Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > Edebiyat Bölümü > Edebiyat > Makaleler

Kaybolduk Bulunmak İçin


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Makaleler - kategorisi altındaki Kaybolduk Bulunmak İçin isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 31.05.2013   #1
||HüZüN DiYaRı||
eSiLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 2
Arkadaşlar: 3
Konular:
Mesajlar: 4.359
Rép Puanı: 2147483647
Rép Grafiği: eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute
Red face Kaybolduk Bulunmak İçin

Click the image to open in full size.


Bazen kağıdın üstüne bırakılan kelimelerin uçuşup gittiği oluyor. Bazen cıva topları gibi bin bir parça olup dağıldığı... Kırılıp döküldüğü, un ufak olduğu... Çiçeklendiği bazen, böceklendiği, kabına sığamayıp taştığı, kanatlandığı... Küstüğü, mızmızlandığı, söz dinlemez, laf anlamaz olduğu... Hafiflediği oluyor kelimelerin bazen, bazen de ağırlaştığı... Tutulmaz olduğu ya da taşınmaz olduğu... Kelimelerin kalemin meramını bir türlü anlayamadığı... Kalemin kelimelerin düğümlerini çözemediği... Sessizleşiyor bazen kelimeler, sağırlaşıyor bazen kalem... Bazen de tam tersi bunun...


Bütün sesler kesiliveriyor bazen. Duyulmaz oluyor kelimeler... Sanki hiç kimse bir şey söylemiyormuş gibi ıssızlaşıyor dünya. Hareket sürüyor oysa! İnsanlar şehrin içinde dolaşıp duruyorlar, kalabalık gruplar halinde ya da tek başlarına. Akıntılar, ters akıntılar var. Gidilip geliniyor. Bütün bu devinimden bir ses çıkmıyor ama... Sesleri yok insanların. Dolayısıyla kelimeleri de... Hayatın da yok neredeyse hiç kelimesi... Sessizlik değil bu tam olarak, daha çok sözsüzlük... Kelimesizlik... İfadesizlik... Gürültülü bir manasızlık... Sesi olmayan bir kıvranış!

Camlarda şehir görünmez oluveriyor bazen. Belki de biz unutuyoruz pencerelerden şehirlerin nasıl göründüğünü. Hiç bakmadığımız için görmeyi unuttuğumuz diğer her şey gibi... Siyah iplikle beyaz ipliğin yeni doğan bir günün güzelliğini aralarında fısıldaşmalarını mesela. Su birikintisinde biriken bir kavak ağacını... Bir çitten diğerine uçan saksağanları... Çözülerek toprağa karışmakta olan bir erik çekirdeğini... Çekirdekteki kozasında doğmayı bekleyen erik ağacını. Kıbleyi gösteren yıldızları... Secdeye kapanan başak tanelerini. Uzaklarda bir çocuğun öksüz kalmış, yetim kalmış umutlarını. İç sıkıntılarını, gönül hoşluklarını.

Göremez oluyoruz kendimizi de. Karşı dağlardaki yankımızı da. Dağlar bir anda görünmez oluveriyor bazen. Belki şöyle derin derin bir of diyemediğimizden... Belki arayıp da içimizde dağ gibi bir insan bulamadığımızdan...


Aradığımızda kendimizi yerimizde bulamıyoruz bazen. Neredeyiz bilemiyoruz. Arayan kim, bulamayan kim, bilemiyoruz onu da... Eski fotoğraflarda bu kadar şen, bu kadar coşkuyla dolu, bu kadar ateşîn, yelkenleri bu kadar rüzgar dolu... Yeni fotoğraflarda bu kadar yok! Neredeyiz? Bu kadar kendimizde değilsek, nerede, kiminleyiz?

Kendimizde değilsek, kimdeyiz?


Bir duanın içinde koşup dururken telaşla, birden bir boşluğa düşüveriyoruz bazen. Kafamızda başka bir boşluk, avuçlarımızın içinde daha başka bir boşluk... Ve yarım kalan ne çok mahzun dua... Biz diz kırmaktan, boyun bükmekten, kendimizi avuçlarımızda biriktirip gökyüzüne, ötesine, daha ötesine, daha da ötesine uzatmaktan, bir vakitte bütün vakitler boyu yakarmaktan, sonra gönül dolusu, gönüller dolusu istemekten, istemekten, istemekten nasıl oldu da bu uçurumlara düştük? Nasıl oldu da içimizin herhangi bir yerine tutunamadık, kendimizden bu kadar aşağılara, uzaklara, karanlıklara düştük?


Bu kadar çok kaybolunca, içinde bir bulunma ihtiyacı büyüyor da farkında olmuyor insan. Tâ ki büyüsün kendini bize hiç sezdirmeden, belli etmeden ve sonra bir gün yıllardır görmediğimiz bir sevgili gibi çıkıversin karşımıza. Bütün kayboluşlarımız, saklamaya, gizlemeye, görünmez hale getirmeye çalıştığımız bir eskimekten ibaret kalacak, kalıyor sadece o anda. Evet, ne var ki bunda? Hangimiz mükemmeliz şunun şurasında. Haydi en içtenlikli halimizle sarılalım kendimize, kucaklaşalım, bitsin bu tarif tutmaz ayrılık, bu sinsi gurbet! Sona ersin bir anda üstümüze zaten hiç yakışmamış olan bu afallatıcı sürgün! O ki sökülmesin topraktan o cılız kök, kopmasın ince yerinden ip, çıkmasın bir kere olsun kana kana hû demeden, diyemeden can!


Kaçırılmış bütün seherleri içimizden geçirerek kaza etmenin tam vaktindeyiz!


İşte şu siyah ip, şu da beyaz olanı...


Ve işte şu da içimize yeni kanatlanmaya başlamış bir yavru kuş gibi doğan o taptaze gün...


Gökhan Özcan

eSiLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
2-BAKARA Suresi TuRKuaZ Kur'an Meali 1 26.12.2015 16:16
Tayyip Erdoğan'ın cihadı sabuha Serbest Kürsü 0 23.03.2013 12:33
Çeşitli Nükteler SıLa Güzel ve Anlamlı Sözler 0 09.01.2013 10:09
İslam Alimleri - GAZÂLÎ SıLa iSlam Alimleri 1 18.12.2012 09:35
Mevlana Celaleddin Rumi eFe iSlam Alimleri 0 17.12.2012 17:56


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları