Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > Edebiyat Bölümü > Edebiyat > Makaleler

Niyetin mahiyeti


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Makaleler - kategorisi altındaki Niyetin mahiyeti isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 23.03.2013   #1
BuZ KeSMiŞ YüReGiM
YuReK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 44
Arkadaşlar: 5
Konular:
Mesajlar: 4.909
Rép Puanı: 20010
Rép Grafiği: YuReK has a reputation beyond repute YuReK has a reputation beyond repute YuReK has a reputation beyond repute YuReK has a reputation beyond repute YuReK has a reputation beyond repute YuReK has a reputation beyond repute YuReK has a reputation beyond repute YuReK has a reputation beyond repute YuReK has a reputation beyond repute YuReK has a reputation beyond repute YuReK has a reputation beyond repute
Standart Niyetin mahiyeti

Click the image to open in full size.


Niyetin mahiyeti




Niyet; kişinin bir işi yapmaya karar verip, kalbinde o işi neden yapacağı düşüncesinin belirmesiyle meydana gelen bir kasd, azim, teveccüh ve şuurdur. Niyet sâyesinde insan, nereye yöneldiğini ve ne istediğini bilme şuuruna ulaşır. İnsanın, bütün fiillerinin esası niyete bağlı olduğu gibi, kâinatta ve insan nefsinde her şey, hem başlangıç itibariyle, hem de devam itibariyle niyete bağlıdır. Çünkü ona dayandırmadan bir şeye varlık kazandırabilmek ve daha sonra onu devam ettirebilmek mümkün değildir. Şu hâlde irâdenin en sarsılmaz kâidesi ve insandaki inşâ gücünün en metin temeli hâlis niyettir. Zîrâ her şey evvelâ zihinde bir tasarı olarak belirir, sonra bir teveccühle plânlaştırılır ve daha sonra da azim ve kararlılıkla tahakkuk ettirilebilir. Bu ilk tasarı ve plân olmadan, herhangi bir işe başlamak neticesiz olacağı gibi, irâde ve azim görmeyen her tasarı ve plân da akîm ve neticesiz kalacaktır. Demek ki niyet, insanın iyiliklerine ve kötülüklerine bakan yönüyle de oldukça ehemmiyet arz etmektedir. Bu açıdan niyet, bir iksir ve şifa olabileceği gibi, davranışların semere ve neticelerini alıp götüren bir tufan ve bir kasırga şekline de dönüşebilir.1 Nasıl ki nazar (hâdiselere bakış), eşyanın mahiyetini değiştirir; günahı sevaba, sevabı günaha çevirir. Niyet de basit bir hareketi ibadete çevirir. Şu hâlde kâinatta cereyan eden hâdiselere bakış “mânâ-i ismî” denilen zahir yönüyle (materyalist bir pencereden) olursa cehalet ve nankörlük olur. Oysa “mânâ-i harfî” anlamında iman penceresinden Allah hesabına ve yaratıcı nâmına olursa, marifet-i ilâhiye olur. Çünkü o zaman bu bakışlarda Allah’ın sanatını, birliğini ve azametini görme vardır. O’nu takdis ve tesbih vardır. Hikâye edilir ki, Davud b. Mühbir “akıl” hakkında bir eser yazmış, Ahmed b. Hanbel onu okumuş ve “Mevzu hadislerle doludur.” demiş. Davud: “Ben, bunu öyle sağlam senedlere dayalı olsun diye yazmadım. Bunu tecrübeye müstenid olarak yazdım. Sen, amel yönünden değil, tecrübe yönünden buna tekrar bak.” demiş. Ahmed b. Hanbel “O hâlde ver de maksadına göre ona bakayım.” demiş. Uzun süre kitap yanında kalmış, Davud’a lazım olup da onu aldırmak istediğinde, Ahmed b. Hanbel: “Allah seni mükâfatlandırsın, bundan yararlandım.” demiştir.2 Şu hâlde niyete göre hâdiselere bakış açısı da şekil almaktadır.




İbadet ve niyet


Kulun elde ettiği sevaplar, ya kalbiyle ya diliyle veya cevârihi (uzuvları) iledir. Niyetin makamı ise kalbdir. Niyet bütün ibadetlerde gerekli olduğu gibi, bazen de o olmadan ibadetler makbul olmaz. Özellikle teyemmümde niyetin farz olması, hadesin izalesinin toprakla değil, niyetle gerçekleştiğini göstermektedir. Bununla birlikte İslâm âlimleri abdestte niyetin farz olup olmadığı hususunda da ihtilâf etmişlerdir. Çünkü abdest âyetinde niyet açık olarak belirtilmemektedir. Bunun için Hanefî âlimleri abdestte niyeti “sünnet” kabul ederken, diğer fakihler “farz” kabul etmektedirler. Hanefî âlimleri yaklaşımlarını şöyle izah ederler: Niyet, kalb ile kasıttır, dil ile doğrudan irtibatı yoktur. Abdestte niyet mahalli de kalbdir, kalb ve dil fiilini birleştirmek (dil ile söylemek) ise sünnettir. Ancak niyet, teyemmümde farzdır; çünkü toprak hadesi asaleten gidermez. Hanefîler dışındaki fakihlere göre ise, ibadetin veya Allah Teâlâ’ya kurbet kastının gerçekleşmesi için abdeste niyet şarttır. Nitekim yeme içme gibi ibadet dışında olan şeyler için alınan bir abdestle namaz sahih olmaz. Ameller niyete göre değer kazandığı için, abdest de bir ameldir. Dolayısıyla abdestte niyet (farzdır) şarttır.3



Kalb ve niyet


Dış âlem ile insan arasında bir tenasüb, bir uyum olduğu gibi, insanın kendi organları arasında da münasebet vardır. Özellikle kalb ile vücudun diğer organları arasındaki irtibattan dolayı her biri kalbden müteessir olur. Meselâ kalb bir habere üzüldüğü vakit âzalar rahatsızlanır, hattâ titremeye başlar. Kalbin maddeten veya mânen hastalığından dolayı kişinin biyolojik ve psikolojik olarak etkilenmesi mümkündür. Zîrâ buna hadîste şöyle işaret edilmektedir: “İnsanın bünyesinde bir et parçası vardır. Eğer o sağlam sıhhatli olursa, bütün beden salah bulur; eğer o bozulursa, bütün beden bozulur. Dikkat edin o, kalbdir.”4 Yine kalbin ve dilin safiyeti ile mânevî fonksiyonuna işaret eden şöyle bir hâdise nakledilir: Bir gün Davud (a.s.) Hz. Lokman’dan bir koyun kesip en iyi yerinden iki parça getirmesini istemiş. Hz. Lokman da kestiği hayvanın “dilini ve kalbini” getirmişti. Birkaç gün sonra Dâvud (a.s.) bu defa hayvanın en kötü yerinden iki parça getirmesini isteyince, O yine “dili ve kalbi” getirmiş. Bu defa Davud (a.s) Hz. Lokman’a bunun sebebini sormuş, O da: “Bu iki uzuv iyi olursa bunlardan daha iyisi; kötü olursa bunlardan daha kötüsü olmaz.” şeklinde cevap vermiştir.5 Anlatılır ki, karıncanın biri, Ka’be’yi ziyaret için yola çıkar. Onun hâline vâkıf olan bir kişi: “Bu hâl ve yürüyüşünle mi oraya varacaksın?” der. O da: “Varamasam da yolunda ölürüm.” diyerek, halis niyet ve amelini göstermiştir. Şu hâlde insanların taatindeki niyetleri çeşitlidir. Bunu da ancak kendisi bilebilir. Nakledilir ki; adamın birisi otuz yıl cemaatle kıldığı namazı iade etmiştir. Çünkü bütün namazlarını birinci safta ve imamın arkasında kılarmış. Bir defa mazeret sebebiyle biraz gecikmiş ve ancak ikinci safta yer bulabilmiş. Namazı orada kılmış; fakat insanların onu ikinci safta görmesinden utanmış. O zaman anlamış ki, insanların onu birinci safta görmesine seviniyor ve böylece ibadetine güveniyormuş. Fakat o kişi o zamana kadar bunun farkında değilmiş. Niyetinin hâlis olmadığını anlayınca, otuz yıllık namazını iâde etmiş.6 İşte bu niyet ve ihlâs, o kadar gizli ve ince bir noktadır ki, ancak Allah’ın tevfîkiyle anlaşılıp bilinebilir. Zîrâ; “O gün onların hiç hesaba katmadıkları öyle şeyler Allah tarafından ortaya dökülür ki saymaya gelmez! İşledikleri pis işler ortaya çıkar.”7 mealindeki Kur’ân âyeti buna işaret etmektedir. Ayrıca; “Size amelce en çok kayıpta bulunanları haber vereyim mi? Onlar o kimselerdir ki, Dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Hâlbuki onlar sağlam iş yaptıklarını sanıyorlardı.”8 mealindeki âyet de bu hakikati hatırlatmaktadır.




Dr. M. Selim Arık





Click the image to open in full size.
YuReK isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Orucun Niyeti HiCReT Ramazan Ayı ve Orucu 0 18.12.2012 14:18
Abdestin MAHİYETİ ve ÖNEMİ YuReK Abdest 0 06.12.2012 14:17
Orucun Mahiyeti ve Faydaları eSiLa Ramazan Ayı ve Orucu 0 26.11.2012 14:16


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları