Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > Egitim Ögretim > DERSLER > Lisan

DiL Medeniyettir


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Lisan - kategorisi altındaki DiL Medeniyettir isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 24.12.2012   #1
~ஐHiCLiK MaKaMiஐ~
SıLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 1
Arkadaşlar: 7
Konular:
Mesajlar: 4.744
Rép Puanı: 2147483647
Rép Grafiği: SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute
SıLa - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart DiL Medeniyettir

Click the image to open in full size.

Dil, kimliğin fanusudur. Bir milletin doğduğu andan bugüne kadar getirdiği birikimlerin sözle ifadesidir; varlığını sözle haykırmasıdır. Dil medeniyettir. Bir medeniyetin kurduğu dil, başka bir medeniyetin düşündüklerini söyleyemez. Bir millet dilini değiştirdi mi medeniyetini de değiştirmek zorundadır. Dil, insanın anlatma yetisi çevresinde oluşan anlaşma araçlarının en kullanışlı ve gelişmiş olanıdır. Her şeyden önce dil, iletişim, anlatma ve anlama aracıdır. İletişim birlikte yaşamanın temelidir. İletişim olmasaydı insanlar bir araya gelerek toplum oluşturamazlardı. Anlaşma olmadan toplumdan söz edilemezdi. Anlaşmak için de anlatmaya ihtiyaç vardır. Anlaşma, anlatma, iletme bir bütündür. Dilciler ve genel anlamda aydınlar, dili değişik şekillerde tanımlamış ve anlayış ölçüleri çerçevesinde anlamlandırmışlardır. Bu tanımlar, kişinin dile bakış açısını vermekten öteye gitmemiştir.

Doğadaki canlılar kendilerini korumak, varlıklarını sürdürmek için bazı yetenek ve güçlerle donatılmışlardır. Bazılarının kas gücü, bazılarının görme duyusu, bazılarının koku alma duyusu daha gelişkindir. Bazıları çok ürer, bazıları daha hızlı koşar. İnsan da anlaşma yeteneğiyle donatılmış bir varlıktır. İnsanın her türlü iletişimini bu yeteneği çevresinde düşünmek gerekir. Dilden önce bazı işaret ve seslerle insanların kendi aralarında iletişimi sağlayarak anlaşma sağladıkları bilinmektedir. Günümüzde de dil dışında başka araçlarla anlaşma sağlandığı bilinmektedir. Ancak hiç şüphesiz en gelişmişi ve kullanışlı olanı dille gerçekleştirilen iletişimdir.

İletişim, bir bilginin, niyetin, duygunun, düşüncenin göndericiden alıcıya iletilmesidir. İnsanlar arasında iletişimin gerçekleşmesi için göndericiyle alıcı arasında ortak bir işaret sisteminin kullanılması gerekir. Her dil, onu konuşan insanların tarihî oluş içinde oluşturdukları doğal bir şifre sistemidir. Kendine özgü söyleyiş tonlamaları ve kuralları vardır. Neticede herkes bu mühim kavramı kendi pencerelerinin görüş alanı dâhilinde algılamış ve gördüklerini kelimelerle resmetmişlerdir. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş toplumsal bir kurumdur. Dil, hiç şüphesiz, milletlerin tarih sahnesinde var olmasının ve gelecekte varlığını devam ettirebilmesinin en önemli ve en temel dayanağıdır. Konunun önemini ifade etme bakımından, mevzuyla ilgili bir şeyler söyleyebilmemiz ve yazabilmemiz için, aslında dilin mahiyetinin ne olduğuna, neleri kapsadığına, tarihi süzgeçten geçip günümüze kadar nasıl geldiğine, istikbalimiz açısından onun olmazsa olmazımız olup olmadığına bakmamız ve buna göre değerlendirmemiz gerekmektedir.

Dil, varlığın kendi var oluşunu ifade etmesi açısından olmazsa olmaz unsurlarından biridir. Her ne kadar o, seslerin, hecelerin, kelimelerin ve cümle gruplarının anlamlı ve ahenkli bir şekilde bir araya geldiği bir semboller bütünü olsa da, onu milletlerin varlığı, devamlılığı ve geleceği açısından değerlendirdiğimizde dil; bir milletin kendisini, yaşayışını, kültürünü, inancını, devlet anlayışını, tarih şuurunu, geleneklerini, göreneklerini, eğitimini, teknolojisini, mimarisini, musikisini, yeme-içme şeklini, giyimini, mutfak kültürünü, yatmasını, kalkmasını; başka bir ifadeyle folklorunu; iç ve dış dünyasını söz ve yazıyı kullanarak ifade ettiği, asla vazgeçilmesi mümkün olmayan şah damarı niteliğinde bir unsurudur.

Ünlü düşünür Wittgenstein’ın: “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.” ifadesinden hareketle, dilin sadece düşünceyi aktaran kuru bir ifade unsuru olmadığını, aynı zamanda, kişinin dünyayı algılama biçimi olduğunu ifade etmektedir diyebiliriz. Bu açıdan dil, düşünce şeklimizle de yakından ilgilidir. Yüksek düşünen insan, şüphesiz yüksek şeylerden bahseder ve bunu ince bir üslupla ve ahenkli bir şekilde, dili de vasıta kılarak gerçekleştirir. Alman filozofu Heidegger: “Dil insanın evidir.” diyerek bu iletişim vasıtasının ehemmiyetini açıkça ortaya koyar. “Evimiz mahremiyetimizdir. Orada huzur buluruz. Toplumda taktığımız maskeler evde düşer.” Dilin geçmişten geleceğe köprü kurma gibi mühim bir misyonu da vardır. Bu köprü ancak kelimelerle kurulur. Bu köprünün sağlamlığı malzemenin bol ve yerinde kullanılmasıyla mümkündür. “Konfüçyüs’e sorarlar:

“Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız ilk olarak ne yapardınız?” Büyük düşünür şöyle karşılık verir:

“Hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe başlardım” ve dinleyenlerin meraklı bakışları karşısında sözlerine devam eder:

“Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”

Dil, bir millet için çok şey ifade eder. Çünkü o doğrudan doğruya milleti ifade etmektedir. Millet ise, Yavuz Bülent Bakilerin ifadesiyle, “edebiyatı olan bir topluluktur.” Ona göre edebiyatın temel malzemesi dildir. Dil olmazsa edebiyatımız olmaz. Yine dünya çapında bir sanatkâr olan Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un da ifadesiyle, “Millet edebiyatından tanınır.” Edebiyat ise varlığını dile borçludur, millet de edebiyatıyla vardır. Edebiyat da bizi var eden unsurları, birtakım değerleri tümüyle birden içeren bir özellik taşımaktadır. O geçmişten günümüze bir köprü kuran vasıtadır. Biz dili her yönüyle işleyen edebiyat sayesinde Dede Korkut’u, Ahmet Yesevi’yi, Yunus’u, Mevlana’yı, Pir Sultan Abdal’ı, Karacaoğlan’ı, Baki’yi, Süleyman Çelebi’yi, Mehmet Akif’i, Koca Sinan’ı, Dede Efendi’yi, Itrı’yi ve tarihin ötesindeki nice şahsiyetleri; aynı zamanda yine edebiyat sayesinde geçmişten günümüze aktarılan kahramanlık şiirlerini, destanları, gazelleri, tarihi hikâyeleri ve bunlar gibi pek çok şeyi öğreniyoruz.

Dil meselemiz, dünya üzerindeki varlığımızı, millet olan vasfımızı devam ettirebilmemiz ve diğer milletler yanındaki medeniyet yarışında “biz de varız” diyebilmemiz açısından hayati derecede önem arz eden bir unsurdur. Toplumun ayakta kalabilmesi, elde ettiği başarılara bağlıdır. Başarıları elde etmenin yolu ise düşünceden geçmektedir. Zihni alanımızın üretken olması, felsefede, bilimde ve sanatta günümüz itibariyle yeteri derecede başarı sağlayamamış olmamız, toplumumuzun geleceği açısından varlığımızı devam ettirme şansımızı menfi yönde etkilemektedir. Kişi, düşüncelerini ancak kelimeler vasıtasıyla bir başka kişiye aktarır. Düşündüğü içinde dili kullanır. Düşünme geleneğinin etkinliğini yitirmeyen toplumların dili daha gelişmiştir; kavram yapısı daha sistematiktir. Bunun sonucu olarak da bu toplumlarda bilim, sanat ve felsefe gibi insani faaliyetler daha gelişmiştir. Böylesi toplumların kültürel mirasları ve birikimleri daha fazladır. Dilin gücünü belirleyen şey felsefi düşüncenin ve ilmi üretkenliğin gücüdür. Bu alanlarda üretken olamayan, tembel bir toplum, ihtiyaçlarını başka toplumların ürettiklerini tüketerek karşılamak zorunda kalır. Üretmeden tüketmek siyasi ve iktisadi alanda olduğu gibi dil alanında da bir daralmaya, giderek yok olmaya götürür, bu da milletler için felakettir. Bir düşünsenize konuştuğumuz dilin geçmişe nazaran söz dağarcığı da o kadar fakirleşmiş ki, adeta kuşa dönmüş. Bunun neticesinde düşüncelerimiz, gönüllerimiz, hayallerimiz, beyinlerimiz, fikir dünyamız ve kapasitemiz de oldukça sınırlandırılmış olur. Toplum olarak adeta zirveden dibe vurmuş oluruz. Bu durum böyle giderse bir kabile dili kadar kelime kadrosuyla konuşacak, konuştuğumuz kadar yazabilecek, yazdığımız şekilde düşünecek ve bu yüzden de yabancılaşacağız. Bu durumun farkında olmamaya devam edersek kendi kendimizi reddetmeye kadar gideceğiz. İşte bu, millet olmayı reddetmektir. Dilin fakirleşmesinin toplumlara vereceği zararı kısaca tarif etmeye çalıştım.

Dil ki milletin kalbidir. O kalpteki her kriz, millet bünyesini ölüme yaklaştırır. Bunun için büyüklük iddiasındaki bütün milletler, halkıyla, devletiyle, dillerini koruma ve onu zenginleştirme yolunda şuur sahibidirler. Şayet dilimiz, insanlarımızın birbirlerini anlayamayacağı hale gelirse bunun neticesi olarak insanımız birbirlerine yabancılaşacak, bu da asla istemediğimiz, zikretmekten dahi kaçındığımız sonuçlar doğurabilecektir. Dolayısıyla güzel dilimizin doğru bir şekilde yaşanması ve yaşatılması, tarihimizin ve kimliğimizin yaşamasıdır. Dil, kültürün temel dinamiklerindendir. Milletlerin gücü, dil ve düşüncelerinin gücüyle doğru orantılıdır. Bir toplum, dilde, düşüncede ne kadar zengin ise, o kadar güçlü sayılır. Bir fert, kendi dilini ne kadar iyi kullanıyor ve başkalarıyla ne kadar rahat diyalog kurabiliyorsa, o ölçüde kendi olarak kalmasını teminat altına almış demektir. Aslında dil, insanın varlık ve hâdiselere bakışını, eşyanın hem bütün olarak, hem de parçalar halinde ihsasını teminde de en önemli bir unsurdur. Hangi zaviyeden bakılırsa bakılsın, dilin, kültür hayatımızda belirleyici bir rol üstlendiği açıktır. Dil, bireyleri birbirine bağlayan, bir toplumu gelişigüzel insan yığını olmaktan çıkaran, millet haline getiren en önemli öğelerden biridir.

“Nasrettin Hoca bir gün ev taşıyacakmış. Bir araba aramış, bulmuş. Pazarlığa başlamış. Arabacı tüm eşyanın nakli için on lira istemiş. Hoca bu fiyatı çok bularak ‘Çok istedin evladım, bu kadarcık eşya için o kadar para istenir mi?’ deyince arabacı, ‘Bu kadarcık demeyin Hoca’m, eşya az değil, bakınız soba var moba var, dolap var molap var, sandalye var mandalye var…’ diye saymaya başlayınca, Hoca ‘peki’ demiş ve razı olmuş. Eşya yerine ulaşınca, Hoca tutmuş beş lira vermiş! Arabacı sormuş, ‘Hocam paranın yarısını niye kestiniz?’ Hoca cevabı vermiş, ‘Evladım sen de eşyanın ancak yarısını getirdin! Sandalye geldi, mandalye nerde? Soba geldi, moba nerede? Dolap burada, molap nerede?’ demiş.” Bu gibi söz oyunları dilin zenginliğinin alâmetidir. Bu fıkrayı uyduran güzel uydurmuş. Bu fıkra dilin esnekliği ve kıvraklığını anlatmada güzel bir örnek teşkil ediyor. İşte bu fıkradan da yola çıkarak dilin kültür öğesiyle dansını kullanım şekliyle şeffaflığını anlıyoruz. Sanat, edebiyat ve ilmî çalışmaların toplum hayatındaki yeri ve önemi büyüktür. Kültür dili, sanat, edebiyat ve ilmî çalışmaların temelini teşkil eder. Kültigin, Bilge Kağan, Tonyukuk, Ahmet Yesevi, Kaşgârlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Yunus Emre, Fuzûlî, Koçi Bey, Süleyman Çelebi vb. bugün dahî bizi ortak değerler, ortak heyecanlar, ortak güzellikler, ortak endişeler etrafında birleştirmektedir. Bu birleşme, bütünleşme yazı dili (kültür dili) sayesinde gerçekleşmektedir. Millî Mücadele yıllarındaki birlik beraberlik ruhunun oluşmasında yazı dili ürünü olan “İstiklâl Marşı”mızın payını kim inkâr edebilir? Bir milletin dilinde, o milletin bütün bir hayat macerasının özü saklı olması, gelmiş geçmiş nesiller; varlık karşısındaki duruşlarını, duygu ve düşüncelerini, yorumlarını söz ve yazı ile dilde kalıplaştırmasının temel nedenleri bundan ibarettir.

Muhammet Karakaş
Ay vakti dergisi





Click the image to open in full size.



// EsâS Gurbet, DuaLarda oLmamak oLsa GereK . . .//
SıLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 24.12.2012   #2
~ஐHiCLiK MaKaMiஐ~
SıLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 1
Arkadaşlar: 7
Konular:
Mesajlar: 4.744
Rép Puanı: 2147483647
Rép Grafiği: SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute SıLa has a reputation beyond repute
SıLa - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: DiL Medeniyettir

Can alıcı bi nokta eğer dil giderse her şey gider.

Dil bozulması arkasından kültürü, geleneği, hatta dini değerlerimizi bile zamanla bozmaya ve unutturmaya başlar.

Marka adıyla, firma adıyla, otel adıyla, yol tabelalarıyla başlar, oradan yerleşim birimlerine, köylere, şehirlere, hatta bebeklere verilen isimlere kadar bi virüs gibi yayılır. Evet bebek isimleri bile değişmeye başladı yavaş yavaş.
Ya Selena adını koyan gördüm çocuğuna ya Ayşe, Fatıma, Hatice , Kübra, Zeynep, bunlar ilkel isimmiş. E peki bu ne? Bu modern isim. Yuh ya Bizans ismi. Şaka gibi.

Bunun örneklerini görüyoruz işte ana okullarına kadar yabancı dilde eğitimi getirmeye başladılar ülkemize neden?
Çocuk daha kendi ana dilini öğrenmeden ingilizceyi öğrensin diye
Misyonerliğin ilk adımı bir ülkeye girdiği zaman o ülkede konuşulan dili bozmaktır, onu bozduğu zaman biliyor ki gerisi de çorap söküğü gibi gelecek.

Yolda gidiyorsun İngilizce, televizyonu açıyorsun bambaşka bi yabancılaşma yeni dizilerin rezilliği zaten gözler önünde.

Her yer İngilizce veya başka bi batı dili, yabancı isimler, yabancı müzikler, yabancı filmler, yabancı oyunlar, yabancı çocuk hikayeleri, yabancı çizgi filmler, yabancı hayat tarzı, arkasından bizimle hiç alakası olmayan yabancı bayramlar örnek (yılbaşı, noel ) vesaire bu bir oyun. Bu böyle gider bunun sonu yok.
Ya Kadir Allah'ım bunun için mi kovduk bunları biz Çanakkaleden.

Allah aşkına gözlerimizi açalım bu avrupalılara, amerikalılara benzemeye çalışarak hem dünya hayatımızı hem de ahıret hayatımızı karartmayalım.

Peygamber efendimizin sav "Kim başka bir kavme benzemeye çalışırsa o da onlardandır" hadisini unutmayalım.









Click the image to open in full size.



// EsâS Gurbet, DuaLarda oLmamak oLsa GereK . . .//
SıLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 07.02.2015   #3
Kayıtsız Üye
Misafir
Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi:
Üye Numarası:
Arkadaşlar:
Konular:
Mesajlar: n/a
Rép Puanı:
Rép Grafiği:
Standart Cevap: DiL Medeniyettir

Sayin- Misafiri olduğumuz bu sayfanin Misafir Resminin yerindeki o buyuk ve bulanik hata cok kirli görünen soru işareti bu güzel sayfaya misafir gelen her okuyucuyu ve yazari psikolojik olarak rahatsız ediyor.Mesela bu işaret yerine biraz renkli birazda buyuk bir -M-harfi daha güzel olabilir.Bu bir fikir beyanidir Sucu lisan değildir. Yüksek bilginize sunarim.- MMK-

 
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Tag Ekle
dil , lisans , medeniyettir


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:



Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları