Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > Namaz > NamaZ > Namaz İle İlgili Yazilar

Namaz için ağlayan....


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Namaz İle İlgili Yazilar - kategorisi altındaki Namaz için ağlayan.... isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 10.01.2013   #1
Üye
HiCReT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 58
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 732
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: HiCReT is an unknown quantity at this point
Thumbs up Namaz için ağlayan....

Namaz İçin Aglanırmı???
Click the image to open in full size.


Yıllar önce bir otobüsle yolculuk ederken sabah namazının vakti girmişti. Her yolculukta yaşadığım “namaz sancısı” her yanımı öylesine kaplamıştı ki, uyuyamıyordum. Şoför bir türlü mola vermiyor, vakit gittikçe daralıyordu.


Birlikte yolculuk ettiğimiz arkadaşıma yöneldim:


— Namaz geçmek üzere. Ben şoföre namaz için ricada bulunacağım. Durmazsa ineceğim, dedim. Kaşlarını çattı, alaycı bir ifadeyle:


— Ya sen aklını mı kaçırdın, dedi.


Şaşırdım, üzüldüm, kırıldım. Namazlarını kılan bir kimseydi o. Gerçekten ben aklımı mı kaçırmıştım? Otobüste mışıl mışıl uyuyup, Rabbimi düşünmeden oturmalı mıydım?


Kendimi sorguladım. Sabah namazını bu kadar düşünmekte haksız mıydım?


Oysa bir gece dayısına misafir olan babam, sabah hıçkırık sesleriyle uyanıyor. Dayısının oğlu çocuk gibi gözyaşı döküyor. Sebebini sorduğunda aldığı cevap ilginç:


— Sabah namazına kalkamadık. Baksana, güneş doğmuş; onun için ağlıyorum.


Evet, namaz için ağlanır, namaz için akıl kaçırılır, ona can ve canan feda edilir. Ne yazık ki, şimdi bu gerçek tam anlaşılmıyor.


Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, sabah namazını düşünmek “delilik”, kalkamayınca ağlamak “gariplik” olabiliyor! Gerçekten sabah namazını kaçırınca üzülmemiz gerekmez mi?


“İmandan sonra en büyük ve en mühim mesele olan namaz”ın bir vakti geçirilince hiçbir şey olmamış gibi normal mi karşılamalıyız?


Sabaha kadar dünya kupası maçlarını izlemek mantıklı, ama Kur’an’da en fazla emredilen ibadet olan namazı düşünmek gereksiz mi? Oysa sabah uyanamadığı için üniversite sınavını kaçıran bir genç, üzüntüsünden, kahrından, yeri göğü yıkabiliyor.


Peki, Peygamberimizin (s.a.v.), iki ayrı hadiste, “Dünya ve içindekilerden hayırlıdır” dediği sabah namazının sünneti ve farzı, bir maç kadar önemli değil mi? Dünya ve içindeki tüm hazinelerden daha değerli olan sabah namazı, bir üniversite imtihanı kadar ehemmiyet taşımıyor mu?


Bir ankete göre, ülkemizde namaz kılanların oranı yüzde 25, kılmayanlar ise yüzde 75. Beş vakit namaz kılan mü’minler içinde, haftada, ayda veya birkaç ayda bir namazını kaçıranların sayısı oldukça fazla.

Click the image to open in full size.





Oysa sabah namazı ve tüm farz namazlar, başta Peygamberimiz (s.a.v.) ve onun güzide ashabının üzerinde titrediği muhteşem bir ibadettir. Bir mü’min namazını kaçırdığında “aklını kaçırmış gibi” deli divane olmalı, dünyası kararmalı, yemek yiyecek bir iştah bulamamalı, kendini cezalandırmalıdır.


Ve hepsinden önemlisi, namazı kaçırmayı kesinlikle “sıradan” bir olay gibi görmemeli, “olabilir” kabul etmemeli; nefsine, gaşetine, uykusuna isyan etmelidir. Hemen, “Nerede hata ettim? Hangi tedbiri almalıyım ki, bir daha bu acıklı azaba düşmeyeyim?” diyerek çözüm arayışına girmeli, çözümü bulmalı ve derhal uygulamalıdır.


Çünkü söz konusu olan çocuk oyuncağı değil, basit bir hadise değil, üç günlük dünya hayatını ilgilendiren bir mesele değil. Sözünü ettiğimiz; bizim, kâinatın ve her şeyin Sahibi, Sultanı, Yaratıcısı olan Allah’ın huzuruna girme; Onun dergâhında secdeye kapanma; canımız, cananımız, biricik varlığımız, sevenimiz, sevgilimiz olan Zât-ı Zülcelâle ibadet etme meselesidir.


Click the image to open in full size.



Dünyada hiçbir şey bundan daha mühim, daha lüzumlu, daha sevimli, daha vazgeçilmez olamaz. Eğer burada bir eksiğimiz varsa, hata bizdedir. Kulu olmakla iftihar ettiğimiz Rabbimiz bizden namaza karşı umursamazlık, vurdumduymazlık istemiyor. Ümmeti olmakla şereflendiğimiz sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bize ihmalkârlığı değil, aksine hassasiyeti emrediyor.


Namaz hususunda nasıl bir durumda olursak olalım, ister onu haftada bir, ister yılda bir, hatta birkaç yılda bir kaçırıyor olalım; yeni bir ubudiyet şuuruyla donanmak, yeni bir cehd ve gayret kılıcını kuşanmak, yeni bir tebliğ ve ikaz harekâtı başlatmak durumundayız.


Namaz anne kucağıdır. Anne nasıl çocuklarının hepsini karşılıksız sever, onları kucağına alır, bağrına basarsa, namaz da bütün ibadetleri kucağına alır, şefkatle sinesine basar. Namaz kocaman bir kalptir. Bütün ibadetleri içine alır.


Namaz, Allah’ın varlığı ve birliğine inancın duygusal, zihinsel ve ruhsal tasdikidir. Allah’tan başka ibadet edilecek bir varlığın olmadığının itirafıdır. Böylece namaz, tevhidin hakikatini ifade eder.


Namazda yemeden-içmeden ve cinsel isteklerden vb. uzak kalarak, bütün olumsuz duygu, düşünce ve davranışların kaynağı olan nefis kontrol altına alınır. Böylece namaz, insanın zihnini kötü düşüncelerden, gönlünü kötü duygulardan, dilini kötü sözlerden, kulağını kötü seslerden koruması yönüyle oruç ibadetini içine alır.


Namaz zamanı, canı, malı Allah’ın sevgi ve yakınlığını kazanma yolunda feda ederek ömrün hesabına hazırlanma olması sebebiyle zekât ibadetini içinde barındırır.


Eksi yirmi derecede Çeçen mücahidin arkasında bombalar düşerken namazına devam etmesi, namazın insanı, Allah yolunda canını bile feda edebilecek bir ruh zenginliğine ulaştırabileceğini gösterir.


Namaz insanlar arasındaki kardeşlik, birlik ve bütünleşme duygularını kuvvetlendirmesi, sevgi ve güven duygularını yaygınlaştırması sebebiyle hac ibadetini de içine alır. Hacda kurban kesilir; namaz ibadetinde de nefsin olumsuz duygu, düşünce ve istekleri Allah yolunda kurban edilir. Yine hacda, vakfe esnasında insan dua edip hatalarını sorgular, Allah’tan bağışlanma diler; namazda da kul, “O hesap gününün sahibidir” diyerek aynı ruh halini yaşar. Safa ile Merve arasında Rabbine ve Allah yolunda mücadeleye koşan kul, namazda, “Bizi kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet” diyerek Rabbini tercih ettiğini ve O’na sonsuz muhabbet duyduğunu belirtir.


Namaz tesbih ve tenzihi de engin gönlünün içine alır. Namaz kılan kul, “Rabbimi övgüyle ve sonsuz bir şükürle anıyor, secdede yüceler yücesi Rabbimi tesbih ediyor, O’nu kullara ait bütün eksik sıfatlardan tenzih ediyorum.” diyerek bütün kâinatla beraber Allah’ı anmanın ayrıcalığına kavuşur.


Namaz müminin kalbinin ilâcı olan dua ibadetini de içine alır. Namaz kılan kul, “Beni doğru yola hidayet et” diyerek istikametini diler. Namaz kılan mümin, “Allah’ım, Hz. İbrahim’in ailesine, dostlarına rahmet edip onları yücelttiğin gibi, Hz. Peygamber’in ailesine, dostlarına da rahmet edip onları yücelt” diyerek geçmiş ve gelecek bütün insanlık ailesi için duada bulunur. Namaz âşığı, “Rabbim, bana dünyada da ahirette de iyilik ver, beni ateş azabından koru; beni, annemi, babamı ve bütün inananları hesap gününde bağışla” duasıyla namazını tamamlar



İslâm’da bir ibadetten beklenen netice, onun hayatımıza etki etmesidir. Bu da, o ibadetin şuurlu olarak yapılmasına bağlıdır. İşte namazın şuurlu olarak yerine getirilmemesi, pratikte faydasının olmaması demektir. Namazda bazı duygular kazanamazsak, namazın hayatımıza yeterli etkisi olmaz. Bu nedenle, Müslümanlar, hakkıyla namazı eda etmedikleri zaman hayatlarında iyilik namına bir değişiklik olmaz; ahlâkları Allah’ın istediği gibi ahlâk haline gelmez. Yani, o namaz, sahibini kötülüklerden alıkoymayan bir alışkanlıktan ibaret olur. Belki, sadece farz yerine getirilmiş olur.


Ümmet olarak içinde bulunduğumuz olumsuzluklar, sadece namazların terkinden değil, aynı zamanda onların hayatımıza yeterince etki etmeyişindendir.


İslâmi faaliyetlerimizin, tebliğ çalışmalarımızın ağır yürümesi, neticeye ulaşamaması, namazı terk ettiğimizden değil; namaz kıldığımız halde onu şuurlu olarak ve dosdoğru kılamayışımızdandır. Kısaca hareketlerimizdeki bereketsizlik buna bağlıdır. Başarılı olanlar ise, namazlarından gereken güç ve kuvveti elde edenlerdir.


Namazlarımız şuurlu ve gereği gibi kılınmazsa, Allah’a olan itaatimizde bir zayıflama, bir gevşeme olur. Her an Allah’ın emirlerine hazır olma duygusu kaybolur. Allah korkusu ve Allah sevgisi tesirini göstermez. Dolayısıyla Allah’ın emirlerine, O’nun kanunlarına karşı vurdumduymaz ve kayıtsız kalınır. Ama her namazda neler okuduğumuzun, Allah’ın bizden neler istediğinin farkında olursak, namazı gereği gibi kılmadaki esas maksat gerçekleşmiş olur. Hz. Ali (r.a.): “Anlaşılmayan bir ibadette hayır yoktur” diyor. Namazların bizdeki tesiri, onun anlaşılmasına bağlıdır. Böyle olmadığı takdirde, Müslümanlar bugün olduğu gibi uyumaya, uyutulmaya devam ederler.


Namazlar dosdoğru kılınmadığı zaman, namazla dirilme söz konusu olamaz. Âdet yerini bulsun cinsinden bir ibadeti, ne Allah-u Teâlâ emretmiş, ne de Resulullah (s.a.v) bize öğretmiştir. Mü’minlerin de böyle bir ibadete ihtiyacı yoktur. Çünkü anlaşılmadan yapılan ibadetin, hayatımıza tesiri olmaz.


Allah’ım! Bizleri namazı hakkıyla ikame edenlerden; dosdoğru kılanlardan eyle!


Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’e namazla dirilmeyi nasip et!



Âmin!


Click the image to open in full size.

HiCReT isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Çeşitli Nükteler SıLa Güzel ve Anlamlı Sözler 0 09.01.2013 10:09
Namaz kılmamanın zararı TuRKuaZ Namaz İle İlgili Yazilar 0 16.12.2012 13:01


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları