Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > iSLam Tarihi > iSlam Tarihi > Peygamber Efendimizin Hayatı

Like Tree1Likes
  • 1 Post By TuRKuaZ

Hz. Peygamber Efendimiz SAV'in Mucizeleri


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Peygamber Efendimizin Hayatı - kategorisi altındaki Hz. Peygamber Efendimiz SAV'in Mucizeleri isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 04.12.2012   #1
ÖzeL Üye
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 59
Arkadaşlar: 1
Konular:
Mesajlar: 1.368
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: TuRKuaZ is an unknown quantity at this point
Standart Hz. Peygamber Efendimiz SAV'in Mucizeleri

TAŞLARIN DİLE GELMESİ

Click the image to open in full size.Küfrün başı Ebu Cehil bir gün, elinin içine birkaç parça taş almış, Varlık Nuru'nun huzuruna gelmişti. Aklınca Nebiler Nebisiyle alay etmek istiyordu. Karanlık ağzını açıp dedi:
- Elimde ne var bil? Sana iman edeceğim!
Kâinatın Efendisi Buyurdular:
- Senin elindekiler benim kim olduğumu bilirse, ne dersin? Sözünde durup iman eder misin?
- Evet...
O an, küfür canavarının avucundaki taşlar dile geldi ve:
- Eşhedu anlâ ilâhe illâllah ve eşhedu enne Muhammeden abdühü ve Resuluhü!
dediler... Ebu Cehil aklını oynatacak gibi oldu ve yine imana gelmedi.
Allah Resulünün en büyük mucizesi "Kuran-ı Kerim" dir. Kuran'ın belâgat'ı karşısında bütün şairler aciz kalmıştır...

SıLa likes this.
TuRKuaZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 04.12.2012   #2
ÖzeL Üye
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 59
Arkadaşlar: 1
Konular:
Mesajlar: 1.368
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: TuRKuaZ is an unknown quantity at this point
Standart Cevap: Hz. Peygamber Efendimiz SAV'in Mucizeleri

AY'IN İKİYE BÖLÜNME MUCİZESİ

Click the image to open in full size.Şimdi görelim: İdrak gözleri katrani bulutlarla kapalı bulunan iman öksüzü inkarcı adamlar, Varlık Nuruna dediler ki: - Eğer sen gerçek Peygambersen bize bir mucize göster!
Allah'ın Sevgilisi buyurdular:
- Bunu yaparsam iman eder misiniz?
Cevap verdiler:
- Evet... Sana ve Nebiliğine inanacağız!..
O zaman Allah'ın Resulü, gökte pırıltılar saçmakta olan Ay'a mukaddes parmağını çeviri verdi. Ay birden ikiye bölündü ve Hira dağının iki yanında iki parça halinde göründü.
Ay 'a çevrilen mukaddes parmak ve Ay iki parça...
Kafirlerde hayret, dehşet... ve kirişsiz çeneler...
Cübeyr rivayeti:
- Ay iki parça oldu ve bir parçası bu dağ ve bir parçası o dağ üzerinde göründü. Kâfirler dedi:
- Bize sihir yaptıysa herkese birden yapamaz. Gidip, uzak, yakın herkese soralım, soruşturalım; bakalım onlar da ayın ikiye bölündüğünü görmüşler mi?
Ve sabredip Mekke'ye gelecek yolcuları beklemeye ve onlara aynı şeyi görüp görmediklerini sormaya karar verdiler.
- Söyleyin; yolda gelirken, kamerin iki parçaya ayrılıp Hirâ dağının iki yanından göründüğüne şahit misiniz; değil misiniz?
Yolcular Mekke'ye girince, kendilerine sihir yapıldığını sanan müşrikler hemen koştular ve önlerini kesip, onları bir kenara çektiler ve heyecanla sordular:
- Yolda gelirken ne gördünüz?
- Yolda bir şey görmedik; gökte gördük. Ay, iki parçaya bölündü!
Kâfirlerin kan yuvası gözleri hançer hançer açıldı, fakat yine iman nasib olmadı.
Ay'ın ikiye bölünmesi hiç şüphesiz ona mahsus âfâki mucizelerin en büyüğüdür.
Kur'an-ı Kerim'in şu âyeti de bunu teyid etmektedir:
Saat yaklaştı. Ay (ikiye) ayrıldı.
Her noktasına hayran olunacak bu âlemin içinde hayat yükünü karın tokluğuna taşıyanlar ve rahat rahat gezenler ve bütün bu olur ların olmaz larını göremeyenler... O Nebiyyi Muhterem'den ayrıca olmaz 'ı istediler ve Allah verdi... İman olmadıktan sonra binlerce mucize gösterilse de kâr etmiyor...

TuRKuaZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 04.12.2012   #3
ÖzeL Üye
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 59
Arkadaşlar: 1
Konular:
Mesajlar: 1.368
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: TuRKuaZ is an unknown quantity at this point
Standart Cevap: Hz. Peygamber Efendimiz SAV'in Mucizeleri

AĞACIN YÜRÜMESİ MUCİZESİ
Muazzez Sahabelerden İbni Ömer(r.a) anlatıyor: -Allah'ın Resulüyle seferdeydik. Karşıdan bir çöl adamı gelmekteydi. Adam yaklaşınca, Nebiyyi Muhterem sordular:
- Nereye gidiyorsun?
- Evime, çoluk çocuğuma gidiyorum!
- Bir haber almaya dileğin var mı? Söyle:
- Allah'tan başka ilah ve onun ortağı olmadığına, Muhammed'in de onun kulu ve Resulü olduğuna şehadet getir!..
Çöl adamı bu teklif karşısında hayrete düştü ve Allah'ın Sevgilisinden delil istedi:
-Buna delilin nedir?
Allah'ın Resulü, ileride bir ağacı işaret edip:
- İşte bu ağaç şahidimdir! Buyurdular... Ve ağacı yanlarına davet ettiler. Ağaç dere kenarından, toprağı yararak huzuru saadete geldi ve orada üç kere şehadet kelimesini tekrarladı ve sonra eski yerine döndü. Köklerini yere gömdü ve öylece kaldı.
Bir rivayete göre de, çöl adamı, doğrudan doğruya varlık nuruna, istediği mucizeyi teklif etmiş ve şöyle demiştir:
- Şu ağaca "Allah'ın Resulü seni davet ediyor!" deyiver ve onu çağır! Bakalım davetine icabet edecek mi?
Zaman ve mekânın ve bütün mahlukatın Peygamberi, adamın teklifini kabul etmişler, ağacı çağırmışlar, ağaç sağa sola, öne arkaya eğilip köklerini yerden çıkarmış ve huzura gelmiştir. Büyük huzura geldikten sonra da Resuller serverine hitap etmiştir:
- Selam sana olsun, ey Allah'ın Resulü!
Bunun üzerine çöl adamı atılıp:
- Şimdi emir ver, yerine dönsün!
Demiş ve ağaç geldiği noktaya kadar gerileyip aynı yere kök bağlayarak oturmuştur. Bütün bunları gören çöl adamı köpük köpük taşıyor ve Allah Resulünün önünde yere kapanıp haykırıyor:
- İzin ver, sana secde edeyim!
Peygamberler Peygamberi buyuruyorlar:
- Eğer bir insanın diğerine secde etmesine ve bu yolda emir vermeye imkân olsaydı, kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim!
İşte bu hadis-i şerif bu münasebetle söylenmiş oluyor...


yesil_ravda.jpg

TuRKuaZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 04.12.2012   #4
ÖzeL Üye
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 59
Arkadaşlar: 1
Konular:
Mesajlar: 1.368
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: TuRKuaZ is an unknown quantity at this point
Standart Cevap: Hz. Peygamber Efendimiz SAV'in Mucizeleri

AĞAÇ KÜTÜĞÜNÜN ÇIĞLIK KOPARMASI
İmam-ı Şafii Hazretleri:
- Allah, bizim Peygamberimize verdiğini hiçbir Peygambere vermedi. Hz. İsa (a.s)' a ölüleri diriltmek mucizesi verdiyse, Kâinatın Efendisine de, ağaç kütüğünü iniltilerle ağlatmak mucizesi verdi. Bu, öbürlerinden üstündür...
Kütüğün inlemesi şöyle oldu:
Mescid-i Saadette ağaç gövdesinden bir kütük vardır. Allah'ın Resulü, namazlarını, o kütüğe doğru kılarlar ve onun yanında hutbe okurlardı. Sahabelerinden biri,
- Allah'ın Resulü; diler misin sana bir minber yapalım? Cumaları oraya geçer ve hutbeni halka yöneltirsin dedi.
Allah'ın Sevgilisi bu teklifi kabul buyurdular. Bunun üzerine teklifi eden sahabe, üç basamaklı bir minber yaptı ve Peygamber Mescidi'ne yerleştirdi. İşte bu minber yerine konulunca yanından ayrılıp minbere çıktıkları an kütük iniltiler salıvermeye ve sarsılmaya başladı...
Mescidi dolduran sahabelerin haşyet ve dehşet bakışları önünde varlık nuru minberden indiler ve elleri ile kütüğü mesh ederek okşadılar ve tekrar minbere çıktılar. Ve çığlık koparan kütük inlemeyi bıraktı...
Hasan-ı Basri Hazretleri bu hadiseyi andıkları zaman ağlar ve şöyle derdi:
- Ey Allah'ın kulları! Nebiyyi Muhteremin Allah' a yakınlığından bir kütük zevke gelip ağlıyor da, siz insan olduğunuz ve bu hakikate varis bulunduğunuz halde ne duyuyorsunuz?

TuRKuaZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 04.12.2012   #5
ÖzeL Üye
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 59
Arkadaşlar: 1
Konular:
Mesajlar: 1.368
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: TuRKuaZ is an unknown quantity at this point
Standart Cevap: Hz. Peygamber Efendimiz SAV'in Mucizeleri

UHUD DAĞI'NIN SALLANMASI MUCİZESİ

Click the image to open in full size.Nebiler Nebisi'nin mucizelerinden biri de, mukaddes ayağını bastığı dağın şevke gelip sallanmasıdır.
Şöyle oldu:
Bir gün Allah'ın Resulü, beraberlerinde hilm âlemi yüce Sıddik Hz. Ebu Bekir, hak ve adalet güneşi Hz. Ömer, hayâ ve edep incisi Hz. Osman (r.a) bulunduğu halde Uhud dağına çıktılar. Dağ şevkinden harekete geçti. Âlemin Fahri mübarek ayaklarıyla dağa vurup hitap ettiler:
- Dur, ya Uhud! Senin üzerinde bir Nebi, bir Sıddik ve iki şehid var!
Ve dağ hemen sakinleşti...
Bu mucizede, dağın hareket ve sonra sükûnetine ait harikadan başka Hazret-i Ömer ve Hazret-i Osman'ın ileride şehit olacaklarını keşfetmek fevkaladeliği vardı...

TuRKuaZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 04.12.2012   #6
ÖzeL Üye
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 59
Arkadaşlar: 1
Konular:
Mesajlar: 1.368
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: TuRKuaZ is an unknown quantity at this point
Standart Cevap: Hz. Peygamber Efendimiz SAV'in Mucizeleri

EN BÜYÜK MUCİZE

Click the image to open in full size.Allah Resulünün en büyük Mucizesi Allah'tan getirdiği mukaddes kitap...Yani Kur'an-ı Kerim... Ey İlahi kanun, ey dirlik, düzen;
Asırlardır devam etti mucizen!..
Evet, Kur'an-ı Kerim asırlardır devam eden en büyük mucize...
Hazreti İsa ölüye:
- Kalk, Allah'ın izniyle! Dedi ve ölü kalktı...
Bu Kainatın Efendisinin mukaddes parmaklarından sular fışkırması kadar acayip değildir...
Hazret-i Musa'nın asası ejder oldu ve yere birtakım ipler atıp onları yılanlaştıran sihirbazların bütün marifetlerini yuttu. Ve denize şoseler açtı...
Daha neler neler oldu...
Fakat Allah'ın Sevgilisi, topyekün zaman ve mekanın ve bütün mahlukatın Peygamberi Cenab-ı Muhammed (s.a.v.) de , bir işaretiyle kameri ikiye böldü. Parmaklarından binlerce sahabinin abdest almasına mahsus suyu fışkırttı. Hasretiyle bir ağaç kütüğünü inletti. Çılgın bir deveyi bir bakışta ayaklarının dibine sindirdi. Elinin değdiği her noktaya yeni bir hayat verdi... Ve bütün bu mucizeler semasındaki yıldızların merkezine, Allah'tan gelen güneş mucizeyi yerleştirdi...
İşte bu güneş: Kur'an'dı...
Ve Kur'an, ölüyü dirilten Hazret-i İsa, denizi yaran Hazret-i Musa, ateşi gülistana çeviren Hazret-i İbrahim peygamberlerin mucizelerinin yanında en büyüğü ve en müthişi...
O öyle bir mucize ki, nazil olurken, Resul-i Kibriya'yı raşelerle doldurdu, alnını yıdız yıldız ter damlalarıyla noktaladı ve dizine dizi değeni yıldırım gibi çarptı... Ve ondaki belağatı görenlerin aklı kamaştı...
Gelişi de ayrı bir eda, ayrı bir güzellik içinde...
Bazen dünyanın en güzel insanının (Dihye gibi) yüzüyle, bazende çıngırak seslerini andıran tarrakalarla geldi ve daima melek getirdi...
Alemlerin Rabbi olan Allah'ın kelamı...
Bu ilahi kelamı dinleyenler, Hazret-i Ömer gibi ona hemen kapılıp teslim oldular; yahut içinden çıkamadılar bir acayiplik denizine düştüler. Öyle ki, "Sihir" dediler de; "insan kelamı" diyemediler...
Nasıl desinler ki, Kur'an bütün insanoğluna meydan okuyordu:
"De ki: Andolsun, ins-ü cin şu Kur'an'ın benzerini (meydana ) getirmek üzere bir araya toplansa, yekdiğerine yardımcı da olsalar, yine onun benzerini getiremezler." (İsra Suresi / 88)
Şimdi nokta nokta ve çizgi çizgi hadiselerin akışına bakalım
Velid Bin Mugire, şiir ve kelam sanatında Kureyş'in başıydı.
Bir gün Kainatın Efendisine başvurdu:
- Bana biraz Kur'an oku!
Allah'ın Resulü:
- "Şüphesiz ki Allah adaleti, iyiliği, (hususiyle) akrabaya (muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emreder. Taşkın kötülük (ler) den, münkerden, zulm tecebbürden nehyeder. Size (bu suretle) öğüt verir ki iyice dinleyip anlayıp tutasınız." (Nahl Suresi / 90)
ayetini okudular...Velid bir kere daha okuttu ve haykırdı:
- Vallahi bu kelamın başka bir hallavet ve lezzeti var.
Ve kelimelerin büyücüsü Velid, başını alıp Kureyşlilere koştu:
- İçinizde benden üstün şair yok. Her türlü şiir halini, insan ve cin şiirlerini benden iyi bileniniz yok onun okuduğu kelam bunlardan hiç birisine benzemiyor. Vallahi öyle acayip bir dokunaklığı varki, aklım başımdan gitti...
Nasipsiz kafirlerin işine bakınız ki, Kainatın Efendisine, güya doğru yolu göstermesi için, Rebia oğlu Utbe'yi gönderdiler.
Utbe Allah Resulünün huzuruna vardı ve tekliflerini tek tek saydı. Allah'ın Resulüne bir sürü dünya nimetlerini vaad etti. Peygamberler Peygamberi, Utbe'yi sonuna kadar dinledikten sonra sordular:
- Sözün tamam oldu mu ya Eba Velid?
- Evet...
- Öyleyse şimdi beni dinle!
- Pekala, dinliyorum!
Ve Allah'ın Resulü secde suresini besmeleden başlayarak okumaya başladılar.
Secde ayeti gelince de secde ettiler.
Ve yine buyurdular:
- İşittin mi, ya Eba Velid?
Utbe, hayretler ve dehşetler içinde mırıldandı:
- Evet...
Kainatın Fahri:
- İşte sen ve işte o!
Buyurdular... Adamın aklı kamaşmış, gözleri alabildiğine açılmış, Kureyşlilerin yanına koştu:
- Ey Kureyşliler! Ben ondan öyle bir kelam işittim ki, ömrümde mislini duymadım... ne söz bu söz? Şiir değil, sihir değil, kehanet değil !... Bu adamı kendi haline bırakın ve ona dokunmayın! Bana Kur'an okudu ve Ad ve Semud'un başlarına gelen bela ve musibete dair korkutucu ayete sıra gelince, ben başımıza bir felaket gelmesinden korktum. Bilirsiniz ki O yalan söylemez. Dikkat edin de başımıza bir şey gelmesin.

TuRKuaZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 04.12.2012   #7
ÖzeL Üye
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 59
Arkadaşlar: 1
Konular:
Mesajlar: 1.368
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: TuRKuaZ is an unknown quantity at this point
Standart Cevap: Hz. Peygamber Efendimiz SAV'in Mucizeleri

ŞAİRLER YERE SERİLDİ
Arap şiirinin ve kelam tılsımının baş abideleri... Muallakat-ı Seb'a "Yedi askı" Kâbe duvarında asılı duruyor... Başta İmrü'l-Kays'ın şaheseri...
Belagat ta herkesi kemiklerine kadar eriten, gönülleri yakıp kavuran şu ayet nazil oldu:
"Ey arz suyunu yut; ey gök sende tut! Su kesildi, iş olup bitirildi, (gemi de) Cudi (dağının) üzerinde durdu. O zalimler güruhuna "uzak olsunlar" denildi. (Hud Suresi / 44)
İmrü'l-Kays'ın henüz hayatta bulunan kız kardeşi, bu ayetin belagati karşısında infilak etti, hemen Kâbe'ye koştu, kardeşinin şaheserini Kâbe duvarından tırnaklarıyla yırtıp indirdi ve haykırdı:
- Artık kimsenin bir diyeceği kalmadı. Kardeşimin şiiri de iftihar makamında duramaz!..
Ve bütün yedi askı, birbiri arkasından koparılıp toprağa serildi.
Bedevi Araplardan biri; "Sana emredileni açıkça bildir", manasına gelen ayeti duydu. İçini öyle müthiş heybet kapladı ki, hemen secdeye vardı. Ve haykırdı:
- Bu sözün fesahatine secde ettim!
İşte bu eşsiz kelâm, tek kelime okuyup yazmamış bir insanın diliyle geliyor ve insanlığı hayran bırakıyor...
Aşk ve takva kahramanı Hz. Ebu Zer:
- Ben kardeşim Enis'ten üstün şair tanımadım. Cahiliyet devrinin meşhur 12 şairini yenen adamdı o... Mekke'ye gidip Allah Resulünün haberini getirince ona sordu:
- Ya Enis; halk O'nun hakkında ne söylüyor?
- Şairdir, büyücüdür, kâhindir, diyorlar.
- Peki, senin fikrin ne?
- Halk aldanıyor. Onun getirdiği kelam hiç birine benzemiyor. Netice şudur ki, O doğru, onlar yalancı...
Risale-i Nur'dan:
"Evet, sabıkan bahsi geçmiş, avucunda küçük taşların zikir ve tespih etmesi "Vema remeyte iz remeyte" sırrıyla,
aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde, onları inhizama sevk etmesi "Ven şekkal kamer" nassı ile,
aynı avucunun parmağıyla, kameri iki parça etmesi ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi ve aynı el,
hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mucize-i kudret-i ilahiyye olduğunu gösterir.
Güya ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i sübhanidir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tespih ederler.
Ve düşmana karşı küçücük bir cephane-i Rabbanidir ki, içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı, küçücük bir eczane-i Rahmanidir ki hangi derde temas etse, derman olur.
Ve celal ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp, kâb-ı kavseyn şeklini verir ve cemal ile döndüğü vakit Ab-ı Kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.
Acaba böyle bir zatın tek eli, böyle acayip mucizata mazhar ve medar olsa, O zatın, Halik-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?" (Bediüzzaman Said Nursi)

TuRKuaZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 04.12.2012   #8
ÖzeL Üye
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 59
Arkadaşlar: 1
Konular:
Mesajlar: 1.368
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: TuRKuaZ is an unknown quantity at this point
Standart Cevap: Hz. Peygamber Efendimiz SAV'in Mucizeleri

TAŞLARIN TESBİHİ MUCİZESİ

Click the image to open in full size.Hazret- i Ebu Zer (r.a.) anlatıyor: Bir gün öğle sıcağında evden çıktım. Allah'ın Resülüne doğru yol aldım. Hizmetçisine rastlayıp Nebiyyi Muhteremin haberini sordum. Evlerinde olduklarını söyledi. Gittim. Alemin Fahri bir kenarda oturuyorlardı. Yanlarında kimse yoktu. Vahiy anında olduklarını sandım. Esselamü aleyke ya Resülullah, dedim, "Aleykesselam" buyurdular.
Ve dediler:
- Ya Eba Zer! Seni bu vakit buraya çeken nedir?
- Allah ve Resülü!
- Otur, öyleyse...
Yanlarına oturdum. Ama hiçbir şey sormadım. Çok zaman geçmeden Hazreti Ebu Bekir geldi selam verdi. Selamını aldıktan sonra ona da aynı soruları sordular:
- Seni bu vakit buraya çeken sebep nedir?
- Allah ve Resülü!
Ve Hazret- i Ebu Bekir'i de karşılarına alıp oturttular. Derken Hazret- i Ömer ve Hazret- i Osman ... Aynı sual ve cevaplar. Son gelenlerin üçü de yan yana oturdu. O zaman varlığın sebebi olan Peygamber, yerden 7, yahut 9 taşcık alıp avuçlarında gösterdiler. Küçük taşlar Allah Resülünün elinde öyle tesbih etmeye başladılar ki, sesleri arı vızıltıları gibi işitiliyordu. Taşları Hazret- i Ebu Bekir'in eline verdiler. Aynı tesbih. Alıp yere bıraktılar. Taşlar cansız. Yine alıp Hazreti Ömer'in avucuna koydular. Yine aynı tesbih. Hazret- i Osman'ın elinde de aynı hal...
İbn-i Mes'ud Hazretleri:
- Biz Allah'ın Resülüyle yemek yerdik. Yemek yerken de lokmaların tesbihini işitirdik!..
Mucizelerden bir şube de, Allah Resülünün hayvanları ram ve teshir edişleridir...
Muazzez sahabilerden Enes bin Malik (r.a.) anlatıyor:
- Ensardan birinin bahçesini sulama işinde kullandığı bir devesi vardı. Bir gün deve ani bir huysuzluk gösterip çılgına döndü ve sahibine itaat etmez oldu. Çılgınlığı o dereceye vardı ki, onu zaptetmek ümidini kaybettiler. Nihayet Kainatın Efendisi'nin huzuruna gelip yalvardılar:
- Ey Allah'ın Resülü! Devemiz serkeş oldu, ağaçlarımız ve ekinlerimiz susuz kaldı, sen lütfedip çaremize bak!..
Nebiler Nebisi, sahabilerini yanına alıp şikayetçinin bahçesine gittiler. Deve, bir kenara çekilmiş gelenlere hışımlı hışımlı bakıyordu. Allah'ın Resülü, hemen tek başına devenin bulunduğu tarafa doğru ilerlemeye başladılar. Medineli sahabiler çığlığı bastı:
- Aman ey Allah'ın Resülü! Bu deve kuduz ite dönmüş... Sana saldırmasın...
İnsanlığın Efendisi buyurdular:
- Beis yok! Bana ondan zarar gelmez!
Ve devenin üzerine doğru ilerlediler... Deve, varlığın tacını görünce halini ve çılgınca bakışını değiştirdi ve Allah'ın Resülüne doğru yürümeye başaldı. Tam karşılarına gelincede, sahabilerin hayret ve haşyet nazarları önünde yere yattı, secde etti. Allah'ın Resülü deveyi çekip dilediği şekle soktular. Deve, eski halinden daha yumuşak bir tavırla emri kabul etti... Sahabiler koşup geldiler ve Allah Resülüne dediler:
- Ey Allah'ın Resülü! Bu, akıl ve idrakten mahrum hayvan sana secde eder de, biz dururuz, olur mu? Biz insanız ve sana secdede ondan fazla mükellefiz!..
Ebedi hayat müjdecisi buyurdular:
- Beşer beşere secde edemez! Eğer benim için böyle bir emir vermek mümkün olsaydı, kadınların kocalarına secde etmelerini söylerdim.
Yine günlerden bir gün bir deve, Allah'ın Sevgilisini görünce hemen yere yatıp boynunu uzattı ve boğazından garip sesler çıkarttı. Allah'ın Resülü devenin sahibini çağırttılar ve dediler:
- Bu deve, fazla işten ve az gıdadan şikayetçidir; onu iyi tutun!
Cenabı Aişe (r.a) validemiz der ki:
- Evimizde ehli bir hayvanımız vardı. O hayvan, Allah'ın Resülü eve geldiğinde bir tarafa çekilir ve hiç sağa sola koşmadan edebi ile yerinde durur; Allah'ın Resülü evden ayrılınca da ayaklarımızın arasında gezerdi...
Bir gün Kainatın Efendisi sahabileriyle bir yerde oturuyorlardı. Bir Arabi, elinde avladığı bir kertenkele ile oradan geçiyordu. Allah'ın Resülünü işaret ederek:
- Bu zat kimdir? diye sordu.
- Allah'ın Resülüdür! dediler...
Arabi meralandı ve Allah Resülünün huzuruna gelip:
- Şu kertenkele senin risaletine şehadet etmedikçe ben de sana iman etmem, diyerek hayvanı varlık nurunun önüne saldı. Allah'ın Sevgilisi hayvana hitap ettiler:
- Ey kertenkele!
- Buyur, ey Allah'ın Resülü!
- Sen kime ibadet edersin?
- Semada arşı, arzda saltanatı, denizde hükmü, cennette rahmeti, cehennemde azabı olan Allah'a...
- Ben kimim?
- Ente Resülü Rabbil alemin: Sen, Rabbü'l- alemin'in Resulüsün, Peygamberlerin sonuncususun. Seni tasdik eden felah buldu, sana inanmayan zarar edip hüsranda kaldı.
Bu hali gören Arabi birden infilak etti:
- Eşhedü enla ilahe illallah ve enneke Resülüllahi hakkan!


Cabir bin Abdullah (r.a.) :
- Allah'ın Resülü Hayber taraflarındayken bir sürü koyunun arkasında bir çoban, mübarek hizmetlerine girdi, iman getirdi ve Allah'ın Resülüne dedi:
- Ey Alllah'ın Resülü! Şimdi bu koyunları ben sahiplerine nasıl teslim ve iade edebilirim?
Kainatın Efendisi buyurdular:
- Koyunların yüzlerine doğru bir avuç toprak saç! Allah senin emanet borcunu yerine getirir ve koyunları sahiplerine iade eder...
Çoban, Nebiyyi Muhteremin dediğini aynen yaptı. Hayret ve haşyetle gördü ki, koyunlar, tıpış tıpış, ağıllarının yolunu tutmuş gitmektedir...
Bir keresinde de, Allah Resülünün azadlısı Sefine (r.a.), Peygamberler Peygamberinin mektubunu Yemen'e, Muaz ibni Cebel Hazretlerine götürmek için yola koyuldu ve bir gemiye binip denize açıldı.
Müthiş bir fırtına koptu ve gemi paramparça oldu. Sefine Hazretleri canını kurtarıp bir çöle düştü. Ipıssız bir vadiden geçerken, bir arslan peydahlandı ve heybetle üzerine doğru geldi. Hz. Sefine hiç korkmadı ve arslana seslendi:
- Ben Allah Resülünün azadlısıyım, mektubunu Yemen'e, Muaz bin Cebel'e götürüyorum. Yolumdan çekil!..
Ormanların eşsiz kralı hemen yelesini yerlere sererek tazimde bulundu ve Sefine Hazretlerine yol verdi...
Bir gün bir kurt, sahabilerden birinin güttüğü sürüden bir koyunu kapıp kaçışırken, arkasından yetişen sahabi koyunu kurtardı. Kurt, hemen oracıkta, kuyruğu üzerine oturup şöyle dedi:
- Allah'ın bana gönderdiği rızkı elimden alırken Allah'tan korkmuyormusun?
Çoban hayretler içinde çığlığı bastı:
- Bir kurt, kuyruğu üzerine otursun ve insan kelamı etsin... Ne müthiş hal ve ne garip manzara!
Kurt buna da cevap verdi:
- Bundan daha akıl ermez, acayip olanı var! Allah'ın Resülünün, Medine'de, halka, geçmiş ümmetlerin haberlerini vermesi...
Çoban, bu harikulade vaka üzerine, koyunlarını önüne kattığı gibi Medine yolunu tuttu. Sürüsünü bir kenarda muhafaza altına alıp doğru Kainatın Efendisinin huzurlarına çıktı. Başından geçenleri, tek tek anlattı. Allah'ın Sevgilisi, sahabilerini çağırtıp aynı hadiseyi onlara da duyurdular...
MUKADDES PARMAKLARINDAN AKAN BİLLUR SULARParmaktan akıtılan su mucizesi, sahabilerden büyük bir toplulukça nakledilmiş olarak Buhari ve Müslim "Sahih" lerinde belirtilmiştir.
Mucizeler bahsini burada noktalıyoruz. Sırası geldikçe yine temas edilecektir.
Zaten Allah Resülünün bütün hayatı mucizedir...

TuRKuaZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 16.12.2012   #9
ÖzeL Üye
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 59
Arkadaşlar: 1
Konular:
Mesajlar: 1.368
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: TuRKuaZ is an unknown quantity at this point
Standart Peygamber efendimizin mucizeleri

Sual: Peygamber efendimizin mucizeleri nelerdir?
CEVAP
Çok mucizesi görülmüştür. Bazılarını bildirelim.
Aşağıdaki yazılar (Mir’at-ı Kâinat) kitabından alınmıştır.

Muhammed aleyhisselamın hak Peygamber olduğunu bildiren şahitler pek çoktur. Ümmetinin Evliyasında hâsıl olan kerametler, hep Onun mucizeleridir; çünkü kerametler, Ona tâbi olanlarda, Onun izinde gidenlerde hâsıl olmaktadır.

Muhammed aleyhisselamın mucizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır:

Birincisi, mübarek ruhu yaratıldığından başlayarak, Peygamberliğinin bildirildiği (bi’set) zamanına kadar olanlardır.

İkincisi
, bi’setten vefatına kadar olan zaman içindekilerdir.

Üçüncüsü
, vefatından kıyamete kadar olmuş ve olacak şeylerdir.

Bunlardan birincilere, (İrhas) yani, başlangıçlar denir. Her biri de ayrıca görerek veya görmeyip akıl ile anlaşılan mucizeler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bütün bu mucizeler o kadar çoktur ki, saymak mümkün olmamıştır. İkinci kısımdaki mucizelerin üç bin kadar olduğu bildirilmiştir. Bunlardan bazılarını aşağıda bildireceğiz.

1- Muhammed aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü Kur’an-ı kerimdir.

2- En büyük mucizelerinden birisi de, Mirac mucizesidir.

3-
Meşhur mucizelerinin en büyüklerinden birisi de, Ay’ı ikiye ayırmasıdır. Bu mucize, başka hiçbir Peygambere nasip olmamıştır. Muhammed aleyhisselam elli iki yaşında iken, Mekke’de Kureyş kâfirlerinin elebaşıları yanına gelip, (Peygamber isen Ay’ı ikiye ayır) dediler. Muhammed aleyhisselam, herkesin ve hele tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu. Mübarek ellerini kaldırıp dua etti. Allahü teâlâ, kabul edip, Ay’ı ikiye böldü. Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü. Kâfirler, Muhammed bize sihir yaptı dediler. İman etmediler.

Bu mucize ile ilgili âyet-i kerimenin meali şöyle:
(Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı. Onlar [müşrikler] bir mucize görünce hemen yüz çevirirler ve "Eskiden beri devam ede gelen bir sihir [büyü] derler.) [Kamer 1,2]

4- Muhammed aleyhisselam, bazı gazalarında, susuz kalındığı zaman, mübarek elini bir kaptaki suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, suyun bulunduğu kap devamlı taşmıştır. Bazen seksen, bazen üçyüz, bazen binbeşyüz, Tebük Gazasında ise, yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır. Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur.

5-
Hayber gazasında, önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında, (Ya Resulallah, beni yeme, ben zehirliyim) sesi işitildi.

6-
Medine’de, mescid-i nebevide dikili bir hurma kütüğü vardı. Resulullah hutbe okurken, bu direğe dayanırdı. Buna Hannane denirdi. Minber yapılınca, Hannane’nin yanına gitmedi. Ondan ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler. Minberden inip, Hannane’ye sarıldı. Sesi kesildi. (Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar ağlardı) buyurdu.

7-
Mübarek eline aldığı çakıl taşlarının ve tuttuğu yemek parçalarının arı sesi gibi, Allahü teâlâyı tesbih ettikleri çok görülmüştür.

8-
Bir gün, bir köylüyü imana davet etti. Müslüman bir komşumun vefat etmiş kızını diriltirsen, iman ederim dedi. Mezarına gittiler. İsmini söyleyerek kızı çağırdı. Kabir içinden ses işitildi ve dışarı çıktı. (Dünyaya gelmek ister misin?) buyurdu. (Ya Resulallah! Dünyaya gelmek istemem. Burada babamın evindekinden daha rahatım. Müslümanın ahireti, dünyasından daha iyi) dedi. Köylü bunu görünce, hemen imana geldi.

9-
Tirmizi ve Nesai’nin (Sünen) kitaplarında diyor ki, iki gözü a’ma bir kimse gelip, ya Resulallah, Allahü teâlâya dua et, gözlerim açılsın dedi. (Kusursuz bir abdest al! Sonra Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!) duasını okumasını buyurdu. Adam, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. Bu duayı Müslümanlar, her zaman okumuşlar ve maksatlarına kavuşmuşlardır.

10-
Medine’de, minberde hutbe okurken, bir kimse, ya Resulallah! Susuzluktan çocuklarımız, hayvanlarımız, tarlalarımız helak oluyor. İmdadımıza yetiş dedi. Ellerini kaldırıp, dua eyledi. Gökte hiç bulut yokken, mübarek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar toplandı. Hemen yağmur başladı. Birkaç gün devam etti. Yine minberde okurken, o kimse, ya Resulallah! Yağmurdan helak olacağız deyince, Resul aleyhisselam, tebessüm etti ve (Ya Rabbi! Rahmetini başka kullarına da ihsan eyle!) buyurdu. Bulutlar açılıp, güneş göründü.

11-
Cabir bin Abdullah diyor ki, çok borcum vardı. Resulullaha haber verdim. Bahçeme gelip, hurma yığınının etrafında üç kere dolaştı. (Alacaklılarını çağır, gelsinler!) buyurdu. Her birine hakları verildi. Yığından bir şey eksilmedi.

12-
Bir kadın, hediye olarak bal gönderdi. Balı kabul edip, boş kabı geri gönderdi. Kap bal ile dolu olarak geri geldi. Kadın gelerek, (ya Resulallah! Hediyemi niçin kabul etmediniz?Acaba günahım nedir?) dedi. (Senin hediyeni kabul ettik. Gördüğün bal, Allahü teâlânın hediyene verdiği berekettir) buyurdu. Kadın çocukları ile aylarca yediler. Hiç eksilmedi. Bir gün yanılarak balı başka bir kaba koydular. Oradan yiyerek bitirdiler. Bunu, Resulullaha haber verdiler. (Gönderdiğim kapta kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi, hiç eksilmezdi) buyurdu.

13-
Resulullahın gaybdan haber verdiği çok görüldü. Bu mucizesi üç kısımdır:

Birinci kısmı, kendi zamanından evvel olan ve kendisine sorulan şeylerdir ki, bunlara verdiği cevaplar, çok kâfirlerin, katı kalbli düşmanlarının imana gelmelerine sebep olmuştur.

İkinci kısmı, kendi zamanında olmuş ve olacak şeyleri haber vermesidir.

Üçüncü kısmı, kendisinden sonra kıyamete kadar dünyada ve ahirette olacak şeyleri bildirmesidir.

Burada ikinci ve üçüncü kısımlardan birkaçı aşağıda bildirilecektir.

[İslam’a davetin başlangıcında, müşriklerin eziyetlerinden, sıkıntılarından dolayı, Eshab-ı kiramın bir kısmı Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Resulullah, Mekke’de kalan Eshab-ı kiramla beraber, üç sene her türlü görüşme, alış-veriş yapma, Müslümanlardan başka bir kimse ile konuşmama gibi, bütün içtimai muamelelerden men olundular. Kureyş müşrikleri, bu karar ve ittifaklarını bildiren bir ahdname yazarak, Kâbe-i muazzamaya asmışlardı. Her şeye kâdir olan Allahü teâlâ (Arza) denilen bir çeşit kurdu [ağaç kurdu] o vesikaya musallat etti. Yazılı bulunan (Bismikellahümme) [Allahü teâlânın ismi ile] ibaresinden başka, ne yazılı ise, hepsini o kurtcuk yedi, bitirdi. Allahü teâlâ bu hâli Cibril-i emin vasıtası ile Peygamber efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz de bu hâli amcası Ebu Talibe anlattı. Ertesi gün, Ebu Talib müşriklerin ileri gelenlerine gelerek, Muhammedin Rabbi Ona şöyle haber vermiş. Eğer söylediği doğru ise, bu hâli kaldırıp, eskiden olduğu gibi dolaşmalarına, başkaları ile görüşmelerine mani olmayınız. Eğer söylediği doğru değilse, ben de Onu artık himaye etmeyeceğim, dedi. Kureyşin ileri gelenleri, bu teklifi kabul ettiler. Herkes toplanarak Kâbe’ye geldiler. Ahdnameyi Kâbe’den indirerek açtılar ve Resulullahın buyurduğu gibi, (Bismikellahümme) ibaresinden başka, bütün yazıların yenilmiş olduğunu gördüler.]

Acem padişahı Hüsrev’den Medine’ye elçiler geldi. Bir gün, bunları çağırıp, (Bu gece, Kisranızı kendi oğlu öldürdü) buyurdu. Bir müddet sonra, oğlunun babasını öldürdüğü haberi geldi. [İran şahlarına Kisra denir.]

14- Bir gün, zevcesi Hafsa validemize, (Ebu Bekir ile baban, ümmetimin idaresini ellerine alacaklardır) buyurdu. Bu sözle Hazret-i Ebu Bekir’in ve Hafsa validemizin babası olan Hazret-i Ömer’in halife olacaklarını müjdeledi.

15- Ebu Hüreyre’yi “radıyallahü teâlâ anh” Medine’de, zekât olarak gelmiş olan hurmaların muhafazasına memur etmişti. Bir kimseyi hurma çalarken yakaladı. Seni Resulullaha götüreceğim dedi. Hırsız, fakirim, çoluğum çocuğum çoktur diyerek yalvarınca, bıraktı. Ertesi gün, Resulullah Ebu Hüreyre’yi çağırıp, (Dün gece bıraktığın adam ne yapmıştı?) buyurdu. Ebu Hüreyre anlatınca, (Seni aldatmış. Yine gelecektir) buyurdu. Ertesi gece yine geldi ve yakalandı. Tekrar yalvarıp, Allah aşkına bırak dedi ve kurtuldu. Üçüncü gece, tekrar gelip yakalanınca, yalvarmaları fayda vermedi. Beni bırakırsan, birkaç şey öğretirim, sana çok faydası olur, dedi. Ebu Hüreyre kabul etti. Gece yatarken, (Âyet-el kürsi)yi okursan Allahü teâlâ seni korur, yanına şeytan yaklaşmaz dedi ve gitti. Ertesi gün, Resulullah efendimiz, Ebu Hüreyre’ye tekrar sorup cevap alınca, (Şimdi doğru söylemiş. Halbuki kendisi çok yalancıdır. Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?) buyurdu. Hayır, bilmiyorum deyince, (O kimse şeytan idi) buyurdu.

16-
Rum İmparatorunun orduları ile harp için (Mute) denilen yere asker gönderdiğinde, sahabeden üç emirin arka arkaya şehid olduklarını, kendisi, Medine’de minber üzerinde iken, Allahü teâlânın göstermesi ile görerek yanındakilere haber verdi.

17-
Muaz bin Cebeli vali olarak Yemen’e gönderirken, Medine’nin dışına kadar uğurlayıp ona çok nasihatler verdi. (Seninle dünyada artık buluşamayız) buyurdu. Hazret-i Muaz Yemen’de iken Resulullah efendimiz Medine’de vefat etti.

18-
Vefat ederken, mübarek kızı Fatıma’ya, (Akrabam arasında bana evvela kavuşan sen olacaksın) buyurdu. Altı ay sonra Hazret-i Fatıma vefat etti. Akrabasından ondan evvel kimse vefat etmedi.

19-
Kays bin Şemmasa, (Güzel olarak yaşarsın ve şehid olarak ölürsün) buyurdu. Hazret-i Ebu Bekir halife iken Yemamede Müseylemet-ül-Kezzab ile yapılan muharebede şehid oldu.
Hazret-i Ömer’in ve Hazret-i Osman’ın ve Hazret-i Ali’nin şehid olacaklarını dahi haber verdi.

20-
Acem padişahı Kisranın ve Rum padişahı Kayserin memleketlerinin Müslümanların eline geçeceğini ve hazinelerinin Allah yolunda dağıtılacağını müjdeledi.

21-
Ümmetinden çok kimsenin denizden gazaya gideceklerini ve sahabeden olan Ümmi Hiram’ın o gazada bulunacağını haber verdi. Hazret-i Osman halife iken Müslümanlar, gemiler ile Kıbrıs adasına gidip harp ettiler. Bu hanım da beraber idi. Orada şehid oldu.

22-
Mübarek kızı Fatıma’nın oğlu Hasan “radıyallahü teâlâ anhüma” için, (Bu oğlum çok hayırlıdır. Allahü teâlâ, Müslümanlardan iki büyük ordunun sulh etmesine bunu sebep yapacaktır) buyurdu. Büyük bir ordu ile Muaviye’ye “radıyallahü anh” karşı harp edeceği zaman, fitneyi önlemek, Müslümanların kanının dökülmemesi için hakkı olan halifeliği Muaviye’ye “radıyallahü anh” teslim etti.

23-
Abdullah ibni Abbas’ın annesine bakıp, (Senin bir oğlun olacak. Doğduğu zaman bana getir!) buyurdu. Çocuğu getirdiklerinde, kulağına ezan ve ikamet okuyup, mübarek ağzının suyundan ağzına sürdü. İsmini Abdullah koyup annesinin kucağına verdi. (Halifelerin babasını al, götür!) buyurdu. Hazret-i Abbas, bunu işitip, gelip sorunca, (Evet, böyle söyledim. Bu çocuk halifelerin babasıdır. Onlar arasında seffah, Mehdi ve İsa aleyhisselamla namaz kılan bir kimse bulunacaktır) buyurdu. Abbasiyye devletinin başına çok halifeler geldi. Bunların hepsi, Abdullah bin Abbas’ın soyundan oldu.

24-
Eshabından çok kimseye hayır dualar etmiş, hepsi kabul olunarak faydalarını görmüşlerdir. Hazret-i Ali buyuruyor ki:
Resulullah beni Yemen’e kadı [Hâkim] olarak göndermek istedi. Ya Resulallah! Ben kadılık yapmasını bilmiyorum dedim. Mübarek elini göğsüme koyup, (Ya Rabbi! Bunun kalbine doğru şeyleri bildir. Hep doğru söylemek nasip eyle!) buyurdu. Bundan sonra bana gelen şikâyetçilerden doğru olanı hemen anlar, hak üzere hükmederdim.

25-
Nabiga ismindeki meşhur şair şiirlerinden birkaçını okuyunca, Araplar arasında meşhur olan (Allahü teâlâ dişlerini dökmesin) duasını buyurdu. Nabiga yüz yaşına gelmişti. Dişleri ak ve berrak, inci gibi dizilmiş dururdu.

26-
Amcası Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, Resulullahı çok üzdü. Çirkin şeyler söyledi. Buna çok üzülüp, (Ya Rabbi! Buna köpeklerinden birini musallat eyle!) buyurdu. Uteybe, Şam’a ticaret için giderken bir gece arkadaşlarının arasında yatıyordu. Bir aslan gelip arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe’ye gelince, kaptı parçaladı.

27-
Acem padişahı Hüsrev Pervize iman etmesi için mektup gönderdi. Alçak Hüsrev, mektubu parçaladı ve getiren elçiyi şehid eyledi. Peygamber efendimiz bunu işitince, çok üzüldü ve (Ya Rabbi! Onun mülkünü parçala!) buyurdu. Resulullah hayatta iken Hüsrevi oğlu Şireveyh hançerle parçaladı. Hazret-i Ömer halife iken, acem memleketinin tamamını Müslümanlar feth edip, Hüsrev’in nesli de, mülkü de kalmadı.

28-
Allahü teâlâ, Habibini belalardan korurdu. Ebu Cehil, Resulullahın en büyük düşmanı idi. Kâbe-i muazzama yanında namaz kılarken, alçak Ebu Cehil, tam zamanıdır diyerek, bıçakla üzerine yürümek isterken, hemen geri dönüp kaçtı. Arkadaşları, niçin korktun dediklerinde, Muhammed ile aramızda ateş dolu bir hendek gördüm. Birçok kimse beni bekliyorlardı. Bir adım atsaydım, yakalayıp ateşe atacaklardı. Bunu Müslümanlar işitip, Resulullah efendimize sorduklarında, (Allahü teâlânın melekleri, onu yakalayıp parçalayacaklardı) buyurdu.

29-
Resulullah efendimiz bir gün abdest alıp, mestlerinden birini giyip, ikincisine mübarek elini uzatırken, bir kuş geldi. Bu mesti kapıp havada silkti. İçinden bir yılan düştü. Sonra kuş mesti yere bıraktı. Bugünden sonra, ayakkabı giyerken, önce silkelemek sünnet oldu.

30-
Selman-ı Farisi, hak din aramak için, İran’dan çıkıp çeşitli memleketleri dolaşmaya başladı. Beni Kelb kabilesinden bir kervan ile Arabistan’a gelirken Vadi’-ul kura denilen mevkide hainlik edip bir yahudiye köle diye sattılar. Bu da, akrabası, Medineli bir yahudiye köle olarak sattı. Hicrette Resulullahın Medine’ye teşriflerini işitince, çok sevindi. Çünkü, kendisi nasrani âlimi idi. En son rehberi büyük bir âlimin tavsiyesi ile, ahir zaman Peygamberine iman etmek için Arabistan’a gelmişti. O âlim, Resulullahın vasıflarını öğretmiş, Onun hediye kabul edip, sadaka kabul etmediğini, iki omuzu arasında mühr-ü nübüvvet olduğunu ve pek çok mucizeleri olduğunu Selman’a bildirmişti. Selman-ı Farisi, Resulullaha sadakadır diyerek hurma getirdi. Resulullah onlardan hiç yemedi. Hediyedir diye bir tabakta yirmibeş kadar hurma getirdi. Resulullah efendimiz ondan yedi. Bütün Eshab-ı kiram da yediler. Yenilen hurma çekirdekleri bin kadardı. Resulullahın bu mucizesini de gördü. Ertesi gün bir cenaze defninde mühr-ü nübüvveti görmek arzu etti. Resulullah, bunu anlayıp mübarek gömleğini sıyırarak mühr-ü nübüvveti gösterdi. Selman hemen imana geldi. Birkaç sene sonra 300 hurma ağacı ile binaltıyüz dirhem altın ödemek şartı ile azat edilmesine söz kesildi. Resulullah bunu işitti. Mübarek elleri ile ikiyüzdoksandokuz hurma ağacı dikti. Ağaçlar o sene meyve vermeye başladı. Birini Ömer “radıyallahü teâlâ anh” dikmişti. Bu ağaç meyve vermedi. Resulullah efendimiz, bunu çıkarıp mübarek elleri ile tekrar dikti. Bu da hemen meyve verdi. Bir gazada, ganimet alınan, yumurta kadar altını Selman’a “radıyallahü teâlâ anh” verdiler. Resulullaha gelip, bu gayet azdır. Binaltıyüz gram çekmez dedi. Mübarek ellerine alıp tekrar Selman’a verdi. (Bunu sahibine götür) buyurdu. Yarısı ile efendisine olan borcunu ödedi. Yarısı da, Hazret-i Selman’a kaldı.

31-
Kureyş kâfirlerinden Velid bin Mugire, As bin Vail, Haris bin Kays, Esved bin Yagus ve Esved bin Muttalib, Resulullaha cefa ve eziyet etmekte başkalarından aşırı gidiyorlardı. Cebrail aleyhisselam gelip, (Seninle alay edenlere cezalarını veririz...) mealindeki Hicr suresinin 95. âyetini getirip, Velidin ayağına, ikincisinin ökçesine, üçüncüsünün burnuna, dördüncüsünün başına, beşincisinin gözlerine işaret etti. Velid’in ayağına bir ok battı. Çok kibirli olduğundan, eğilerek oku çıkarıp atmak, kendine ağır geldi. Demiri topuk damarına batıp, siyatik hastalığına yakalandı. As’ın ökçesine diken battı. Tulum gibi şişti. Harisin burnundan devamlı kan geldi. Esved bir ağaç altında neşeli otururken, kafasını ağaca vurup, diğer Esved de, a’ma olup, hepsi helak oldular.

32-
Devs kabilesinin reisi Tufeyl, hicretten önce, Mekke’de imana gelmişti. Kavmini imana davet için Resulullahtan bir alamet istedi. (Ya Rabbi! Buna bir âyet (delil) ihsan eyle) buyurdu. Tufeyl, kabilesine gidince, iki kaşı arasında bir nur parladı. Tufeyl, ya Rabbi! Bu alameti yüzümden giderip başka yerime koy. Bunu yüzümde görenlerden bazısı, kendi dinlerinden çıktığım için cezalandırıldığımı zannederler dedi. Duası kabul olup, nur yüzünden gitti. Elindeki kamçının ucunda kandil gibi parladı. Kabilesindekiler zamanla imana geldiler.

33-
Hicretin yedinci senesinde Resulullah efendimiz, Habeş padişahı Necaşi’ye ve Rum imparatoru Herakliyus’a ve Acem padişahı Husrev’e ve Bizansın Mısır’daki valisi Mukavkas’e ve Şam’daki valisi Haris’e ve Umman Sultanı Semame’ye mektuplar göndererek, hepsini imana davet etti. Mektupları götüren elçiler, gittikleri yerin dillerini bilmiyorlardı. Ertesi sabah, o dilleri söylemeye başladılar.
Molla Abdurrahman Caminin (Şevahid-ün-nübüvve) kitabında ve Yusuf-i Nebhani’nin (Huccetullahi alel-âlemin) kitabında, Resulullah efendimizin daha nice mucizeleri yazılıdır.

Save gölünün kuruması
Sual:
Peygamber efendimiz doğduğu zaman, Kâbe’deki putlar yüzüstü yıkılıyor, Kisra’nın sarayı çöküyor, bin yıldan beri Mecusilerin yanan ateşi sönüyor. Bir de Save gölünün kuruduğu bildiriliyor. Save gölünün suçu ne idi de kurudu?
CEVAP
Cansız varlıkların ne suçu olur ki, yani suçu olduğundan değil, bu gölü halk mukaddes sayar, kuruyacağına asla ihtimal vermezlermiş. Çok tuzlu imiş, sağdan soldan su gelmiyor, su seviyesi hep aynı, hiç eksilme olmuyormuş, derinliği beş metre yüzeyi 12,5 km imiş. Bu göl bir anda kuruyor. Bunun aksine, Şam tarafında bin yıldan beri suyu akmayan ve kurumuş olan Semave Nehrinin vadisi de, o gece, su ile dolup taşarak akmaya başlıyor. Bu tür olaylar cansız varlıkların suçu falan olduğu için değil, onları mukaddes sayan insanları ikaz için, ibret almaları için ve daha başka hikmetler yüzünden ihsan ediliyor.

Resulullahın mucizelerinden
Sual:
Resulullah'ın hacamat kanını içen olduğu söyleniyor. Kan içmek caiz mi?
CEVAP
Resulullah efendimizin mübarek kanı, diğer insanların kanı gibi değildir.

Eshab-ı kiramdan Abdullah bin Zübeyr, Resulullahın hacamat edilirken çıkan kanını içti. Resulullah efendimiz, darılmayıp, hatta gülümseyerek, (Artık Cehennem ateşi seni yakmaz) buyurdu. Başına bazı işler geleceğini de bildirdi. (Beyheki)

Yine Eshab-ı kiramdan Malik bin Sinan, Resulullahın mübarek kanını içtiği zaman, ona da, (Cehennem ateşi seni yakmaz) buyurdu. (İbni Hibban)

Mübarek artığını içen Bereke isimli kadına da, (Artık hiç karın ağrısı çekmezsin) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)

Halid bin Velid radıyallahü anh, sarığında taşıdığı bir sakal-ı şerif için her savaşta zafer kazandı. (Şifa-i şerif)

Bunların hepsi, Peygamber efendimizin mucizelerindendir; fakat selef-i salihine düşman selefi denilen kimseler, Resulullahın eşyalarıyla, mübarek saçı ve sakalıyla bereketlenmeyi şirk kabul ediyorlar.





Click the image to open in full size.
TuRKuaZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 22.12.2012   #10
Üye
HiCReT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 58
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 732
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: HiCReT is an unknown quantity at this point
Thumbs up Hz. Muhammed ' in ( S.A.V ) doğduğu gün gerçekleşen mucizeler

Teşrif ettikleri gece bir yıldız doğdu
Yahudîler arasında birçok âlim vardı. Bunlar, kitaplarında Allah Resûlünün geleceğini görüp, öğrenmişlerdi. Yıldızlardan hüküm çıkarmada da usta sayılırlardı. Efendimizin doğumu gecesinde bir yıldız parlamış ve Yahudî âlimler bu yıldızdan Ahirzaman Peygamberinin dünyaya teşrif ettiklerini anlamışlardı.
Resûl-i Zîşanın meşhur şâiri Hassan bin Sâbit (r.a.) bu hususu şöyle anlatmıştır:


"Ben sekiz yaşlarında var yoktum. Biliyorum, bir sabah vakti, Yahudînin biri 'Hey Yahudîler!' diye çığlık atarak koşuyordu. Yahudîler, 'Ne var, ne yırtınıyorsun?' diyerek adamın başına üşüştüler. Yahudî şöyle haykırıyordu: “Haberiniz olsun, Ahmed'in yıldızı bu gece doğdu. Ahmed bu gece dünyaya geldi.” 36 İbni Sa'd'ın naklettiği konu ile ilgili bir rivâyette ise şöyle denilmektedir: “Mekke'de oturan bir Yahudî vardı. Allah Resûlünün doğdukları gecenin sabahı Kureyşlilerin karşısına çıktı ve sordu: 'Bu gece kabilenizden bir oğlan çocuk doğdu mu?' Kureyşliler, 'Bilmiyoruz' cevabını verince, adam sözlerine devam etti: 'Varın, gidin, soruşturun, arayın; bu ümmetin peygamberi bu gece doğdu. Sırtında alâmeti var.' Kureyşliler varıp soruşturdular ve gelip Yahudîye haber verdiler: 'Bu gece Abdullah'ın bir oğlu dünyaya geldi, sırtında bir nişan var.' Yahudî gidip peygamberlik alâmetini gördü. Ve aklını kaybetmişçesine şöyle haykırdı: 'Peygamberlik artık İsrâiloğullarından gitti. Kureyşlilere öyle bir devlet gelecek ki, haberi doğudan batıya kadar ulaşacaktır.'...” 37 Demek gökkubbe pırıl pırıl yıldız kandilleriyle Resûl-i Kibriya Efendimizin gelişini alkışlıyordu.

Click the image to open in full size.

Medâyin'deki Kisrâ Sarayından On Dört Burç Çatırdayarak Yıkıldı
Kâinatın Efendisinin doğduğu geceydi... Saatler, doğum anlarını gösteriyordu. Derin bir uykuya dalan Medâyin şehri korkunç bir çatırdı ve gürültü sesiyle uyandı. Hükümdarla birlikte halk da heyecan içinde yataklarından fırladı. Manzara korkunçtu ve telaş verici idi. Hükümdar Sarayının o sapa sağlam burçlarından on dördü çatırdayarak yıkılıvermişti.
Geceyi korkular içinde geçiren Kisrâ sabaha çıkar çıkmaz memleketinin dinî reislerini derhal bir toplantıya çağırdı. Toplantıda, cereyan eden hâdisenin neyin nesi olduğunu görüşeceklerdi. Kisrâ tacını giymiş tahtına oturmuştu. Henüz müzakereye başlamamışlardı ki, doludizgin yaklaşan bir atlı, elinde bir mektup getirdi. Mektupta, İstahrabat'ta binlerce seneden beri ışıl ışıl yanan ateşlerinin söndüğü haber veriliyordu. Bu haber, Kisrâ'nın korku ve heyecanını daha da arttırdı. Bu sırada toplantıda bulunan İran başkadısı Mûbezan söz alarak gördüğü bir rüyâyı anlattı:


"Gördüm ki yüzlerce kükremiş deve, önlerine şaha kalkmış Arap atları olduğu halde Dicle suyunu geçti ve İran topraklarına yayıldılar." Kisrâ, doğru sözlü, bilgili ve adaletli Mûbezan'ın bu rüyâsını da mânâlı buldu. Sinirleri fazlasıyla gerilmişti. Bu muammayı çözmek istiyordu. Bilgisine ve irfânına güvendiği Mûbezan'a sordu: "Peki, bu neye işâret olabilir?" Başkadının cevabı kısa ve öz oldu: "Araplar tarafından çok önemli birşeyler olacağına işâret olabilir." Kisrâ, bunun üzerine derhal Hîre Valisi Numan bin Münzir'e bir mektup yazdı. Mektupta, "Bana orada bulunan âlimlerden, suallerime cevap verebilecek kudrette biri varsa gönder!" diyordu. Mektubu alan Numan, işin ciddiyetini anladı ve derhal Abdü'l-Mesîh bin Amr adında bir bilgini Medayin'e gönderdi. Gelen âlimi hükümdar derhal huzura kabul etti. Cereyan eden hâdiseleri anlattıktan sonra, kendisinden bu hususta bilgi istedi. Abdü'l-Mesih, Kisrâ'ya hâdiseler hakkında bir bilgi veremeyeceğini söyledi ve ilâve etti: "Şam yakınında Câbiye'de oturan dayım Satîh'de bunlara cevap verecek bilgi vardır." Bunun üzerine Kisrâ, Abdü'l-Mesîh'i gidip Satîh'ten hâdiseler hakkında bilgi almak üzere vazifelendirdi. Meşhur Şam kâhini Satîh kemiksiz, âdetâ âzâsız bir vücud, yüzü göğsü içinde bir acûbe-i hilkat ve çok yaşlı bir kâhindi. Dâimâ sırt üstü yatardı. Bir yere götürülmek istendiği zaman bohça gibi katlanırdı. Gaipten verdiği doğru haberler, o zamanın insanları arasında meşhurdu. Abdü'l-Mesîh, dağ taş demeden yol alarak dayısı Satîh'in yanına vardı. O sırada Satîh, hayatının son anlarını yaşıyordu. Şiddetli hastalık içinde kıvranıyordu. Hastalığın şiddeti dudaklarından konuşma kudretini de alıp götürmüştü ki, gelen adamın ne selâmın alabildi ve ne de konuşabildi. Fakat, Abdü'l-Mesîh olup bitenleri anlatınca iş birden değişiverdi. Ölüm döşeğinde ecelle pençeleşen Satîh gözlerini birden açtı ve sanki kabir kapısına değil, dünya evinin kapısına yeni ayak basacakmış gibi canlanarak heyecan içinde haykırdı: "Ey Abdü'l-Mesîh! İlâhi vahyin okunması çoğalacak. Asâ'nın sahibi peygamber olarak gönderildi. Semâve Vadisini su bastı, Farsların ateşi söndü. Artık Şam da Şam değil, Satîh için." Şunu iyi bil ki, zaman üzerinde hükmü geçerli olan mutlak Hâkim, böyle istedi ve gelen peygamberle nebîlik ipinin iki ucunu düğümledi." Derin bir nefes çektikten sonra da ilâve etti: "Sasanîlerden, yıkılan burç sayısınca hükümdar gelecek ve sonra hüküm yerini bulacaktır." 38 Bu cümleler, Satîh'in dudaklarından dökülen son sözler oldu. Sanki bu gerçeği dile getirmek için bekleyip durmuştu. Sözlerini bitirir bitirmez gözlerini kapadı ve ruhunu Yüce Allah'a teslim etti. Meşhur kâhin Satîh, bu sözleriyle açıkça Âhirzaman Peygamberinin dünyaya gelmiş olduğunu haber veriyordu. O âna kadar bir benzeri görülmemiş bu hâdise, dünyaya o gece şeref veren zâtın beraberinde getirdiği sönmez nûr ile Mazdeizmin 39 karanlık inancı içinde kıvranan İran saltanatını ortadan kaldıracağına işaretti. Nitekim, tarih buna şahid oldu ve hâdiseler Satîh'in haber verdiği gibi cereyan etti: İran Devleti, 67 yıl süren on dört hükümdarın idaresinden sonra, Kadisiyye'de Hâtemü'l-Enbiyânın ordusu tarafından İslâm topraklarına katıldı.


Click the image to open in full size.

Kâbe'nin İçini Karanlık Ve Kirlere Boğan Putların Çoğu Baş Aşağı Yıkıldı:
Kureyş müşrikleri, yeryüzünde Allah'ın tek ma'bud oluşunun içinde ve üstünde ilk olarak abideleştiği Kâbe'yi putlarla karanlıklara boğmuşlardı. Ne var ki, henüz Tevhid temsilcisi Resûl-i Kibriyânın dünyaya gözlerini açması karşısında bile, çoğu yerlerine kurşun ile perçinlenmiş bu putlar, hâdisenin azametine dayanamayarak yerlere yıkılıverdiler.
Bu hâdisenin ifâde ettiği mânâ büyüktü: Dünyaya teşrif eden bu Zât, kendisine verilecek vazife gereği kapkaranlık şirk inancını ortadan kaldıracaktır. Gönüllerde pâk, nezih ve saâdet dolu Tevhid inancını bayraklaştıracaktır.
Dünya buna şâhid oldu. O Resûl-i Zîşan, kısa zamanda Kâbe'yi cansız putlardan temizlediği gibi, gönüllerdeki putları da İslâm îmânı ile yok ediverdi.


Click the image to open in full size.


İstahrabat'ta Bin Seneden Beri Yanmakta Olan Mecûsîlerin Kocaman Ateş Yığınları Bir Anda Sönüverdi.
Mecûsiler bu ateş yığınını kendilerine ilâh kabul etmişlerdi. Efendimizin dünyaya teşrifleri ile birlikte bu kocaman ateş, sanki okyanusların istilâsına uğramış basit bir ateşmiş gibi sönüverdi.
Demek ki, gelen zât, putperestlik gibi, ateşperestliği de bir çırpıda ortadan kaldıracak ve yeryüzünü Tevhid meş'alesiyle aydınlatacaktı.


Takdis Edilen Meşhur Sâve (Taberiyye) Gölü Bir Anda Kuruyuverdi.
Bu da, gelen zâtın, Allah'ın izni ile olmayan şeylerin takdis edilmesini yasaklayacağının ifâdesi idi.


Dünyaya Teşrifleri Ânında, Şark Ve Garbı Küçük Bir Oda Gibi Aydınlatan Bir Nur Görüldü.
Demek ki, dünyaya gelen zâtın tebliğ edeceği din, şark ve garbı bütün ihtişamıyla kucaklayacak, insanlığın beşte birini şefkadi sînesinde terbiye edip okşayacaktı.


Semâve Vadisi Taşan Seller Altında Kalıp, Suya Gark Oldu.
Resûl-i Kibriya Efendimizin dünyaya gözlerini açtıkları geceydi. Taşan seller Semâve Vadisi ve Semâve şehrini sular altında bıraktı. Şehir halkı, dehşet içinde kalarak, çareyi dağlara ve tepelere sığınmakta buldu. Sonra da bir mektup yazarak durumu Kisrâ'ya bildirdiler ve kendisinden yiyecek ve içecek yardımı istediler.




Gök Kubbeden Salkım Salkım Yıldızlar Döküldü:
Nebiyy-i Ekrem Efendimizin dünyaya teşrifleri gecesinde hazan yaprağı gibi gök kubbeden yıldızlar döküldü. 40 Bu hâdise de şuna işâret ediyordu: Bundan böyle şeytan ve cinlerin gökten haber almaları son bulmuştur. "Madem Resûl-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselâm vahiy ile dünyaya çıktı, elbette yarım yamalak ve yalanlar ile karışık, kâhinlerin ve gâipten haber verenlerin ve cinlerin ihbarâtına (haberlerine) set çekmek lâzımdır ki, vahye bir şüphe irâs etmesinler ve vahye benzemesin. Evet, bi'setten evvel kâhinlik çoktu. Kur'ân, nazil olduktan sonra onlara hâtime çekti. Hattâ çok kâhinler îmâna geldiler. Çünkü, daha cinler tâifesinden olan muhbirlerini bulamadılar." 41
O âna kadar görülmemiş bu hâdiselerin Resûl-i Ekremin doğumu sırasında meydana gelmeleri elbette tesadüfı değildi. Ezelî kudretin kader kaleminin tayin ve tesbitiyle vücuda geliyorlardı. Ve dünyaya Âhirzaman Peygamberi Hazret-i Muhammed'in (a.s.m.) zuhurunu haber veriyorlardı.
Click the image to open in full size.

HiCReT isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:



Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları