Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > iSLam Tarihi > iSlam Tarihi > Peygamber Efendimizin Hayatı

Allâh Rasûlü’nün Kadınlara Muâmelesi


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Peygamber Efendimizin Hayatı - kategorisi altındaki Allâh Rasûlü’nün Kadınlara Muâmelesi isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 10.04.2013   #1
Moderatörs
FuRKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 80
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 1.475
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: FuRKaN is an unknown quantity at this point
Standart Allâh Rasûlü’nün Kadınlara Muâmelesi

Câhiliye devrinde kadınlar, hanımlık haysiyetini rencide edici bir muâmele görüyorlardı. Fâhişe olurlar endişesiyle kız çocukları, merhametsizce diri diri toprağa gömülüyordu. Taşlaşmış vicdanlarla, cehâletin sebep olduğu bir musîbetten korunmak için daha kötü bir cinâyet irtikâb ediliyordu. Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de Nahl Sûresi’nin 58. âyet-i kerîmesinde onların hâllerini şu şekilde tasvîr eder:

“Onların birine kız (çocuğu) müjdelendiği zaman öfkesinden yüzü simsiyah kesilir!”

Kadın ve kızlar, onur kırıcı biçimde bir eğlence âleti gibi görülerek aşağılanıyordu.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in emri ile hanımlar hukûku tesîs edildi. Kadın, toplumda iffet ve fazîletin bir örneği oldu. Annelik müessesesi, şeref buldu.

“Cennet annelerin ayakları altındadır!”31 hadîs-i şerîfindeki iltifât-ı Muhammediye ile de kadın, lâyık olduğu değere kavuştu.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kadınlara olan nezâketine âit şu misâl ne güzeldir:

Bir seyâhette Enceşe adlı bir hizmetçi şarkı söyleyerek develeri hızlandırdı.32 Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de, hızlanan develer üstündeki hanımların zayıf vücûdları incinebilir düşüncesiyle, zarîf bir teşbîhte bulunarak:

“Yâ Enceşe! Dikkat et, camlar kırılmasın!” buyurdular. (Buhârî, Edeb, 95; Ahmed, III, 117)

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- diğer hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Allâh’ım! İki zayıf kimsenin, yani yetimle kadının hakkını zâyî etmekten herkesi şiddetle sakındırıyorum.” (İbn-i Mâce, Edeb, 6)

“Bir mü’min hanımına buğzetmesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” (Müslim, Radâ’, 61)

Çünkü hakîkatte kadın, buğza müstehak bir dikenlik değil, aşk ve muhabbete lâyık bir gülşendir. Ona dair sevgi de bizzat Allâh tarafından bahşedilmiştir. Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu hususta da şöyle buyururlar:

“Bana dünyanızdan, kadın ve güzel koku sevdirildi; namaz da gözümün nûru kılındı.” (Nesâî, Işretü’n-Nisâ, 10; Ahmed, III, 128, 199)

İnsanın yaratılış mahalli olan kadının Hazret-i Peygamber’e sevdirilmesi, gaflet gözüyle değerlendirilmemelidir.33 Bilmeli ki bu sevgi, Cenâb-ı Hakk’ın fıtrata koyduğu ve ancak yüce sevgiye âmâde bir muhabbet basamağıdır. Dolayısıyla aslâ kadına karşı süflî bir düşkünlük değil, aksine onlara hak ettikleri ulvî değeri vermektir. İnsanlık tarihinde kadın, böylesine ilâhî bir kıymete ancak İslâm’ın yüce iklîminde nail olmuştur. İslâm’ın dışında kadına değer verdiklerini iddia eden bütün sistemler, ona sadece vitrin malzemesi olarak kıymet vermekte, arka plânda ise kadını ancak ekonomik ve nefsânî bir meta olarak kullanıp ezmekte ve tüketmektedir.

Bu îtibarla kadına bakış açısı, bugün insanlığın yeniden İslâm’ın bereketli ve ulvî zemininde ele alınmalı ve gerçek mecraına oturtulmalıdır. Kadın ve erkek, ilk yaratıldığı andan îtibâren birbirini tamamlayan iki engin âlemdir. Ancak bu tamamlamada kadına Hak tarafından daha tesirli bir rol verilmiştir. Öyle ki, toplumları berbat eden de, âbâd eden de kadındır. Bu îtibarla İslâm nazarında âbâd eden kadını yetiştirmek en büyük ideal olmuş ve hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

“Her kim üç kız çocuğunu veya kız kardeşlerini himâye edip büyütür, güzelce terbiye eder, evlendirir ve onlara lutuf ve iyiliklerini devam ettirirse, o kimse cennetliktir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 120-121/5147; Tirmizî, Birr, 13/1912; Ahmed, III, 97)

Bir başka hadîs-i şerîfte de Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyâmet günü o kimseyle ben şöyle yanyana bulunacağız” buyurmuş ve parmaklarını bitiştirmiştir. (Müslim, Birr, 149; Tirmizî, Birr, 13/1914)

Sonra da sâliha olarak yetişen bir kadının değerini şöyle vurgulamıştır:

“Dünya geçici bir faydadan ibarettir. Onun fayda sağlayan en hayırlı varlığı; dindar, sâliha bir kadındır.” (Müslim, Radâ 64; Nesâî, Nikâh, 15; İbn-i Mâce, Nikâh, 5)

Umumiyetle büyük insanların arkasında dâimâ sâliha bir kadın vardır. Meselâ Hazret-i Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ilk tebliğinde kendisine ilk ve en büyük destek Hazret-i Hatice vâlidemiz olmuş ve Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, onu ömür boyu unutamamıştır. Keza Hazret-i Ali’nin muvaffakıyetlerinde Hazret-i Fâtıma annemizin rolü âşikârdır.

Yani sâliha bir kadın, dünyanın en büyük ve hayırlı nîmetidir. Bu îtibarla Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hayırlı bir kimse olmanın şartını, kadınlara karşı hayırlı davranış olarak şöyle ifâde buyurmuşlardır:

“Mü’minlerin îman bakımından en mükemmeli, ahlâkı en iyi olanıdır. Sizin en hayırlılarınız da, kadınlarına karşı ahlâken en hayırlı olanlarınızdır.” (Tirmizî, Radâ, 11/1162)

Hâl böyleyken kadını sadece bir zevk vâsıtası görmek, onu nefsânî arzu ve heveslerin metaı olarak telakkî etmek ve onun sadece cismânî özelliğiyle alâkadar olmak, büyük bir sefalettir. Kadını tanımamaktır. Allâh’ın kadına verdiği yüksek hususiyetlere karşı körlüktür. Bugün kadının, tüketim dünyasında deşifre edilerek bir reklâm aracı olarak istismar edilmesi, onun haysiyeti îtibârıyla ne kadar acı ve onur kırıcı bir durumdur.

Oysa kadın, toplumun gerçek mîmarı olarak yetiştirilmelidir. O, fâtihler büyüten bir semâvî kucak olmalıdır. Bizleri bir müddet karnında, sonra kollarında, ölünceye kadar da kalblerinde taşıyan böyle gerçek annelere sevgi ve saygı husûsunda onlara denk olacak başka bir varlık yaratılmamıştır. Kendisini âilesine hasr ve hîbe eden vefâkâr anne; engin bir sevgiye, derin bir saygıya, ömürlük bir teşekküre lâyıktır.

Güzel kokuya gelince, onun Hazret-i Peygamber’e sevdirilmesinin hikmeti, rûha verdiği incelik ve derinliktir. Güzel koku, meleklerin de hoşlandığı tatlı bir huzur meltemidir. Ayrıca temizlik nişanesidir. Çünkü temiz olan güzel kokar. Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mübârek tenleri de her zaman gül kokusuyla ıtırlanmış hâldeydi. Âdeta gül, O’ndan damlayan mübârek terlerden meydana gelmişti. O güller şahı, bir çocuğun başını okşasa, uzun müddet o yavrucağın başı misk kokardı.

Namaz’a gelince o da Hazret-i Peygamber’in gözünün nûru kılındı. Çünkü namaz, Allâh ile mülâkattır ve O’nu görürcesine yapılan bir ibadettir. Bu îtibarla da göz nûrudur.





Click the image to open in full size.
FuRKaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
2-BAKARA Suresi TuRKuaZ Kur'an Meali 1 26.12.2015 16:16
Kuran'a göre ideal müslüman kadın karakteri SıLa Dini Konular 3 08.05.2014 11:05
3-AL-İ İMRAN suresi TuRKuaZ Kur'an Meali 0 18.12.2012 18:15
4-NİSA suresi TuRKuaZ Kur'an Meali 0 18.12.2012 18:14
9-TEVBE suresi TuRKuaZ Kur'an Meali 0 18.12.2012 18:10


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları