yerinde toplanan insanların bir kısmı iyi işleri sebebiyle rahat edecek, bir kısmı da dünyadaki kusurlu davranışları nedeniyle sıkıntı içinde olacaktır. Mahşer yerinde müminler sevinecek, kafirler ise içinde bulundukları sıkıntılı durum sebebiyle “keşke toprak olsaydık” diyeceklerdir.

AMEL DEFTERİ: Mahşer yerinde toplanan insanlara dünyada iken yaptıkları iyi-kötü işlerin yazılı olduğu amel defterleri verilecektir. Bu defterler cennetlik olanlara sağ tarafından, cehennemlik olanlara sol taraflarından verilecektir.

HESAP VE MÎZAN: İnsanlar mahşer yerinde uzun süre kalacak, kişi orada ömrünü ne yolda tükettiğinden, vücudunu nerede yıprattığından, malını nerede kazanıp nerede harcadığından, bildiği ile nasıl amel ettiğinden hesaba çekilecektir. Kim zerre kadar hayır işlemişse onu, kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görecektir. İyilikler ve kötülükler, ilahi adalet ölçüleri ile, amelleri tartan bir tartı ile tartılacaktır. İyiliği ağır basanlar kurtulacak, kötülükleri ağır basanlar perişan olacaklardır.

SIRAT, CENNET VE CEHENNEM: Sırat, cehennem üzerine kurulmuş köprüdür. Dünyadaki işleri Yüce Allah (c.c.)’ı hoşnut edenler, bu köprüden kolaylıkla geçecek, cennete gireceklerdir. Allah (c.c.)’ın hoşnutluğunu kazana mayanlar, cehenneme düşecektir.

Cennet mükafat yeridir. Cennete giren, orada istediği her türlü nimet ve lezzete kavuşacaktır. Müminler cennette Allah (c.c.)’a kavuşacak ve sürekli olarak orada kalacaklardır.

Cehennem ise, azab yeridir. Yüce Allah (c.c.)’ı tanımayanlar cehennem de sürekli olarak cezalandırılacaklardır. Günahkar Müslümanlar da günahları oranında cehennemde kaldıktan sonra cennet nimetlerine kavuşacaklardır.

RAHMET VE ŞEFAAT: Yüce Allah (c.c.)’ın rahmeti her şeyi kuşatmış tır. Allah (c.c.), ahirette de müminlere rahmet edecektir. Peygamberler, Allah (c.c.)’ın sevgili kulları, şehitler, alimler ve özellikle bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) insanlara Allah’ın izin vermesi üzerine şefaat edeceklerdir. Şefaat haktır. Şefaati kabul etmeyenler, şefaatten, özellikle Peygamberimiz (s.a.v.)’in şefaatinden yararlanamayacaklardır.

KADER VE KAZAYA İNANMAK

İmanın şartlarından altıncısı, kader ve kazaya, ister iyi, ister kötü, her şeyin Allah (c.c.)’ın bilmesi, dilemesi ve yaratmasıyla olduğuna inanmak tır.

Kainatta, olacak şeylerin zamanını, yerini, özelliklerini ve nasıl olacakla rını, henüz onlar olmadan Allah (c.c.)’ın ezelde bilmesi ve takdir etmesine “kader” denir.

Allah (c.c.) ‘ın ezelde takdir ettiği şeyleri zamanı gelince bu takdire uygun olarak yaratmasına “kaza” denir.

Kaderi bir plana benzetirsek, Kaza da plana uygun olarak o şeyin yapıl masıdır. Kainatta meydana gelen her şey, Allah (c.c.)’ın bilmesi, dilemesi ve yaratması iledir. O’ndan başka yaratıcı yoktur.

Kader ve Kazaya inanmak, her şeyin Allah (c.c.) tarafından belirlen mesine ve zamanı gelince belirlendiği gibi yine Allah (c.c.) tarafından yaratıl masına inanmak demektir.

İNSANIN SORUMLULUĞU

İnsanın işleri iki kısımdır:

Birincisi; kendi isteği dışında olan işlerdir. Bir hastalıktan dolayı elinin titremesi, kalbinin çalışması, boyunun kısa veya uzun olması gibi. Bunlar doğrudan doğruya Allah (c.c.)’ın dilemesi ve yaratması ile meydana geldiğinden insan bu işlerden sorumlu değildir.

İkincisi; insanın isteğine bağlı olarak meydana gelen işlerdir. İnsanın oturup kalkması, yürümesi, elleri ve diğer organları ile yaptığı işler kendi isteğine göre Allah (c.c.)’ın yaratması ile meydana geldiğinden insan bu işlerden sorumludur.

Her şeyi takdir eden ve yaratan Allah (c.c.)’tır. Ancak, tasarladığı herhangi bir işi yapıp yapmamakta Allah insana bir irade yani seçme hürriyeti vermiştir. İnsan bu irade ile iyilik etmeyi seçer, gücünü de bunu yapmak için kullanırsa Allah (c.c.), iyiliği yaratır. Eğer insan kötülük yapmayı seçer, gücünü de bunu yapmak için kullanırsa Allah (c.c.) kötülüğü yaratır.

Görülüyor ki, insan neyi yapmak isterse Allah (c.c.) onu yaratır. “Hayır ve şer Allah (c.c.)’tandır. Yani iyilik ve kötülük Allah (c.c.)’ın yaratması iledir” sözünün anlamı budur.

İnsanın yaptığı işlerden sorumlu tutulmasının sebebi, işte bu seçme hürriyetine sahip olması ve gücünü tercih ettiği şeyi yapmak için kullanmasıdır. Bunun içindir ki her insan, iradesi ile yaptığı işlerden sorumludur. Hayır işlemiş ise mükâfatını, kötülük yapmış ise cezasını görecektir.

KADERE İNANMANIN FAYDALARI

İnsan kendi isteği ile yaptığı işlerden sorumlu tutulacağını bildiği için seçme hürriyetini iyi işlere kullanır. Cezayı gerektiren işlerden sakınır. Böylece kader inancı, kişiye sorumluluk duygusu kazandırır.

Kadere inanan bir kimse, çalışmalarında başarılı olamadığı veya bir felâketle karşılaştığı durumlarda karamsarlığa düşmez, morali bozulmaz. Çünkü, Allah (c.c.)’ın her işinde bir gaye ve hikmet olduğunu, insanın sınırlı güce sahip bir varlık olarak yaratıldığını, gücünün yetmeyeceği işlerden sorumlu olmayacağını bilir ve Allah (c.c.)’ın takdirine boyun eğer, O’na sığınır. Bu inanç, insana rahatlık verir, üzüntüsünü giderir.

Kader inancı bize, kainatta her şeyin bir plan dahilinde ve bir gayeye yönelik olarak var edildiğini, her şeyin bir sebebi olduğunu öğretir. Bu inançla insan hayatta başarıya ulaşmanın yollarını ve sebeplerini araştırarak üzerine düşen görevleri yerine getirmeye çalışır.

İSLAM’DA TEVEKKÜL ANLAYIŞI VE ÇALIŞMANIN ÖNEMİ

Tevekkül; yapacağımız herhangi bir iş için bütün gücümüzle çalışıp elimizden geleni yaptıktan sonra, sonucu Allah (c.c.)’tan beklemektir.

Bunu bir misal ile açıklayalım: Tarlasından iyi bir ürün almak isteyen bir çiftçi, önce tarlayı güzelce sürüp tohumu eker, gübresini atar, gerekirse sulamasını da yapar. Ekinin zararlılardan korunması için her türlü tedbiri de aldıktan sonra gerisini Allah (c.c.)’a bırakır, O’na güvenir. Çünkü çiftçi, elinden geleni yapmıştır. Artık ekinin büyümesi ve ürün vermesi için Allah (c.c.)’a güvenecek, sonucu O’ndan bekleyecektir. Gerçek tevekkül budur.

Yoksa hiç çalışmadan bir işin oluvermesini istemek, kendinin yapması gereken şeyleri Allah (c.c.)’tan beklemek, tevekkül değildir. Müslüman’a yakışmayan yanlış bir düşüncedir.

Devesini dışarıda bağlamayıp salıveren ve “Allah (c.c.)’a tevekkül ettim” diyen bir kişiye Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Önce deveni bağla, sonra tevekkül et.” Peygamberimizin bu sözünden anlaşılıyor ki, Müslüman önce elinden geleni yapacak, sonra Allah (c.c.)’a tevekkül edecektir.

Namaz kılmak, oruç tutmak nasıl dini bir görev ise, geçimini sağlamak için çalışıp kazanmak da ibadet değeri taşıyan bir görevdir. Yüce Allah: “Namaz kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allah’ın fazlından nasibinizi arayın” buyurmuştur. (Cuma Sûresi, 10)

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’de: “Helal kazanç aramanın farz olduğu nu bildirmiştir.” Hz. Ömer şöyle demiştir: “Hiç biriniz rızkını aramaktan vazgeçip, Allah’ım (c.c.) bana rızk ver demesin, biliyorsunuz ki, gökten ne altın yağar ne de gümüş.”

Görülüyor ki, çalışmak dinimizin emri, müslümanın görevidir. Bir işi başarmak için önce elimizden geleni yapacağız, bütün gücümüzle çalışacağız. Sonra bizi başarıya ulaştırmasını Allah (c.c.)’tan bekleyeceğiz, O’na güveneceğiz.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de “Hakikaten insan için çalıştığından başkası yoktur” (Necm Suresi, 39) buyurarak çalışmanın önemini bildirmiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.) de: “Kişinin yediği en hayırlı yemek, elinin emeği ile kazandığı yemektir. Allah’ın Peygamberi Davut (a.s.)’da elinin emeği ile geçinirdi” (Riyazü’s-Salihin, c.I, s. 569) buyurmuştur.

Dinimiz, çalışmaya büyük önem vermiş, helal kazanç sağlamak için çalışmayı ibadet olarak değerlendirmiştir. Çalışan insan hayırlı insandır. Çünkü, insan çalışmakla hem kendisine, hem ailesine, hem de milletine yararlı olur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “İnsanların hayırlısı, insanlara yararlı olandır” buyurarak bu gerçeği açıklamıştır. Müslüman hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışmalı, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için hazırlık yapmalıdır.

Peygamberimiz (s.a.v.), daima çalışmayı tavsiye etmiş “İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır.” (Keşfu’l-Hafa, c.II, s. 233) buyurarak Müslümanların her gün daha ileri gitmesini istemiştir.

Sevgili Peygamberimiz şu mübarek sözü ile bize dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını göstermiştir. Buyuruyor ki: “Sizin hayırlınız, dünyası için ahiretini terk etmeyen, ahireti için de dünyasını terk etmeyip her ikisi için çalışan ve insanlara yük olmayandır.” (Keşfu’l-Hafa, c.I, s. 393)

O halde Müslüman hem dünyası, hem de ahireti için çalışacak, her gün daha ileri gidecektir. Dinimizin emri budur.





Click the image to open in full size.
eFe isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kadere îman eden, kederden emîn olur" eSiLa Kadere Iman 0 22.03.2013 22:04
Kadere iman, imanın şartı mıdır? TuRKuaZ Kadere Iman 0 14.12.2012 11:01
Kadere îman eden, kederden kurtulur eSiLa Kadere Iman 0 07.12.2012 20:01
Kadere îman eden insan keder çekmez. eSiLa Kadere Iman 0 29.11.2012 20:11
Yerine gelmesi kesin olarak planlanmış, takdir edilmiş Allah hükmü kader... SıLa Kadere Iman 0 27.11.2012 09:40


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları