Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > Egitim Ögretim > DERSLER > Kimya

Modern Kimyanın Öncüleri - 17. Yüzyılda kimya


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Kimya - kategorisi altındaki Modern Kimyanın Öncüleri - 17. Yüzyılda kimya isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 24.12.2012   #1
~ஐHiCLiK MaKaMiஐ~
SıLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 1
Arkadaşlar: 7
Konular:
Mesajlar: 4.744
Rép Puanı: 2147483647
Rép Grafiği: SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute
SıLa - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Modern Kimyanın Öncüleri - 17. Yüzyılda kimya

..
Ortaçağda kimyadan pratik olarak yararlanılır ve bir zengin olma aracı olarak bakılırken 1661 yılında İngiliz bilgini Robert Boyle'nin (1626-1691) "şüpheci kimyager" adlı yapıtımın yayınlanmasıyla Aristocuların görüşü altüst olmuştur. Robert Böyle ilk kez kimyasal elementleri maddenin parçalanamayan yapı taşları olarak tanımlamıştır. Yine ilk kez kimyasal bileşikler ile karışımlar arasındaki ayırımı yapmış ve kimyasal bileşiklerde maddenin özelliklerinin değiştiğini, basit karışımlarda ise her bir maddenin özelliklerinin korunduğunu açıkça belirtmiştir. Buna göre element bir özellik değil bir maddedir. Bileşikler elementlerin birleşmesinden meydana gelirler. Görüldüğü gibi Robert Böyle, element ve bileşiklerin bugün de geçerli olan doğru tanımlarını yapmıştır. Robert Boyle'nin çalışmalarının en önemli özelliklerinden biri de gazlar üzerinde yaptığı deneylerdir. Çalışmaları sonunda gazların basıncı ile hacminin ters orantılı değiştiğini bulmuştur. Bu yasa bugün de kendi ismiyle anılır.
Lavoisier (1743-1794), Filojiston kuramının egemen olduğu bir dönemde, yanma olayını bugünkü anlamda açıklayan bilgindir. Lavoisier, metal oksitlerinin oksijen ile metallerin verdiği bileşikler olduğunu kanıtlamıştır. Kapalı kaplarda yaptığı deneylerle bir kimyasal tepkime sırasında maddenin değişmediğini bulmuştur. Bu buluşu "Kütlenin Korunumu Yasası" olarak bilinir- Buna göre hiçbir şey, ne yapay yollarla ne de doğal işlemlerle, yeniden yaratılamaz. Her bir işlemde madde miktarı, işlemden önce ve sonra aynıdır. Değişen yalnız biçimleridir. Bir başka deyişle her bir işlemde maddenin niceliği değişmez, yalnız niteliği değişir.
Lovaiser'in bu yasası Einstein'in görecelik (rölativite) kuramını ortaya atmasına kadar geçerliğini korudu; Nicel kimya Lavoisier'in bu kuramına dayanır. Lavoisier'den sonra kimyagerler, kimyasal olaylardaki kütleler üzerindeki çalışmalarını yoğunlaştırmışlardır. Bileşik ile karışım arasındaki fark belirginleşmeye başlamıştır.
Bir kısım kimyagerler bileşiklerdeki element oranlarının değişken olduğunu söylerlerken J. L. Prost (1755-1826) bileşikleri belli bir bileşiminin olduğunu, bileşiklerin özelliklerinin ve kendini meydana getiren bileşenlerin oranının değişmediğini ortaya atmıştır. Bu prensip bugün Sabit oranlar yasası olarak bilinir.
Richter birleşme oranları yasası ile Stokiometrinin (madde denkliği) kurucusu sayılır. Asit ve bazın nötrleştirilmesi yardımıyla miktar oranlarını saptamıştır. Demir veya civa gibi bazı elementlerin oksijenle farklı oranlarda birleşebileceğini ileri sürmüştür ki bu çok sonraları değerlik kavramıyla doğrulanabilen bir gözlemdir.
Alman kimyager Jeremias Richter (1767-1807) 1792-1802 yılları arasındaki çalışmalarında o güne kadar çağdaşlarının ihmal ettiği bir konuda önemli buluşlar yaptı. Buna göre birbiriyle tepkimeye giren iki elementin birleşme oranlarındaki miktar bu elementlerin bir üçüncü elemente verdikleri tepkimelerde de aynıdır.
Meselâ 1 gr hidrojen 8 gr oksijenle birleşerek suyu, 1 gr hidrojen 3 gr karbonla birleşerek metanı, 1 gr hidrojen 35.5 gr klorla birleşerek hidrojen klorürü, 1 gr hidrojen 25 gr arsenikle birleşerek arsini meydana getirirler.
Ricter'in kuralına göre, ki bu eşdeğer oranlar yasası olarak da bilinir, eğer karbon ile oksijen birleşecekse 3/8 oranında (CO2 için doğrudur), karbon ile klor tepkimeye girecekse 3/35,5 oranında (CCl4 için doğrudur), arsenik ile klor birleşecekse 8/25 oranında (As2O3 için doğrudur) veya klor ile oksijen birleşecekse 35,5/8 oranında (Cl2O için doğrudur) birleşmelidir.
John Dalton (1766 -1844) İngiltere'de fen bilimleri öğretmenliği yaparken 5 maddelik bir teori ortaya attı ve bunu 1805 yılında yayınladı. Buna göre :
1.Bütün maddeler atomlarda oluşurlar. Bunlar en küçük parçacıklar olup bölünmezler ve parçalanmazlar.
2.Bir elementteki bütün atomlar ağırlık ve kimyasal özellikler bakımından aynıdır.
3.Farklı elementlerin atomları, farklı ağırlık ve kimyasal özelliklere sahiptir.
4.Farklı elementlerin atomları basit tam sayılarla bir araya gelerek bileşik oluştururlar.
5.Bir bileşik bozunduğunda meydana gelen atomların özellikleri değişmez. Aynı bileşiği tekrar veya yeni bir bileşiği meydana getirebilirler.
Dalton bileşiklerdeki elementlerin oranlan ile ilgili olarak basitlik kuralı diye bir öneride bulundu- Buna göre A ve B gibi iki atom, AB gibi iki atomlu veya AB2 veya A2B gibi üç atomlu molekül oluşturabilir. Bu elementlerin tek bileşiği varsa bu AB olmalıdır. Üç bileşiği varsa her üçü olmalıdır.
Dalton'un çalışmalarının en önemli yanı bugün katlı oranlar yasası olarak bildiğimiz yasayı ortaya atmasıdır. Ancak bu yasa Dalton'un deneysel çalışmalarının değil, önceden bilinen gözlemlerin düşünsel çalışmalarının sonucudur. Bu yasa "eğer element başka bir elementle birleşerek birden fazla bileşik meydana getiriyorsa elementlerden bir sabit kabul edildiğinde ötekinin miktarı basit tam sayılı katlan kadardır" şeklinde ifade edilebilir. Birleşme ağırlıkları dikkate alındığında yasayı "eğer bir elementin birden fazla birleşme ağırlığı varsa bu ağırlıklar birbirinden küçük tam sayılı oranlarla ayrılacaktır'' şeklinde tanımlamak da mümkündür.
Dalton bulgularından başka sonuçlar da çıkarmıştır. Hidrojenin en düşük bağıl ağırlığa sahip olduğunu kabul ederek ona 1 değerini vermiş ve buna göre elementleri bağıl ağırlıkları cetvelini hazırlamıştır. Dalton hazırladığı bu cetvelde azota 5 (bugün, 14), oksijene 7 (bugün 16). fosfora 9 (bugün 31), magnezyuma 20 (bugün 24), kalsiyuma 24 (bugün 40), sodyuma 28 (bugün 23), demire 50 (bugün 56), kurşuna 90 (bugün 207) atom ağırlığı değerlerini vermiştir. Dalton bağıl ağırlık oranlarından şu sonuca vardı. Basit kimyasal maddelerde daha da bölünemeyen değişmez maddeler vardır. Kimyasal olay sırasında maddenin yeniden yaratılması veya parçalanması olmaz. Homojen maddenin en son tanecikleri ağırlık, yapı ve öteki özellikleri bakımından tamamen birbirinin aynıdır. Bir başka deyişle her bir su atomu başka bir su atomuyla, herbir hidrojen atomu başka bir hidrojen atomuyla aynıdır.
Dalton atom sözcüğünü element ve bileşiklerin en küçük taneciği anlamında kullanmıştır. Çünkü bir su atomundan söz edebilmektedir. Element ve bileşik arasındaki farkı bazen "basit element atomları" veya "bileşik atomları" deyimlerini kullanarak belirtmektedir.
Gay - Lussac, (1778 -1850) 1808 yılında tepkimeye giren gazların hacimleri ile ilgili bir dizi denemeye girişmiştir. Bu deneyleri sonucunda eşit hacimde HCl ve NH3 gazı, katı NH4Cl veriyordu. Eğer bunlardan herhangi birinin hacmi fazla ise, bu fazlalık tepkime sonunda gaz halinde geride kalıyordu. Aynı şekilde 2 hacim hidrojen ve 1 hacim oksijenden 2 hacim su buharı oluşuyor, 3 hacim hidrojen 1 hacim azotla birleşiyor ve 2 hacim amonyak oluşuyordu. Bu ve benzeri olaylarla Gay - Lussac Sabit Hacim Oranlan Yasasını buldu. Buna göre bir gaz, öteki gazlarla tepkimeye girdiğinde her zaman basit tam sayılı hacim oranları ile birleşmektedir.
İtalyan fizikçi Amadeo Avogadro (1776-1856); Dalton ve Gay-Lussac' ın bulgularını doğru şekilde yorumlamış ve "bütün gazların eşit hacimlerinde eşit sayıda molekül vardır" şeklinde ifade edilen ve Avogadro yasası olarak bilinen yasayı bulmuştur.
Avogadro, çalışmalarım eşit hacimde eşit sayıda molekül vardır savıyla başladı ve bunu kanıtlamaya çalıştı. Bu varsayım hidrojen, oksijen, klor, azot gibi elementlerin moleküllerinin tek atomlu yerine iki atomlu olmasını gerektiriyordu. Avogadro 1811'de görüşlerini yayınladığında eğer emin olabilseydi, kimyadaki yarım yüzyıllık anlaşmazlık da açıklık kazanmış olacaktı. Çoğu kişi onun eşit hacmine eşit molekül vardır, varsayımını çok zayıf bir varsayım olarak görüyor, iki atomlu molekül varsayımını ise ciddiye almıyordu. Kimyasal bağ kavramı o zamanlar, tamamen elektriksel itme-çekme olayı olarak biliniyordu. Dolayısıyla benzer iki atomun birbirini itmeden bir araya gelerek iki atomlu molekülü oluşturmaları pek inandırıcı görünmüyordu. Eğer bunlar gerçekten bir araya gelebiliyorsa niye yalnız iki atom bir araya geliyordu üç, dört atom dört buraya gelmiyordu. Mesela H3, H4 molekülleri oluşmuyordu.
Avogadro'nun iki atomlu gaz molekülü görüşü şu gözlemlere dayanıyordu: Suyun elementlerinden oluşmasında 2 hacim hidrojen, 1 hacim oksijen ile birleşip 2 hacim su buharı oluşturuyordu. Oksijenin su buharının her iki hacim kısmında da eşit olarak dağılmak zorunda olduğunu, dolayısıyla oksijen elementinin eşit iki, kısma ayrıldığını söylüyordu. Aynı şekilde 1 hacim klor ve 1 hacim hidrojen birleşerek 2 hacim hidrojen klorür oluştururken de aynı şey söz konusu idi. Hidrojen ve klor elementlerinin her ikisi de iki eşit parçaya ayrılması gerekiyordu. Bütün bu gözlemler Avogadro'yu bazı gaz elementlerinin ilci atomlu olduğu sonucunu götürmüştür.
Avogadro çalışmalarını yayımladıktan sekiz yıl sonra 1819 yılında P.L. Dulang (1785-1838) ve T.A. Petit (1691,-1820) ağır elementlerin atom ağırlıklarının tahmini için yeni bir yöntem geliştirdiler. Bunlar katıların özgül ısıları ile ters orantılı olduğunu saptadılar. Atom ağırlığı ile özgül ısının çarpımı 6,43 gibi belli bir sabit değeri veriyordu. Bir başka deyişle bir elementin özgül ısısını belirleyip bunu 6,43 bölmekle o elementin atom ağırlığını bulmak mümkündü. Bu Dulang - Petit kuralı olarak bilinir. Bu, önemli bir bulgu idi. Hatta Avogadro'ya göre teorik kimyanın başlangıcıdır. Ancak sonradan görülmüştür ki bu kural yalnız belirli sıcaklık aralıkları için geçerlidir. Tüm elementler kendilerine özgü karakteristik bir sıcaklıkta Dulang - Petit kuralına uygun davranırlar. Düşük sıcaklıklarda özgül ısı giderek azalır.
Jön Jagob Berzelius (1779 -1848) 1800'lü yılların ilk yarısında kimya alanında önde gelen bir bilim adamıydı. Berzelius'un kimyadaki en önemli buluşu, o güne kadar kullanılan tüm formülleri atıp yerine bugün de kullanılan simgeleri koymuş olmasıdır. Berzelius simge olarak elementlerin Latince adlarının baş harflerini seçmiştir. Birden fazla elementin ilk harfi birbirine benzemesi halinde daha sonraki harflerden birini seçerek simgeyi belirlemiştir.
Aşağıda Berzelius zamanında simgelendirilen bazı elementlerin latince karşılıkları ve simgeleri verilmiştir.


Element Latince karşılığı Simgesi
Demir Ferrum Fe
Bakır Cuprum Cu
Çinko Zincum Zn
Gümüş Argentum Ag
Kalay Stannum Sn
Antimon Stibium Sb
Altın Aurum Au
Civa Hydrorgyrum Hg
Kurşun Plumbum Pb
Kükürt Sulphur S

Karbon Carboneum C

Newsland (1838 -1894), 1864 yılında elementleri atom ağırlıklarına göre sıralandığında, her 8 elementten sonra gelen elementin özelliğinin, baştaki birinci elementin özelliğine benzediğini gördü. Daha sonra sekizli anlamına gelen oktet kuralını önerdi.
R. Bunsen (1811 -1899) ve G. R. Kirchoff (1824 -1887) isimli bilginler, metal tuzlarını alevde buharlaştırıldıklarında, alevin karakteristik olarak renklendiğini gördüler. Bu şekilde, elementlere özgü renkleri buldular. Buradan metali belirleme yoluna gittiler. Bu yöntem, daha sonra geliştirilecek olan Spektral analiz'in temelini oluşturdu ve bu yolla bir dizi element keşfedildi.
Kimyanın tarihsel gelişim içindeki çalışmalar burada bitmemektedir. …..
Yaşanan tarihle birlikte kimya tarihi de devam etmektedir…..







Click the image to open in full size.



// EsâS Gurbet, DuaLarda oLmamak oLsa GereK . . .//
SıLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Tag Ekle
17. , kimya , kimyanin , modern , yüzyilda , öncüleri


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kimyanın Tarihi Gelişimi SıLa Kimya 0 24.12.2012 17:40
Kimya Ödevleri - Madenlerin Kullanım Alanları eFe Kimya 0 24.12.2012 17:30


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları