Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > Edebiyat Bölümü > Edebiyat > Makaleler

Yeryüzünün Misafirleri


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Makaleler - kategorisi altındaki Yeryüzünün Misafirleri isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 04.11.2013   #1
Üye
eBRaR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 73
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 1.604
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: eBRaR is an unknown quantity at this point
Standart Yeryüzünün Misafirleri

Misafirlik tuhaf şey. Oradasın, ama oralı değilsin. Önüne sofralar kuruluyor, izzet-ikram görüyorsun ama hiçbir şey sana ait değil. Rahatın yerinde de olsa kalkıp gideceksin bir gün, gitmek zorundasın. Misafirlik dünya hayatına ne çok benziyor ve dünya hayatı misafirliğe... Dünya bir misafirhane. ınsan orada bir misafir. Bu misafirhanenin sahibi ise her şeyin mülkiyetini kudret elinde bulunduran Yüce Mevlâ.

Cenab-ı Mevlâ, özenenerek yarattığı bu koskoca kainatın özü, özeti olma özelliğini taşıyacak bir halef yaratmayı diliyor. Hatta bunu meleklerine de haber veriyor: Yeryüzünde bir halef yaratacağım. Onu yeryüzünün şeref misafiri yapacağım. Ne dersiniz? Kendilerine bildirilenden başka hiçbir şeyi bilmeyen melekler önce anlayamıyorlar bunun hikmetini. Anlayamadıkları şeye de itiraz ediyorlar tabi.


Ama her hükmünde ayrı bir hikmet sahibi olan o Yüce Mevlâ hükmünü vermiş çoktan. Ben sizin bilmediklerinizi de bilirim buyuruyor. Yeryüzünün şeref misafirini yaratmaya karar veriyor.


Gerçek nimet bilinsin diye


Önce cennette yaratıyor onu. Çok önem verdiği, şerefli payelerle donattığı insanın ilk atasına ilk peygamber olma özelliğini de veriyor, onu ve eşini cennetinde tutuyor bir süre. Çünkü cennetin tadını bir almalı. Dünya ile farkını idrak etmeli. O Yüce Rabbin geçici misafirhanesi ile ebedi vatan cennetin bir olmadığını bilmeli. Ki insanoğlu gönlünü dünyaya kaptırmasın. Hep anavatanını düşünsün, atayurdunu özlesin. Geçici misafirhanenin geçici nimetlerine aldanmasın.


Zaten genlerimizde saklı bu cennet tadından olsa gerek, dünyanın tamamına sahip olsa da insanoğlu, hep birşeyler eksik kalır. Eksik, yarım... Yurdu gül bahçesi olana bir damlacık gül esansı neylesin! ışte, ebediyetler için yaradılmış olan o insan, ebed yurdunu hep arzu etsin istenmiş. Amacı bu olsun.


Y
üce Mevlâ son Peygamberinin diliyle de bildiriyor bu gerçeği: "Bu dünyada bir garip gibi ya da bir yolcu gibi ol." ( Buharî )

O Peygamberin sahabileri biraz daha açıyor onun meramını: "Akşama vardığın zaman sabahı gözleme. Sabaha çıktığın zaman akşamı bekleme." (Sahabeden Abdullah b. Ömer r.a.) Çünkü her an çağrılabilirsin bu misafirhaneden. Sabah veya akşam, her an, her bir zaman, hazır olmalı insan. Hazır beklemeli. Her an çıkabilir tayin emri.

Bu geçici misafirhaneye aldanılmaması gerektiği defalarca kez hatırlatılır ilâhi vahyin dilinden:


"ıyi bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı yağmurun bitirdiği, çiftçilerin hoşuna giden bir bitki gibi; önce yeşerir, sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün. Sonra da çer-çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçinmeden başka bir şey değildir." ( Hadid , 20)

Dünya ve ahiret hayatının mukayesesinin yapıldığı bu ayet ile aslında dünya kötülenmemiş, dünyalık ile yetinmenin kötü taraflarına dikkat çekilmiştir. Çünkü dünya ve dünyadakiler de boş yere yaradılmış değillerdir. Dünya hayatı da kötü değil; kötü olan, onu Allah'a ve Peygamber'e itaatsizliğe yöneltmek ve ahireti yokmuş gibi sayıp dünyaya yakayı kaptırmak:


"Dünya malı ve çoluk çocuğunuz, bu geçici dünya hayatının süsleridir. Kalıcı olan ise salih amellerdir ve onlar Allah katında sevap bakımından daha hayırlıdır. Ümit bakımından da daha üstündür." (Kehf, 49)


"Rabbinizden bir mağfirete, yani Allah'a ve Rasulü'ne inananlar için hazırlanmış, genişliği göklerle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. ışte bu Allah'ın bir lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir." (Hadid, 21)

ıyi misafir ev sahibinin dostudur

Tabii ki misafire gereken, öncelikle misafir olduğunu bilmek. Ev sahibinin hizmetine verdiği eşyaları gerektiği gibi kullanmak, ardından da teşekkür etmek. Ev sahibinin lütufkârlığını ve cömertliğini idrak ve ikrar etmek. Ve elbette eve ait olanlara göz koymamak. Onların kendisine emanet olduğunu unutmamak. ıstirahatı için kendisine sunulan o yeri sahiplenmemek, o yeri kendine vatan görmemek.


Böyle olunca, misafir iyi bir misafir olarak imtihanını vermiş, müsaferetten alnının akıyla çıkmış ve ev sahibinin hoşnutluğunu kazanmıştır artık. O kadar ki, ev sahibi ile arasında büyük bir sevgi bağı kurulmuştur. Artık o, bir misafir olmaktan öte bir dost olmuştur. O dostun daha güzel bir yere, sürekli, kalıcı bir yere alınması gerekmez mi artık?


ışte bu şeref misafirini kendi katına almak ister Cenab -ı Mevlâ. Cennetine davet eder. Bütün ömrü boyunca özlemini duyduğu, hasretini çektiği anavatanına, atayurduna çağırır onu. Çok ciddi, çok önemli bir andır o an. Fanilikten ebediliğe geçiş anı. Kalu Belâ'dan başlayıp ebediyetlere giden o uzun yolculuktaki en önemli andır o an. O geçiş anı. ınsan bu. Korkmaması, çekinmemesi mümkün değil. "Acaba ne olacak?" dememesi mümkün değil. Çünkü akıbeti kendine meçhul.


Böylesine endişeli anında Rabbi yalnız bırakır mı güzel kulunu? Onu karşılamak için meleklerini gönderir. Onu teselli ettirir. Cenneti ile müjdeletir. Korkmamasını, geride bıraktıkları için de hüzünlenmemesini söylettirir o meleklerine:


"şüphesiz, bizim rabbimiz Allah'tır deyip istikamet üzere yaşayanlar var ya. Ölüm anında melekler onların yanına iner ve şöyle derler: Korkmayın, üzülmeyin. Size vaad edilen cennetle sevinin. Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. O cennette canınızın çektiği ve istediğiniz her şey sizindir. Gafur ve Rahim olan Allah'ın size ikramıdır." (Fussilet, 30-32)

Bu müjdeyi aldıktan sonra kanatlanmıştır mümin. Bütün işleri öyle kolaydır ki, her yer ona esenlik olur. Daralmış dünyası genişler. Bütün sıkıntıları yok olur. Endişeleri kaybolur. Bilir ki cennete gidiyor. Emindir ki geride bıraktıkları Allah'ın emanındadır . Gözü hiç arkada kalmamıştır. Yürür gider. Yanında gül yüzlü melekler...


O zorlu anı işte böyle geçirdikten sonra artık müminin ahireti de güzeldir. Çünkü o cennete yaklaştırılmış, cennet de ona yaklaştırılmıştır:


"Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır. Zaten uzakta değildir. ışte size vaad olunan cennet! O cennet Allah'a yönelen, emirlerine riayet eden, görmediği halde Rahman'dan korkan ve Allah'a yönelmiş bir kalp ile gelen kimselere mahsustur. Oraya selametle girin. ışte bu, ebedi yaşama günüdür." (Kâf, 31-34)

O cennetliklerin mahşerdeki bütün sevkiyatları da melekler eşliğinde yapılır. Onlar melekler tarafından götürülür, başka melekler tarafından karşılanır. Nihayet cennetin kapısına gelince, orada da hasretle, muhabbetle, iştiyakla karşılanır:


"Rablerine karşı gelmekten sakınan o takva sahipleri gruplar halinde cennete sevk edilirler. Oraya vardıklarında ve cennetin kapıları açıldığında, oranın bekçileri onlara şöyle derler. ‘Size selam olsun. Ne kadar hoş olmuşsunuz. Artık ebedi kalmak üzere girin buraya.' O müminler de şöyle derler: ‘Bize verdiği söze sadık kalan ve bizi bu cennet yurduna vâris kılan Allah'a hamdolsun. Artık burada dilediğimiz gibi dolaşırız. Hayırlı amel işleyenlerin mükafatı ne güzelmiş meğer." (Zümer, 73-74 )

Bu güzel törenin katılımcıları Arş'taki bütün meleklerdir. Bayram yeri, bayram günü...


"O manzarada melekleri de Arş'ın etrafını kuşatmış ve Rablerini hamd ile tesbih eder şekilde görürsün. Artık o insanlar arasında adaletle hükmolunmuştur ve Alemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun denilmiştir." (Zümer, 75)

Artık o cennet hayatıdır; sonsuz-sınırsız mutluluklar:


"O gün bazı yüzler vardır ki mutludur, kazandıklarından memnundur, yüksek bir cennettedir. Orada hoş olmayan bir söz dahi işitmezler. Orada akan pınarlar vardır. Yüksek yüksek tahtlar vardır. Hazırlanmış sürahiler, dizilmiş yastıklar, döşenmiş nefis sergiler..." (Gaşiye, 8-16)

Ve bu nimetlerin en güzeli ise elbette nimetlerin sahibini, Cenab-ı Mevlâ'yı görmek: "Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızdan daha fazlası da verilir." (Kâf, 35)

Alimlerimiz derler ki, bu "daha fazla nimet" Allah'ın cemalini görmektir. Cemalullah'la müşerref olmaktır.

Nereden nereye... Edebince yapılacak bir misafirlik nerelere götürüyor, nasıl hazinelerin kapısını açıyor.


Sabırlı, gayretli misafirlere kutlu olsun.





Click the image to open in full size.

Ey Rabbim! Şüphesiz; Ben, senin bana indireceğin hayra öylesine muhtacım ki…
eBRaR isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Seher Misafirleri eSiLa Kissalar Dini Hikayeler Öyküler 1 20.04.2013 15:39
Yeryüzünün Misafirleri eFe Makaleler 0 17.03.2013 15:44


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları