Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > iSLama Uygun Egitim Ve Yasam > Kisisel Gelisim Yazilari

Ümit - Çile - Sabır - Vefa - Gözyaşı..


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Kisisel Gelisim Yazilari - kategorisi altındaki Ümit - Çile - Sabır - Vefa - Gözyaşı.. isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 22.05.2014   #1
D/Üsüyorum..
SimaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 69
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 504
Rép Puanı: 50000
Rép Grafiği: SimaL has a reputation beyond repute SimaL has a reputation beyond repute SimaL has a reputation beyond repute SimaL has a reputation beyond repute SimaL has a reputation beyond repute SimaL has a reputation beyond repute SimaL has a reputation beyond repute SimaL has a reputation beyond repute SimaL has a reputation beyond repute SimaL has a reputation beyond repute SimaL has a reputation beyond repute
Standart Ümit - Çile - Sabır - Vefa - Gözyaşı..

Ümit herşeyden önce bir inanç işidir. İnanan insan ümitlidir ve ümidi de inancı nisbetindedir. Bu itibarladır ki, sağlam inanç mahsulü çok şeyler, bazılarınca hârika zannedilmektedir. Aslında, ümit, azim ve kararlılık, iman dolu bir kalbe girince, beşerî normlar aşılır. Ve o inançlı kalp harikalar kuşağına ulaşmış olur. Bu seviyede gönül hayatına sahip olamayanlar ise bunu fevkalâdeden sayarlar. Hele insan, inanacağı şeyi iyi seçebilmiş ve ona gönül vermişse, artık onun ruh dünyasında ümitsizlik, karamsarlık ve bedbinlikten asla sözedilemez.

Fert, ümitle varlığa erer; toplum onunla dirilir ve gelişme seyrine girer. Bu itibarla da, ümidini yitirmiş bir fert var sayılamayacağı gibi ümitten mahrum bir toplum da felç olmuş demektir.
Ümit, insanın kendi ruhunu keşfetmesi
ve ondaki iktidarı sezmesinden ibarettir. Bu sezişle insan, kâinatlar ötesi Kudret-i Sonsuz’la münasebete geçer ve onunla herşeye yetebilecek bir güç ve kuvveti elde eder. Bu sayede, zerre güneş, damla derya, parça bütün ve ruh kâinatın bir soluğu haline gelir. Ümitle uzun yollar aşılır, ümitle kandan irinden deryalar geçilir ve ancak ümitle dirliğe ve düzene erilir. Ümit dünyasında mağlup olanlar, pratikte de yenilmiş sayılırlar. Ne yiğitçe ve çalımla yola çıkanlar vardır ki, iman ve ümit zaafından ötürü, yarı yolda kalmışlardır. Küçük bir zelzele, gelip geçici bir fırtına, akıp giden bir sel, onların azim ve iradelerini de beraber alıp götürmüştür. Hele kendilerine ümitle bağlanıp sonra da onlarla beraber yeis bataklığına düşüp boğulanların hâli bütün bütün yürekler acısıdır.
ÇİLE, yüce hedeflere varmanın ve yüksek neticeler elde etmenin tek yoludur. Hakikat yolcusu, çile ile günahlardan arınır; onunla saflaşır ve onunla özüne erer. Çilenin olmadığı yerde ne olgunlaşmadan ne de ruhla bütünleşmeden bahsedilemez. Ruh, çile ile kemâle erer. Gönül, çile ile inkişaf eder. Çile görmemiş ruhlar ham, gönüller de kolu kanadı kırık ve ölgündür.
ÇİLE, çalışmaya ve o yolla elde edilen şeylere kat kat değer kazandırır. Çilesiz elde edilen şeyler, mirasdan gelen mal gibidir; gelişi emeksiz, gidişi de üzüntüsüz olur. Evet, ancak binbir ızdırapla kazanılan şeylerdir ki, muhafazası uğrunda canlar feda edilir. Bir millet ve bir medeniyet, büyük muzdarip ve çilekeşlerin öncülüğünde kurulmuş ise, sıhhatli, istikrarlı ve gelecek adına ümit vericidir. Aksine, hayatında bir kere olsun ağlamamış, inlememiş ve sancı çekmemişlerin elinin altında doğmuş ve gelişmişse, zâyi olmaya namzet ve talihsizdir.
SABIR, yücelme ve fazilete ermenin mühim bir esası ve iradenin zaferidir. O olmadan, ne ruhu inkişaf ettirmeden, ne de yücelip benliğin sırlarına ermeden bahsedilemez. Sabırla insan, toprağa, ete, kemiğe bağlılıktan kurtulur ve onunla yüce âlemlere ermeğe namzet bir kutlu olur. Sabır, öteler ötesi saltanatlara ulaşmak için dar bir geçit, aşılmaz bir zirve ise, gönlünü o âlemlere kaptırmış hakikat eri de, geçilmez ve aşılmaz gibi görünen geçitlere ve şahikalara meydan okuyan bir Heraklit’dir. En sarp yokuşları dümdüz ve ovaları da pürüzsüz gören bir Heraklit...
Bütün yükseltici şeyleri, ara vermeden sürekli olarak yaşama, alçaltıcı şeylere karşı devamlı teyakkuz ve direnme, nihayet, beklenmedik anda ve beklenmedik şekilde, insanı ırgalayan ve örseleyen umum belâlara karşı yılgınlık göstermeden dayanma; evet işte acılardan acı ve neticesi itibariyle de zülâllerden zülâl sabır budur! VEFA, dost ikliminde yetişen güllerdendir. Onu düşmanlık atmosferinde görmek nâdirattan ve hatta, imkânsızdır. Vefa, duyguda, düşüncede, tasavvurda, aynı şeyleri paylaşanların etrafında üfül üfül eser durur. Kinler, nefretler, kıskançlıklar ise, onu bir lahza iflâh etmez öldürür. Evet o, sevginin, mürüvvetin bağlarında boy atar gelişir, düşmanlık ikliminde ise, bir anda söner gider.
VEFA, fertlerin birbirleriyle kaynaşıp, bütünleşmesini temin eder. Vefa sayesinde cüzler küll olur; ayrı ayrı parçalar bir araya gelerek vahdete ulaşır. Vefa duygusu varıp sonsuzluğa erince, ötelerden gelen tayflar, kitlelerin yolunu aydınlatır ve toplumun önünü kesen bütün tıkanıklıkları açar. Elverir ki, o toplum, vefa duygusuyla olgunlaşmış ve onun kenetleyici kollarına kendini teslim etmiş olsun.
Gözyaşı, ihlâs ve samimiyet sahibi bağrı yanık ve ciğeri kebap insanlar için bir boşalma vesilesidir. Gözyaşları dünyada, dayanılmaz hâle gelen aşk ateşinin ıstırabını bir nebze dindirirken, ahirette de cehennemin alevlerini söndürür.
Bu sebeple Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Mahşerde Cehennem kıvılcımlarının insanları kovaladığı hengamda, Cebrail (as) elinde bir bardak suyla görünür. Ona, “Bu nedir?” diye sorduğumda bana şöyle cevap verir: “Bu, mü’min kulların Allah’a olan saygı ve bağlılıklarından dolayı döktükleri gözyaşlarıdır. Şu korkunç kıvılcımları söndürecek tek şey de bunlardır.”
Bir başka hadislerinde ise Efendimiz (sas), Allah için gözyaşı dökmeyi, cephede düşmanı kollayıp içimize sızmasına engel olan askerin nöbetine denk tutar. “İki göz Cehennem’i görmez.” buyurur ve mealen devam eder: “Biri Allah için gözyaşı döken göz, diğeri de millet ve ülkenin maruz kaldığı tehlikeler karşısında yüreği atan ve düşman nereden, hangi delikten içimize sızacak, hangi planlarla bizi tahrip edip çürütecek diye nöbet bekleyen göz.”
Kur’an-ı Kerim de böyle bir tavrı takdir ederek över: “Az gülsünler, çok ağlasınlar.” (Tevbe, 9/82) ihtarı bunun örneklerinden biridir. Bu, bir nevi, “Düşünün ve kazandığınız bunca şey karşısında yürekleriniz hoplasın! Ölüm ve sonrasında başınıza gelecekleri ve hesap yerindeki durumunuzu tefekkür edin de, az gülün çok ağlayın” demektir. Bu yönüyle gözyaşı Cennet Kevserlerine denktir.





Click the image to open in full size.


Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap
SimaL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Vefa Yalnız Lügatlerde mi Kaldı? eBRaR YüreK eSintiLeri 0 21.03.2014 19:28
Sabır Yokuşu… eBRaR YüreK eSintiLeri 1 27.05.2013 19:13
İtidal İçin Sabır YuReK Dini Konular 0 11.04.2013 13:13
Gözyaşı, Rabbe karşı bir şükran, ilâhî muhabbet bağına girenler için tövbe eSiLa Dini Konular 0 06.04.2013 15:34
Çile Böyle Çekilir eSiLa iSLamda Cihad-Cihad Erleri 0 07.12.2012 21:01


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları