Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > iSLama Uygun Egitim Ve Yasam > Kisisel Gelisim Yazilari

İdrak Ufku ve Biz


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Kisisel Gelisim Yazilari - kategorisi altındaki İdrak Ufku ve Biz isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 18.01.2013   #1
Üye
HiCReT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 58
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 732
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: HiCReT is an unknown quantity at this point
Thumbs up İdrak Ufku ve Biz

İdrak Ufku ve Biz
Click the image to open in full size.

İdrak; anlayış, kavrayış, akıl erdirmek ve fehmetmek gibi mânâları içine alır. Günümüz bilim dünyasında, idrak, şuurlu ve şuursuz algı olarak tasnif edilir. Ancak herkesin idrak seviyesi aynı keyfiyette değildir. İdrakin ve algının mahiyeti meçhul olmasına karşın, idrake tesir eden faktörler ve bunların neticeleri hakkında çok şey bilinmektedir. Bir hâdise, varlık, konu veya kavramın (mefhum) farklı zihinlerde, onlarca farklı idrake yol açması muhtemeldir. Farklı idraklerin oluşumunda şüphesiz failin (özne), bakış açısı (nazar) ve niyeti mühim bir yer tutar. Bir İslâm mütefekkirinin ifade ettiği gibi: “Nazar ve niyet eşyanın mahiyetini değiştirir.”

Bakışımıza ve niyetimize göre hâdiseler, hayal ve idrakimizde farklı farklı suretler alır. Meselâ bir rivayete göre, Hz. Âdem (as), bir zellenin (küçük bir hata, sürçme) cezasını çekmek üzere Cennet’ten çıkarılmış ve dünyaya gönderilmiştir. Bazılarının idrak seviyesine göre, bu öylesine habis bir günahtır ki, Hz. Âdem ile kalmaz, onun neslinden gelen insanların da tamamına bulaşır. Tâ ki, bir kilise papazı onları vaftiz edinceye kadar Âdem’in temiz çocukları kirli sayılır. Başka bir idrak seviyesine göre ise Hz. Âdem Cennet’ten çıkarılmıştır; ama bu çıkarılış, onun neslinden gelecek olan bütün insanlara, Cennet’e giden yolları göstermek içindir. Bu algı tarzı, Toroslardan kıvrılıp dökülen bir kaynak suyu kadar duru, Yunus’un şiirindeki mânâ kadar zengin ve Hz. Âdem’in (as) yüreği kadar temizdir. Çünkü Hz. Âdem’in Cennet’ten dünyaya gönderilişi, fizikî mânâda bir düşüş olabilir; ama işin kadere bakan yönüyle, ulvî bir misyonla vazifelendirilmesidir. Bu durumda sadece Erzincan’daki Meryem, Kırıkkale’deki Âdem ve Diyarbakır’daki Davut değil, Londra’daki Maria; Bürüksel’deki Edım (Adam) ve Saraybosna daki Davit de Cennet’e girmeye potansiyel adaydır. Çünkü onlar da neticede Allah’ın kulu ve Âdem’in çocuklarıdır. Böylesi bir idrak daha geniş bir merhametin ifadesi değil midir?

İdrakteki farklılık, onu özümsemede de kendisini gösterir. Öyle bir farklılık ki, biriyle ötekisi arasında yerle gök kadar mesafe olabilir. Meselâ Hz. Âdem’in (as) çocuklarına karşı çok merhametli bir iman aşığı: “Karşımda müthiş bir yangın var; alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. Ben o yangını söndürmeye giderken ayağım birlerine çarpmış ne ehemmiyeti var.” der. Bir başkası için ise, bu sözler hiçbir şey ifade etmeyebilir.

Nemrut âvânesini toplayıp büyük bir ateş yakmış. Öyle bir ateş ki yukarıda merak edip yakınından geçen masum kuşlar, kavrulup yere düşüyor. Aşağıda ise karıncayı bir dert, bir ıstırap sarmış. Bedeninden on kat büyük bir damla su ile yollara düşmüş. Nereye bastığının nereye çarptığının farkında değil. Karıncanın perişanlığına şahit olanlar ona seslenir :

— Ne iş karınca kardeş, bu telâşın niye?
Karınca bir taraftan koşturuyor bir taraftan da cevabı yetiştiriyor:
— Nemrutlar ateş yakmış, Hz. İbrahim’i (as) ateşe atacaklar, ben de o yangını söndürmeye gidiyorum.
Muhatap algı körü, muhatap peygamber tanımaz, muhatap şımarık ve laubali:
— Karınca kardeş senin taşıdığın bir damla su ile o yangın sönmez ki!
Karınca kendinden beklenmeyen bir cevabı verir:
— Hiç değilse o yolda ölürüm.

Herkes, karınca ile aynı idraki özümsemiş olsa, Nemrutlar ne Hz. İbrahim’i (as) yakabilirler ne de diğer insanları.

Efendimiz’den (sallallahü aleyhi ve sellem) daha yaşlı bir sahabeye “Sen mi büyüksün Allah Resulü mü büyük?” diye sorulunca o, hiç duraksamadan: “Ben yaşlıyım; O büyük!” şeklinde çok güzel bir cevap vermiştir. Sahabenin peygamber idraki bu ufukta idi. Ondan yaşlı olmak, ondan daha ağır olmak, ondan daha uzun olmak mümkündü; ama ondan büyük olmak hiçbir fânînin hakkı ve haddi değildi. Çünkü O (sallallahu aleyhi ve sellem), “Kâinat ağacının hem çekirdeği hem de meyvesiydi.” Hemen bu noktada dönüp, Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) ashap idrakine bakalım. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayete ulaşırsınız.” Yeryüzünde Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) kulluk idrakine en yakın insan topluluğu, onun sahabileridir. Buna binaen kutlu Resul (sallallahu aleyhi ve sellem), onları seradan alıp her birisini bir yıldızın burcuna dikmiştir.

Bir meseleyi idrak keyfiyeti, ona sahip çıkma azmine doğrudan tesir eder. Hz. Âdem’in (as) çocuklarına, Cennet’e giden yolları göstermek için Anadolu’dan çok uzak diyarlara giden Selçuklu ve Osmanlı alperenleri, gittikleri yerlerde ışıklar yakmışlardır. Alperenler mutlu, onlara yol gösterenler mutlu. Fakat bir zaman sonra, her şey tersine döner. Dolayısıyla alperenler kederli, onlara yol gösterenler de kederli.

Huzura çıkan gözü yaşlı gönlü buruk bir alperenin karşısına bir idrak sorusu çıkar:
— Nemrutlar, Hz. Âdem’in (as) çocuklarına Cennet’e giden yolları kapattıklarında sen ne hissettin?
— Kolumun koptuğunu hissettim Efendim.

Orada bulunanlar kardeşlerinin hâline ağlamışlar; ama cevabını da pek beğenmişler. Yüzlerinde hafif bir tebessüm oluşmuş. Tebessümler kelebeklere dönüşmüş, etraflarında uçuşmaya başlamış. Herkesi sevindiren beklenmedik cevap, Efendi’nin yüzünü güldürmeye kâfi gelmemiş. Kendilerini Hz. Âdem’in (as) çocuklarına adamış, adanmış ruhların gözleri Efendilerinin gözlerine kilitlenmişti. Onlar bunu hep yapardı. Oda, ıssız ve sessizdi. Belki bir tufan kopacak, belki de bir güneş doğacaktı. Herkes pür dikkat. Efendi başını kaldırır ve kalbini dağlayan bir idrak zafiyetine işaret eder:

— Ben, kafamın koptuğunu hissettim Efendim, demeni beklerdim.

Başlar eğilir, gönüller burkulur, ama kaç zamandır zihinlerde dolaşan fakat yeterince anlaşılmayan bu durumun, idrak zafiyetinden kaynaklandığının farkına varılır.

Mefkûreyi rüyalardan gönüllere taşımak için daha üst idraklere, daha üst idrakler için yeni metafizik gerilimlere yelken açmak gerekiyordu. Gönüllerde yeterince yankı bulamayan ve yalnızca rüyalara demir atan bir idrakin kanatlanıp uçması muhaldir, tökezleyip yolda kalması ise mukadderdir. “Rüyalarınıza girdim; ama gönüllerinize giremedim.” sitemini başka türlü nasıl anlayabiliriz ki!

HiCReT isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:



Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları