Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > iSLam Tarihi > iSlam Tarihi > Peygamber Efendimizin Hayatı

Allâh Rasûlü’nün Esir ve Hizmetçilere Muâmelesi


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Peygamber Efendimizin Hayatı - kategorisi altındaki Allâh Rasûlü’nün Esir ve Hizmetçilere Muâmelesi isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 10.04.2013   #1
Moderatörs
FuRKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 80
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 1.475
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: FuRKaN is an unknown quantity at this point
Standart Allâh Rasûlü’nün Esir ve Hizmetçilere Muâmelesi

Allâh Rasûlü’nün şefkati, harp esirlerine kadar uzanır, onlara güzel muâmele edilmesini emir buyururlardı. Mus’ab bin Umeyr’in birâderi Ebû Azîz şu ibretli hâdiseyi anlatmıştır:

“Bedir Savaşı’nda ben de esir düşmüş, Ensâr’dan bir topluluğa teslîm edilmiştim. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

«–Esirlere güzel muâmelede bulunun!» buyurmuştu.

O’nun bu emrini yerine getirmek için yanlarında bulunduğum Ensâr cemaati, sabah-akşam hisselerine düşen ekmeği bana verir, kendileri hurma ile yetinirlerdi. Ben ise hayâ eder, ekmeği onlardan birine verirdim, o da hiç dokunmadan tekrar bana iâde ederdi.” (Heysemî, VI, 86; İbn-i Hişâm, II, 288)

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, önceden beri devâm edegelen kölelik sistemini kaldırmayı hedeflemiş ve bu yolda büyük adımlar atmıştır. O, her fırsatta köle âzâd etmeyi teşvik ederek, bunun büyük bir ibâdet olduğunu söylemiştir. Herhangi bir mü’min bir hususta yanlış yapıp da keffâret vermesi gerektiğinde ilk sırada hep köle âzâd etmeyi zikretmiştir. En yakın dostu Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, servetinin büyük bir kısmını O’nun teşvîkiyle köle âzâd etmede harcamıştır.

Peygamber Efendimiz, birgün Ebû Zer -radıyallâhu anh-’ın gafleten kölesine sert davrandığına şâhid olmuştu. Çok üzüldü ve:

“–Yâ Ebâ Zer, sen hâlâ câhiliye âdeti üzerinde misin?” diye sordu. Devamla:

“Allâh’ın yarattığına zarar verme! Meşrebine uymuyorsa onu âzâd et; fazla yük yükleme; yüklediğinde ise ona yardımcı ol!” buyurdu. (Buhârî, Îmân, 22; Müslim, Eymân, 38; Ebû Dâvûd, Edeb, 123-124)

Adamın biri, kölesi ile câriyesini evlendirmişti. Daha sonra onları ayırmak istedi. Köle, durumu Hazret-i Peygamber’e arzetti. Bunun üzerine Efendimiz köle sahibine:

“Evlenme ve boşanma hakkı sana âid değildir; sen karışma!” buyurdu. (İbn-i Mâce, Talak, 31; Taberânî, Kebîr, XI, 300)

Bu ve benzeri mesuliyetler karşısında ashâb-ı kiram, her zaman köle âzâdını daha tercih eder duruma geldiler. Gittikçe kölelik kalktı ve bugünlere gelindi. Yani harp hukuku olarak insanlık tarihinin gerçeklerinden biri olan kölelik zincirini, insanın boynundan çıkaran yine İslâm olmuştur.

İslâm, köle sahibine dâimâ: “Yediğinden yedir, içtiğinden içir, giydiğinden giydir, fazla yük ve iş yükleme, onun ihtiyaçlarını karşıla!” telkîninde bulunmuştur. Köle âzâd etmeyi bir mü’min için daha iyi bir kurtuluş yolu ve amel-i sâlih olarak göstermiştir. Köleler için öyle haklar getirmiştir ki, bunlara riâyet edildiğinde, neredeyse köle edinmemek, köle almaktan daha hayırlı hâle gelmiş, köle sahibi olmak da bir nevî köle olmak mânâsı taşımıştır.

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in vefâtı esnâsındaki şu son sözleri çok manidardır:

“Namaza, özellikle namaza dikkat ediniz. Elinizin altında bulunanlar hakkında da Allâh’tan korkunuz.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 123-124/5156; İbn-i Mâce, Vasâyâ, 1)

Yani Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, köleliğin giriş kapılarını imkân nisbetinde kapatmış, çıkış kapılarını da sonuna kadar açmış ve bu durumdaki insanların hürriyete kavuşturulmalarını her fırsatta teşvîk ve tervîc etmiştir. Köleliğe son vermek için bundan daha güzel bir metod olabilir mi?

İslâm’ın köleyi hangi mevkie çıkarttığını görmek için şu gerçek kâfî bir misâldir: Mâlûm olduğu üzere Bilâl-i Habeşî, İslâm’dan önce zenci bir köle idi. Ancak müslüman oluşuyla birlikte Peygamber -aleyhisselâm-’ın baş müezzini oldu ve kendisine bütün müezzinlerin pîri makamı verildi. Nitekim medeniyetimizin kulluk âbideleri olan camilerimizin müezzin mahfillerinde yer alan: «Yâ Hazret-i Bilâl-i Habeşî» levhaları da bunun en canlı tezâhürüdür.

Kısacası İslâm, köleyi efendi mevkiine yükseltmiştir. Zaten müşrikler bu sebeple İslâm’a karşı çıkmışlardı. Günümüzün, yani 21. yüzyılın İslâm’ı kabullenemeyen münkirleri de aynı özellikleri taşımıyor mu? Bugünün dünyasında gasp ediciler, nice hür insanları esir gibi yaşatmıyor mu? Sırf maddî imkânları sömürmek için masum ve çâresiz insanların hakları, hem de hürriyet adına gasp edilmiyor mu? Duyulunca kulaklara sıcak gelen isim ve terimlerle bugün insanlık dünyasında yaşanan acımasız modern kölelik sistemi, eski zalimlerinkinden farklı mı?

O hâlde dün köleliği ulvî prensip ve mesuliyetlerle sıfıra indirip nihayetinde kaldıran İslâm’ın, insanı yücelten kıymet ve fazîlet anlayışı, bugün de yeniden insanlığın reçetesi olmalıdır. Aksi hâlde insanlık; adı hürriyet, uygulaması esaret olan menfaatperest anlayışların pençesinde helâk ve perîşan olacaktır. Nerede dünyadaki zayıfları; kanları emilecek köleliğe mahkûm varlıklar gibi görüp de vampirleşenlerin bozuk prensipleri; nerede, her vesileyle gerek esirler ve gerekse hizmetçiler hakkında Yüce Peygamber’inin mübârek lisanıyla:

“Onlar sizin kardeşlerinizdir; yediğinizden yedirin, içtiğinizden içirin!”30 şeklinde ölçü koyan İslâm’ın yüceliği!..

Onun için dün olduğu gibi bugün de insanlığın tek kurtuluş çaresi, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir. O’na bağlılıktır. Çünkü O, zengin-fakir, patron-işçi, efendi ve hizmetçi ne olursa olsun her insanı insan gibi yaşatmış, insanoğlunu insanlık haysiyetine kavuşturmuş ve bu yolda sarsılmaz ölçüler koymuştur. Öyle ki, ashâb-ı kiramdan kendisine gelerek:

“–Hizmetçimizin kusurlarını ne kadar affedelim?” diye soran sahâbîye:

“–Onu her gün yetmiş defa affediniz!” cevabını vermiştir. (Ebû Dâvûd, Edeb, 123-124/5164; Tirmizî, Birr, 31/1949)

Merhamet Ummânı Efendimiz’in şu tavsiyesi kâ’bına varılmaz bir incelik, zerâfet ve insan gönlüne riâyetin eseridir:

“Birinize hizmetçisi yemeğini getirince, onu beraber yemek üzere sofrasına oturtmayacaksa, hiç olmazsa bir iki lokma veya yiyecek bir iki şey versin. Zîrâ yemeğin hararetini ve zahmetini o çekmiştir.” (Buhârî, Et’ime, 55; Tirmizî, Et’ime, 44)

Allâh Teâlâ, dileseydi durumu tersine çevirip hizmetçiyi efendi, efendiyi de hizmetçi yapabilirdi. O hâlde Allâh’a hamdedip emrimiz altındakilere güzel muâmelede bulunmalıyız.





Click the image to open in full size.
FuRKaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
2-BAKARA Suresi TuRKuaZ Kur'an Meali 1 26.12.2015 16:16
Kuran'a göre ideal müslüman kadın karakteri SıLa Dini Konular 3 08.05.2014 11:05
3-AL-İ İMRAN suresi TuRKuaZ Kur'an Meali 0 18.12.2012 18:15
4-NİSA suresi TuRKuaZ Kur'an Meali 0 18.12.2012 18:14
9-TEVBE suresi TuRKuaZ Kur'an Meali 0 18.12.2012 18:10


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları