Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > iSLama Uygun Egitim Ve Yasam > Kisisel Gelisim Yazilari

Insanı raydan çıkaran günah: ‘kibir’


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Kisisel Gelisim Yazilari - kategorisi altındaki Insanı raydan çıkaran günah: ‘kibir’ isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 24.01.2013   #1
||HüZüN DiYaRı||
eSiLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 2
Arkadaşlar: 2
Konular:
Mesajlar: 4.359
Rép Puanı: 2147483647
Rép Grafiği: eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute
Post Insanı raydan çıkaran günah: ‘kibir’

“Sakin ol! Ben bir kral değilim.”

Kibir, insanı çok çabuk raydan çıkarır; firavunlaştırır. Çünkü büyüklenmenin sonu yoktur. Böbürlenmeyle başlar. İnsan kendini bir şey sandıkça şımarır nefs, kabarır ve kibrin verdiği bu menhus zevki daha fazla, daha yoğun ister.

Her şeyi ve herkesi kendisinden çok küçük ve aşağı görme alçaklığı, sonunda, ilahlık iddiasına varıp dayanır. Bu rezil iddia, dayandığı maddi saltanattan yararlanmak isteyen rant avcılarını, mıknatıs gibi çeker ve etrafında toplanan dalkavuklarının da pompalamasıyla şiştikçe şişer, tıpkı Firavun gibi “Ben sizin yüce Rabbinizim!” deme alçaklığına dahi düşer.

Kibir hastalığı, böylece, ilk elden kendi sahibini aldatan bir zavallı yalana dönüşür. Bu trajikomik durum, insanlıktan çıkmış olan insanın, bile bile ‘lades’ demesidir. İnsanın hem kendisini aldatması hem de kendisiyle dalga geçmesi, daha doğrusu, kendi eliyle kendisini batırmasıdır.
Yüceler Yücesi, İsrâ Suresi 37. Ayet-i kerimede kibir ehlini şöyle uyarır: “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma! Çünkü sen, (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir, ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin!”

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem de yaşayan bir Kur’an olarak, her İlahi emir gibi, bu emrin de muhteşem bir örneği olmuştur. Mesela bir gün, kendisini ziyarete gelen ve çok heyecanlanan bir insana: “Sakin ol! Ben bir kral değilim, ben kadîd (güneşte kurutulmuş et) yiyen bir kadının oğluyum” diyecek kadar yüce gönüllüydü.

Click the image to open in full size.’ın son ve en büyük Resulü aleyhissalatu vesselam, dünya tarihinin en önemli fethini, kansız, kinsiz başardığında, Mekke’ye girerken de muhteşem bir tevazu abidesiydi. Bindiği devenin üzerinde öylesine eğilmiş ve iki büklüm olmuştu ki sanki muazzam bir zaferin kahramanı değil de mahcubiyet duyulacak bir işin failiydi. Hali, zafer sarhoşu komutanların kasılmalarına hiç mi hiç benzemedi. Bu hal, zaferini tamamıyla Rabbinden bilen bir şükür haliydi.

Hiç oldum da kurtuldum

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin yolundan giden bütün büyükler, mütevazıdır. Meyveli ağaçlar gibi dallarını hep eğmişler, seviyelerine indikleri insanlara, seviye kazandırmışlardır. Meyvesiz dallar ise kavaklar gibi hep yukarıya doğru dikildi, tepeden baktı…
Mehmet Akif Bey merhum, ilmiyle böbürlenen ve başkalarına hep kavak gibi tepeden bakan bir hocaya, Paris dönüşünden sonra demiş ki: “Siz, hiç değişmemişsiniz. İstanbul’da iken insanlara Fatih minarelerinin tepesinden bakıyordunuz, şimdi de Eyfel Kulesi’nin başından bakıyorsunuz…”

Kibre götüren; şan, şöhret, ilim, sanat ve servet başa beladır, batırır. Hacı Bayram Veli hazretleri ne güzel der: “Kibir öyle bir ağırlıktır ki onunla ne uçulur, ne yüzülür!”

Kibir diken gibidir, batar. Kim sever, kendisine tepeden bakan bir gurur abidesini?...




Hep, “Ben! Ben!” diyen iflah olmaz, belalıdır, marazlıdır; asla varlık bulamaz. Bu sebeple Osmanlı insanı, “Ben” değil; “Bendeniz” derdi.
Hz. Mevlana da, “Yok ol ki, var olasın!” dedi. Ve âleme ilan etti: “Ben hiçim, hiçim, hiçim! Hiç oldum da kurtuldum.”

Varlık iddiası, yokluktur. Bu sebeple, şöyle der Başkasının Günahına Ağlayan Adam: “Bahtiyar odur ki, Kevser-i Kur’ani’den süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için bir buz parçası hükmündeki şahsiyetini ve enaniyetini, o havuz içine atıp eritendir.”
Böylece, kendi küçük ve fani varlığından vazgeçme cesaretiyle, kazanır ebedi saadet diyarını ve sonsuz mutluluğu…
Alparslan rahmetli der ki, “Bir kere gururlandım, o da canıma mal oldu.” Şeytan kibri sebebiyle kovuldu İlahi huzurdan. Oysaki meleklerin hocasıydı.

Nefsaniyet’e ‘kişisel gelişim’ deniliyor

Şimdilerde, çağdaş insan kibriyle övünür oldu. Gurur, şeytani bir özellik olarak görülmedi; tam tersine, çok matah bir şeymiş gibi dayatıldı. Hatta hava atmak, üstünlük taslamak, kendini göstermek “Kişisel gelişim” sayıldı.

Bu yüzden de iş dünyası, siyaset âlemi, sanatçı camiası narsistlerle (bencillik hastalarıyla) doldu. Bunlar, başkalarını sevemeyecek derecede kendini seven, modern firavuncuklara dönüştü.

Bu enaniyet abidelerine en etkili cevaplardan biri, Amerika’da, birçok ünlünün gömülü olduğu bir mezarlığın girişine yazılmıştır: “Bu mezarlıkta, kendisinden sonra, dünyanın düzeninin bozulacağına inanan birçok kişi yatıyor!”

Bu sözün şümulüne girmek istemeyen, hakiki âlimleri dinlemeli, gerçek mürşitleri örnek edinmeli. Kıymetli bir Hocaefendi der ki: “Kendinizi sıfırlayın! Hem de Latincedeki gibi değil, Arapçadaki gibi sıfırlayın. Çünkü Latincedeki sıfırı da nefsine şambrel yapıp, dünya denizinde bir yere doğru gitmeye çalışmak mümkündür. Hâlbuki Arapçanın sıfırı, bir noktadan ibarettir.”

Geçenlerde bir kardeşim, “Aman Hocam inmeyin, arabayı sıfırlayacağım” dedi. Meğer arabayı kaldırıma tam yanaştırmak demekmiş, sıfırlamak… Bir iki manevra ile araba sıfırlandı. Keşke nefsimizi sıfırlamak da bu kadar kolay olsaydı…

‘Kral çıplak!’

Kralın biri, aşırı giyim kuşam meraklısıymış. Bir gün, terzisine demiş ki, “Bana öyle bir elbise dikesin ki, benden önce o modeli hiç kimse giymemiş ola; benden sonra onu hiç kimse taklit edip, benzerini diktiremeye…”
Terzinin eli mahkûm, “Hayır, olmaz, yapamam!” deme şansı yok, “Peki” demiş. Kral, dikimini sabırsızlıkla beklediği bu eşsiz elbiseyi, büyük bir merasimde giymek ve bütün halkına da göstermek istemiş. Nihayet, terziye verilen süre bitmiş… Terzi, elbiseyi getirdiğini söyleyip Kral’ın huzuruna çıkmış.




“Haşmetmeab! Elbiseniz hayırlı olsun, çok uğraştım, çok yoruldum ama sonunda istediniz gibi oldu. Ne şimdiye kadar böyle bir elbise dikildi, ne de bundan sonra dikilebilir!” demiş. Ve eklemiş: “Bu elbisenin asıl özelliği, onu aptalların, şapşalların ve geri zekâlıların görememesidir.”
Kral, terzisinin bu izahından çok mutlu olmuş ve demiş ki: “Çok güzel! Zaten böyle eşsiz bir elbiseyi, geri zekâlıların görme hakkı olmamalıydı! Bravo!”

Terzi, bu övgüden sonra, elbiseyi muhafazasından büyük bir itina ile çıkarmış ve Kral’a “Nasıl, beğendiniz mi Ulu Kralımız?” diye sormuş.
Kral şöyle bir bakmış… Ne elbise, ne de başka bir şey… Terzinin elinde hiçbir şey yok. Tabii ki, “Göremedim” diyememiş. Aptal, şapşal, geri zekâlı konumuna düşmek istememiş ve “Ne ala, ne güzel bir elbise bu! Eline sağlık, harika olmuş” demiş.

Kral, elbisesini büyük bir merakla önce vezirlerine ve ailesine göstermiş. Kime gösterdiyse, hepsi de elbiseye hayran kalmış ve krala çok yakıştırmışlar. Sıra gelmiş, bu harika elbiseyi halka göstermeye… Çünkü ancak akıllıların gördüğü bu elbiseyi duymayan kalmamış. Ahali de kendi aklını denemek için sabırsızlanıyormuş.

Nihayet, kral büyük bir törenle halkın huzuruna çıkmış. Bu tören sırasında, kralın ilginç elbisesini bütün akıllılar, zekiler, uyanıklar görmüşler. Önlerinde çıplak duran kralı birbirlerine göstererek, “Ne muhteşem, duyduğumuzdan da güzelmiş” diye takdir etmişler. Böylece akıl düzeylerini birbirlerine ispat etmişler.

Ancak, annesinin kucağından kralı seyreden bir çocuk, birden bağırıvermiş: “Anneee! Kıral çıplaaak!”
Kibir ve gururla kasılanların çırılçıplak kalmış ruhları da kalp gözüyle bakanlarca görülüyor.
Peki, onları kim, nasıl giydirecek?...

VEHBİ VAKKASOĞLU
137. Sayı
Mayıs 2012

Gülistan Dergisi




eSiLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Günah işleyenin Orucu eFe Ramazan Ayı ve Orucu 0 16.12.2012 17:47
En büyük günah TuRKuaZ Namaz İle İlgili Yazilar 0 16.12.2012 13:06
Kuranda belirtilen en büyük günahlar nelerdir? HiCReT Kur'an hakkında YazıLarınız 0 13.12.2012 20:59


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları