Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > Üyelerimize ÖzeL > Serbest Kürsü

gog magog nedir kimdir gog magog kavimleri


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Serbest Kürsü - kategorisi altındaki gog magog nedir kimdir gog magog kavimleri isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 06.03.2014   #1
Üye
fahrettin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Mar 2014
Üye Numarası: 380
Arkadaşlar: 0
Konular:
Mesajlar: 8
Rép Puanı: 1
Rép Grafiği: fahrettin is an unknown quantity at this point
Standart gog magog nedir kimdir gog magog kavimleri

İNSANLIK TARİHİNDE BİLİNÇ DEĞİŞİMİ
Vahiy kitabında Armageddon anlatılır. Armageddon savaşı Tanrı ile şeytan arasında gerçekleşir. Dünya egemenliği şeytandadır ve tanrının halkına zulmedilmektedir. Armegeddon savaşında dünya egemenliğine sahip olan şeytanın tanrının halkına zulmetmesi sonucu Tanrısal kaynaklı harabiyetler yaşanır. Müslümanların, mazlum halkların küresel egemenlerin baskısı altında öldürülmesiyle Armegeddon başlar. Bir tarafta öldürülen mazlum halklar bir tarafta afetlerden kurtulamayan zalim halklar vardır.Armageddon da gerçekleşmesi gereken bir olay Büyük Babil'in yok edilmesidir. Vahiy kitabında söz edilen "Büyük Kent"in "Büyük Babil’in günümüzde ABD olduğu anlaşılır. Büyük Babil için aynı zamanda "Fahişe-Dünya fahişelerinin anası" ifadesi kullanılır. Buna göre Büyük Kent, Büyük Babil ve Fahişe aynı şeydir. Yani dünyaya egemen olan inançsızların bozgunculukla dünyaya sahip olma çabasıdır. Buradaki fahişe ‘Dünya için her türlü kötü yolu seçmiş olan’ anlamı taşımaktadır. Bu mantık inançsızların mantığıdır. ‘Dünyaya sahip olmak için her yol mubahtır.’ Mantığı haksız yere başkasının mallarını yemeye, zulme, adaletsizliğe, öldürmeye neden olmaktadır.
Babil kökenli dinler Allah’a inancın kaybolmasıyla başlar. Bu açıdan sahte dinlerin kökeninin Babil Kulesi'nin yapılış zamanlarına gittiği bilinir. İlk bölünmeler ve kardeşlerin ayrılması buradan başlar. Irklar buradan göç eder. Irklar üzerine kurulu ulus devletlerin çıkış yeri burasıdır. Buradan ayrılan aileler gittikleri topraklarda nesillerin devamıyla dini inanış yöntemleri ve dilleri örf ve adetleri de değişti. Ve yüzyıllar içinde farklılaştılar. İlk ayrılışlarda düşmanlıklar oluşturulmuştu. Bu nedenle ulusların birbirlerine güvenleri olmadı. Babilin vesayetçileri bu ayrılıkları çıkartmıştı. Ama zamanla göç edenlerde de kuruldukları bölgelerde zaman içinde vesayet oluştu. Ve bu bölge bu topraklar bizim deyip bir sahiplenme ve yeryüzü savaşları aldı yürüdü. Babil Kulesi'nin yapımı sonrasında yeryüzünü yönettiklerine inanan güçlü sermaye sahipleri dilediklerini yönetici olarak başa getiriyorlardı. Halka zulmediyorlardı. Kendi çıkarları adına yönetiyorlardı. Yönetim böylece yine şeytanın egemenliğine geçmişti. Babilden dağılan aileler diğerlerine düşmanlıklarından, iletişimin kesilmesini istediler. Lisanlarını bile değiştirdiler. Yeryüzünde lisanlar böyle çeşitlendi. Dinlerde böyle çeşitlendi. Bu aileler kendi algıladıkları şekilde dinlerini yaşadılar ve dinsel çeşitlilik görüldü. Dinlerin temel benzerlikleri vardı ama algılayış iklim ve yaşam tarzı ibadetlerde farklılıklar varmış gibi gösteriyordu.
İnsanların yeryüzüne dağılmasına neden olan bu büyük göçle, aynı zamanda insanların dinsel inançları da bütün gittikleri yere dağılmış olmaktadır. Birbirlerinden farklı gibi görünen bu dinler Kitabı Mukaddes'e göre
Nimrod'la ve Babil Kulesi ile başlamıştır ve özünde aynı sahte inançları barındırırlar. İlk ayrılığı ilk vesayeti babile sahip olanlar çıkardı. Kulelerin tepelerinde kurguladıkları tasarıları Pazar yerlerinde yayıyor kişisel kötülemelerle insanları birbirine düşürüyorlardı. Böylece insanlar birbirine düşerken onlarda yönetimdeki yerlerini koruyorlardı. Fitne ve fesat üzerinden cinayet ve kan davaları üzerinden besleniyorlardı.
Babil devrinden sonra yeryüzünde sürekli kötü süreçler artarak devam eder. Zamanla kavimlerin kurtuluşuna yönelik peygamberler gelir. Musa İsa ve Muhammet Allahın dinini insanlara yayarlar ve belirli dönemler etkileri sürer. Sonra yeryüzü tekrar bozulmaya başlar ve küresel egemenlik inançsızların, bozguncuların yani şeytanın egemenliğine geçmeye başlar.
MS 4.yüzyılda konstantin isimli Roma imparatoru hristiyan oldu ve bu dini resmi din ilan etti. Ve bu dini egemen kılmaya çalıştı. Ama iblis’in hummalı çalışması hiç bitmedi. Ve hristiyan kültürüne geçti.
Hristiyan piskoposlar devlet sistemine hakim olunca yeni bir vesayet kuruldu. Ve menfaatleri doğrultusunda halka zulmettiler. Hatta dini kullanan bu yozlaşmış hristiyancı lobi inanan Avrupa halklarını cadılık, büyücülük ve manevi değerleri suçlamaya kalkacak kadar ve katliamlara gidecek kadar ileri gittiler.
İblis kilise yönetimiyle hareket etmeye başladı. İsa’nın manevi öğretilerini uygulayan halkları cadı ve büyücü olarak gösterilerek haksız bir suçlamalarda bulundular. Bu inançlı yerel halkların üzerine gittiler. Yalan söylediler ve abarttılar. Cadı olmayanlara karşı yürütülen cadı avcılığı resmen din düşmanlığıydı. O halklar asla iblisten ve cinlerden yardım alıp büyücülük yapmadılar. Ama birtakım büyücüler örnek gösterilerek bu büyük kitlelerin (inançlı halkın) üzerine gittiler.
Hristiyanlık çok başlılık ve çok karmaşıklık geçirdi. İslami değerleri de içinde barındıran hristiyanlık çok parçalı oldu. Kimileri bazı değerleri ve tanrısal buyrukları reddetti kimileri kabul etti. Sonra İnciller toplattırıldı. Ve pek çoğu reddedildi. Kilisenin ve vesayetin istekleri doğrultusunda bazı kitaplar kabul edildi. Hatta sonra diğer kitapları ortadan kaldırmaya çalıştılar. İnsanları bu gerçek bilgilerden uzaklaştırmak istediler.
Yine din vesayetçileri gelen son dini ‘islamı’ sırf çıkarlarına uymadığı için ve egemenliklerini kaybetme korkusuyla reddettiler. Hristiyanlığın tepe noktasındaki piskopos ve papazlar çıkarları doğrultusunda Avrupa’yı yönetmekten zevk alıyordu. İslam hakkı, adaleti ve barışı öğütlediğinden kendileri için bu din tehditti. Geçmiştekiler gibi islamı reddedip savaş açtılar ve bu savaşı başlatan o ilk dinsizler 2012 ye kadar devam eden binlerce yıllık düşmanlığın nedeni oldular.
İslam geldiğinde Katolikler islamı reddettiklerinde inançlarında bir çatlak oluştu. Sırf çıkarları için hakka muhalif olanlar büyük bir kitleye zarar vermişlerdi. Halbuki İslam İsa’yı destekliyordu. İsa’nın öğretileriyle birebir uyumluydu. Gerçekte dinle hiçbir ilişkisi olamayan sermaye sahipleri ve bölgesel yönetimlere egemen olanlar, dinsel argümanları kullanarak papazlarla islamı itibarsızlaştırdılar ve hristiyanlığın temel öğretilerine de zarar verdiler. Bu hareket çağlar içinde Hristiyanlığı dinsizliğe kadar götürecekti. Tüm bunlara rağmen yinede içlerinde inananlar olacaktı. Her çağda zarar gören inançlı insanlar olmuştur.
Yeryüzü tarihinde her dönüm noktalarının başlangıcında büyük değişimler ve savaşlar olmuştur. Her kesim karşı tarafı şeytani taraf ilan ederdi. Her dönem ortaya çıkan zıt kutuplar diğer tarafı Kötülüğün taraftarlığını yaptığını, şeytanla işbirliği yaptığını söylerdi. Karşı tarafı kötü görür insana ve insanlığa zarar verdiğini kötü düzenin temsilcisi olduğunu söylerdi. Genelde halkın memnun olmadığı yönetimler zulmedenlerdir.
1209 da başlatılan haçlı seferleri de güya şeytana karşı idi. Yine 2000’i aşkın insan öldürüldü. Kadın çocuk demeden katliam yapıldı. Selçuklu zamanın da da haçlı seferleri Anadolu insanlarıyla durdurulmuştu. Uzunca dönemdir yok etmek için çeşitli yüzyıllarda Anadolu’ya haçlı seferleri düzenlemişlerdi. Sonuncusu 1919’lu yıllarda gerçekleşti. Anadolu’ya karşı bir soykırım gerçekleştirildi. En son haçlı seferleri yine 2001-2019 yılları arasında yaşanmaktadır. İlk Afganistan ve ırak’a yapılan saldırıların en sonuncu ve önemli ayağı yine Anadolu olacaktır. Çünkü onlara göre Gog ve Magog anlayışın başı Türkiye’dir. Gerçekten de uzun yüzyıllar inanan insanlara öncülük etmiş merkez Anadolu’dur. Bu nedenle Türkiye’ye saldırmaları kaçınılmaz olacaktır. Ama tarihi bir gerçek var ki o da Tanrı buna izin vermeyecektir.
Tarihte 1453’de Fatih’in İstanbul’u fethiyle sürekli düşüş trendinde olan iyiliğin bir çırpınışı yükselişi görülmüştü. Son dönemin en iyi yükselişiydi. Tanrıya inanan barışçı bir yönetim güç sahibi olmuştu. İyiliğin zirvesi olan bu dönemde kötülüğün de tohumları atılmıştı. 1600’lü yıllarda Avrupa’da Tanrı inancı yıkılmaya çalışıldı. Cadı avı dedikleri olaylarla inanalar hedef alındı. 1600’lü yılların sonuna doğru yeni dünya dedikleri bilindik topraklara gasp ve saldırı başladı. Kötülük hızla ilerliyor ve sürekli güçleniyordu.
2001 yılında kötülük zirve yaptı. İyilik son çırpınışını yaşarken tanrı Erdoğan’ı yönetime getirerek iyiliğin ilk temellerini tohumlarını atmıştı. Zamanla Türkiye’yi ve dünyayı değiştirecek olan Erdoğan sürekli yükseliş içinde oldu iyiliğin temsilcisi olarak çıktı.
Yakıncağ Avrupasında cadılarla ve büyücülerle mücadele ediliyor diye manevi değerlere inanan insanlar öldürüldü. Şeytana hizmet ettikleri ve büyü yaptıkları söylenirdi. Ancak onlar İsa ve havarilerinden öğrendiklerini uyguluyorlardı. Böylece pek çok inanan insanlar şeytanla ve şeytani işlerle ilişkilendirildiler. Pek çok inanan insanı öldürdüler. Onlar cadılarla değil incilin manevi dünyasıyla savaştılar. Yakınçağda yüz binlerce insan cadı avı dedikleri uydurulmuş kuramla öldürüldü. Tanrıyla ve diniyle savaşanlar baştan doğru İncilleri kabul etmemişlerdi. Ama halk İncilleri örf ve adetlerinde yaşıyordu. Onlar Lusifere (şeytana) karşı cephe almışlardı ve sırtlarını dünyaya dönen halklardı. Ama kendilerini inanan yerine koyan varlıklı ve din sömürgecileri bunu kullandılar. Ve kendilerini tanrı adına savaşı yerine koydular. Halbuki insanları ve halkları öldürenler şeytanın taraftarlarıydı. Yıllarca baskıyla ve zulümle halkı tanrıdan zorla uzaklaştırdılar. Halkı maddeci, çıkarcı dinden uzak hale getirdiler. Falcı büyücü ve cadılara başlatılan savaş gerçekte dine ve tanrıya başlatılmıştı. Ve savaşı başlatan şeytanın halkıydı. Bu savaş Avrupa’da 300 yıl sürdü ve nice masum insanlar öldürüldü.
Ortaçağ Avrupasında silah üretmek güçlü olmak için gerekli görülürdü. Zamanla silah üretip satarak gurupların ve ulusların da yönetildiği bir dönem başladı.
Yağmacılık yapan deniz korsanları uzak kıtalara giderek zorbalık kolonilerini kurdular. Haksızlığı ve zorbalığı yol edinmiş bu çeteler ABD’yi kurdular.
Amerika kıtasındaki ‘yeni dünya’ Avrupalılar tarafından haksız yere gasp edilip sömürgeleştirilince büyük bir açgözlülükle dünya yarışı başladı.
Amerika kıtasındaki BİLİNDİK yeni dünya Avrupalılar tarafından sömürgeleştirilince dünya düzeni bozuldu.
1700lü yıllar bittiğinde dünyada yeni ve bilimsel bir bakış açısı gelişir. Maneviyat ve Tanrı kaynaklı bilgiler yıkılır. İnancın değerleriyle inanç devrilmeye çalışılır. Akla bilime teknolojiye ve çağdaşlığa geçiş konu edilir. Gerçekte din bunları içerirdi. Yani din bunlara karşı değildi. 18 yyda aydınlanma çağında kazanılan modernizm aslında lusiferin bir oyunuydu. Ve şeytanın izinden gitmekti. Dinleri batıl göstererek inançlar ve manevi değerler yıkıldı. İnanışlar karanlık çağa ait olarak nitelendi. Biz bilime inanırız ve kendi aklımıza güveniriz dediler. Ve şeytanın yoluna uydular.
Zulüm 1789’da başladı. 1923 de Anadolu’ya yerleşti.
Dünyanın kontrolü ullüminatideydi. Artık kontrolü kaybediyorlar. Kontrol ullüminatiden çıktı. Dünya gündemi artık kontrolsüz bir şekilde ilerliyor. Dünyanın haber ajanslarını yönetiyorlardı. Routers bunlardan biridir. Kirli planlarla küresel gündem belirleyip küresel algı oluşturuyorlardı. Gündeme getirdikleri konuları çıkarlarına uygun senaryo ediyorlardı. Küresel bilinci yöneten bu yapı yalan ve haksızlıkla insanlığı aldatıyordu.
Dünyada bir düzen vardı. Küresel sermaye ve işleyiş vardı. İnsanlığın devamını sağlayan para, sistem ve yönetim vardı. Küresel krizle hayati konu olan yaşamanın devamlılığı sıkıntıya düştü ve düzen sarsıldı. Dünya yıkıldı zannettiler. Her şey bitti zannettiler. Sermaye sahipleri ve küresel güçler varlıklarını düzenden çektiler. Küresel bozguncuların yeryüzünde yaptıklarından sonra güven kalmadı. Bozulan düzenin içinde yeni bir fidan filizlendi. Dünyada yeni bir sistem ve iyi bir düzen kurulmaya yönelik ilk işaretler gözlendi. Türkiye yükselen dünyanın merkezi olacak gibi görünüyor. Hepimiz dünya gemisindeyiz. Boğulursak hepimiz boğuluruz. Türkiye’nin önüne taş koymaya çalışanlar yeni düzenin yükselişinden korkmaktadırlar.
Yeryüzündeki insanlar dünyayı yönetenlerin ne kadar beceriksiz ve menfaatçi olduğunu görecek. Sermaye sahipleri yönetimi ve yöneticileri halka rağmen tutmayı başardı. Silahı şiddeti ve baskıcılığı kullandılar. Silahlı askeri güçlere egemen olarak bozuk sistemin devam etmesini sağladılar. Sermaye sahipleri batıl yolu seçmiş ve batıl yollardan kazanıyorlardı.
Dünya yönetiminde inananların tüm iletişim kanalları kapalıydı. Seslerinin çıkması engellenmişti. Güçlü medyalarıyla bastırıyorlardı. Tanrıya inanç anlayışına engel olarak inançsızlığı aşıladılar. Kazançları için günahları teşvik ettiler. Flimlerde de reklamlar da da arzuların çekiciliği ve günahların cazipliği işlendi.
Güçlü olan yenemeyecektir. Savaş baskı ve kavga ile galip gelinmeyecek. Doğruların ve hakkın ortaya çıkmasıyla küresel bilinç değişimi yaşanacak. Böylece toplum mühendisliği yapanlar insan bilinçlini çalarak yönetiyorlardı. Artık bu güçlerini kaybedecekler. Yalan ve kirli planlarla algı yönetimini kaybedecekler.
Tanrı bozgunculuk yaptıklarından dolayı sermaye sahiplerini değiştirecek. Sermaye halkın egemenliğine geçecek.
Her, taraf, kendilerini iyilerden sayar ve tanrı için çalışan olduğunu sanırdı. Kim tüm insanlığı kolluyordu, sadece kendi anlayışlarını değil tüm insanlığa sahip çıkıyordu. Kim tanrının yasalarını öne çıkarmaya çalışıyordu kim tanrı yasalarını ezmişti. Hangisi barış ve demokrasiyi kullanıyordu. Hangisi köhnemiş düzenin malikiydi. Hangisi gelişmiş silahlara sahip ve üstünlük kuruyordu. Hangisi savaş karşıtıyız derken savaş arıyordu.
Şeytanın yandaşları 11 eylül olayları ile insanları korkuttu. Strese soktular ve gelecek hakkında endişelendirdiler. Amerika ve Avrupa’da olumsuz algı yarattılar.
11 Eylül 2001’de saldırılarla şeytanın planı işledi. Kötücül güçler kürsel egemenliğin zirvesi için harekete geçti. Şeytanın son hamlesi olan bu dönem güç sahibi kötülerin, iyileri yok etme çabasıydı. Ardından yaşanan yüzyılın ilk çeyreğinde iyilerle kötülerin hesaplaşması yaşanmaktadır.
Ülliminati denildiğinde dünyayı negatif yönde yöneten güçlerin kaos düzeni ve felsefesi ile karşılaşırız. Sistem yüksek bir şekilde istikrarsız hale geldiğinde daha yüksek karmaşıklığın içerisinde kendi kendine organize olan rastlantısal birliktelik doğar. Bu birlikteliğe özde yalancılar, haksızlık edenler, dünya hırsıyla olanlar katılır. Kaos düzeninin güç kazandığı ve yerleştiği dönemlerde inançsız ve maddeci taraftarları doğal olarak organize olmaktadır. Ülliminati kötü düzenin en tepe yöneticileridir. Küresel sermayeyi yönetenlerin yönetici kadrosudur. Bunlar medyalara sahiptirler. Diledikleri lideri ve milletvekillerini medyada büyütür ve aday koyarlar. Halk da mecburen bu büyütülen insanları seçerler. Gerçekte seçim olmuş havası verilir gerçek ise seçilecek kişi baronlar tarafından atanır. Amerika ve İngiltere’de böyle olduğu gibi küresel egemenlik kötülerde olduğunda tüm dünyada böyle olmuştur.
Medya ile insan beyinlerini olaylarla etkileyerek küresel algıyı yönlendiren mühendisler vardır. Masa başında karar veren sermaye sahibi küresel egemenler bu algıyı yayarlar ve medya dahil tüm insanlar yazılı ve görsel olarak tamamen etkilenirler. Mühendislerin atmış oldukları tohumlar kolektif bilinçte tüm insanların yaymış olduğu o gizli telkinlerle bambaşka bir formata bürünmektedir. Günümüzde reklamlar yazılı ve görsel medya, flimler ve gazeteler ve insanların giyinişleri dahi bir anlayışı nitelemektedir. Ve hukuksuzca da olsa varlıklarını batıl yoldan devam ettirmeye çalışırlar. Savaşların, çatışmaların kaynağı bu kökten kaynaklanır. İnsanlığı iyilik adına yönetecek ve barışı egemen kılacak bir insanlık ‘halifelik veya bir papalık’ merkezine ihtiyaç vardır. Günümüz Vatikan’ı ulluminatiye şeytana hizmet etmektedir.
Bush Irak’a saldırırken kafirlere karşı haçlı birliği söylemlerinde bulunmuştu. Gog ve Magog Ortadoğu’ya geldi demişti. Armegeddon’u başlattıklarını söylemişti. Kendi saflarını tanrı yolunda adledecek kadar sapıklardı. Bu savaş güçlü oldukları için onlara eğlenceli gelmiş olabilir ama milyonlarca insanın katliamına ve büyük kötülüklere, zor yaşamlara neden olmuştur. Ve sorumluları mutlaka insanlık önünde cezalandırılmalıdır.
George Bush’ta kötülük gerçektir ve ona karşı konulmalıdır derken kendisini iyilik için savaştığını söylüyordu. George Bush 11 Eylül ile ‘Kötülük gerçektir ve kötülükle mücadele edilmelidir.’ Derken İslam toplumlarını kötü ilan edip ortadoğuya (Afganistan, Irak, Pakistan) savaş açmıştı. Şeytanın taraftarlarıyla savaşılmalıdır. Yargısıyla hareket etti. Kendini iyiliğin temsilcisi ve halife yerine koyup savaş siyaseti gütmüştü. İslamı ve ortadoğuyu şeytanın halkı olarak niteleyip (NATO) haçlı birliği ile saldırmıştı. Halbuki farkında olmadan kendisi şeytana hizmet etmekteydi.
Bush 11 eylülün sorumlusu olarak Afganistan’ın gelişimindeki para gücü olan Usame bin Ladin’i hedef seçti. Usame bin Ladin’i yakalama görevini Korgeneral William G. Baykın’a verdi. Baykın ise Amerika’nın gerçek düşmanı Ladin değil Şeytan ve onun halkıdır demişti. George Bush bir konuşmasında ise ‘kötülük gerçektir ve onunla mücadele edilmelidir.’demişti. Bu söylemler dinsel ve mistik söylemler olmakla haçlı birliğini savaşa çağıran bir algı oluşturmaktaydı. Amerika ve batılı güçler Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren bu şeytani fikirler ile on yılda milyonları aşkın ölümlere sebep oldu.
11 eylül saldırılarının ardında küresel zenginler ve onların istihbaratı vardı. Amerikan istihbaratı doğuda Afganistan’ın yer altı zenginliklerini iyi biliyorlardı. Irak’ta petrolü ve hazineleri sömürmek istiyorlardı. 11 Eylül öncesinden Usame bin Ladini bilen FBI ve Amerikalı zenginler kasıtlı olarak Ladin’i hedef yaparak Afganistan’ı sömürmeyi seçmişlerdi. Amerika’da çok parası olan Usame bin ladin bu bozguncular tarafından yakinen biliniyordu. Her ülkenin zenginlerini ve böylece dinamiklerini bilen FBI: ‘hedef seç , itibarsızlaştır ve saldır’ tekniğini kullandı.
ABD’yi kurtuluşa götüreceği tahmin edilen bir takım terör olaylarını gerçekleştiren bozguncular dünyayı bu anlayışla uzun süre istikrarlı yönetemeyeceklerdi. Nitekim de öyle oldu. ABD’nin kurtuluş reçetesi olarak görülen İslam temelli terör olayları ABD de yapılanmış derin devlet tarafından gerçekleştirilmektedir. Boston saldırısı da bunlardan bir tanesidir. Saldırının temel nedeni ve kimler tarafından gerçekleştirildiği bilinmemektedir. Saldırıyı yapan olarak Türklerin yoğun yaşadığı bölgede masum bir çeçen hedef gösterildi. Bombanın düdüklü tencereyle yapıldığı iddia edildi. Bu olay ile hem silahlanma taraftarı olan silah üreticileri ve tüccarları korunmuş oldu. Hem de çeçen suçlusu öne çıkartılarak Rusya birlikteliği pekiştirilmiş oldu. Hem de Müslüman çeçen ile İslam hedef yapıldı. Belli ki Amerika’nın Ergenekoncuları çok zeki. Yapılan medya haberleriyle kitlesel düşünce yönlendirmeleri yapılarak halklar aldatılıyor. Böylece hukuksuz yapılanma varlığını Amerika’da sürdürüyor. Öldürülen Çeçen’e gençe gelince operasyon anında ellerini kaldırıp teslim olmayı istemesine rağmen öldürülüyor. Tüm dünya operasyon görüntülerinin küçük bir kesitini izledi. Bilinçli olarak öldürme gerçekleştirdiler. Ayrıca Gencin ailesi, çevresi çok iyi bir insan olduğunu söylediler. Ayrıca silah ve bomba yapımını bilmeyen genç olay zamanında birlikte olduğu insanlar var. İkametgahını uzun süre terk etmemiş. Yakın çevresinden kimse olayı gerçekleştirdiğine inanmıyor. İşte Amerika’da bu bozguncu yapılanma bu olaylara benzer sayısız olaylar planlamışlardı. Algı yönetmeyi iyi bilen ve insan psikolojilerini kitlesel olarak yöneten kaosçular bu yalanları daha insanoğluna ne kadar yutturacaktır.
11 Eylül döneminde de Risin adlı zehir ile mektup gönderme olayları olmuştu. Medyada gündem yaratmak için şimdi Obama’ya da risinli mektup gönderip bu saçmalıkla islam düşmanlığının devam ettiğini vurgulamak istiyorlar.
George Bush’a övgüler sunarak adına kütüphane açtılar. Bush, atfedilen övgülerden etkilendi ve göz yaşlarını tutamadı. Bush yaptıklarından dolayı çoğu zaman sığınacak haklı bir gerekçe bulamadığından suçluluk duygusu yaşamaktadır. Taraftarlarından gördüğü bu ilgi aslında ona yeterince destek olamamaktadır. Başkanlığı döneminde bir habercinin ‘Irak’ta kimyasal silahları bulamadınız, hani nerede’ gibi sorusuna masanın altına eğilip acaba burada mı gibi inançsızlıkla dolu saçma bir tavırla cevap veren Bush nasıl olur da küresel bir gücün yöneticiliğine seçilir anlaşılmazdır. Medyanın şişirmeleriyle seçimleri kazanan Bush aslında küresel bozguncuların getirttiği bir adamdır. Nasıl olur da Amerikan halkı manevi değeri olmayan, cahilce ve inançsız temelli tavırlara sahip olan bu insanı seçer. Cevap basittir. Din kullanılıyor ve medya ile şişiriliyor. Bush’a Hayatını insanlığın kurtuluşuna admış insan olarak niteliyorlar. Dindar ve peygamberi bir rolde olduğu sunuluyor. Bilinçler çalınıyor. Ve bakmışınız ki Evini yönetemeyen Bush dünyayı yönetiyor. Yalan ve hile ile bilakis zorbalıkla savaş siyaseti güdüyor. O dönemde batılı güçlerin yönetimindekiler de bir fiil inançsız ve kaostan beslenen yapılar. Hemen Bush’a destek veriyorlar.
Şeytanın telkinleri ve korkutmalarıyla (şunlar tehdit, güçlü ol, kazan) silah üreten ülkeler mazlumlara saldırıp baştan yok etmeyi bir yol edinmişlerdi. İslam düşmanlığı sonunda batının başına bela oldu. Bilakis kendileri bu durumu yarattılar. İslam halkları güçsüz ve mazlum iken saldırdılar. Mallarını ve canlarını haksızca kastettiler. Artık doruğa ulaşmış bir düşmanlığın ve baskının ardından inanan halkların isyanı ve mücadelesi kaçınılmazdı. Bir gün inananların egemenliği kuşkusuz gelecekti. Şiddet ve silahla bastırsalar bile Tanrı artık mazlumlara yeryüzünü miras bırakacaktı. İyiler mutlaka kazanır. Mazlumlar dünyayı yönetecek.
Günümüzde İslam, terör ile anılır olmuş. Zarar veren radikal, insan öldüren, özgürlükleri kısıtlayan, zorba bir anlayış olarak algılattırılmış batıya. Birileri plan yapmış ve sürekli düşmanlık oluşması için çabalamış. Özellikle yönetimlere hükmeden bu merkez kaosun öncüsü olmuş. İnsanlık bu ulluminatiden büyük zarar görmüş.
Yeryüzüne yön veren vesayetçiler yeryüzünün hazinelerine sahip idiler. Dinsel metinler ve bunları destekleyen kahin ve alimlerin yazıları gizlendi ve yok edildi. Kutsallık içeren çoğu bilgileri ve kaynakları yok ettiler.
İnsan beyinlerini yönlendiren ve küresel algıyı yönlendiren mühendisler vardır. Onlar bu algıyı yayarlar ve medya dahil tüm insanlar yazılı ve görsel olarak tamamen etkilenirler. Mühendislerin atmış oldukları tohumlar kolektif bilinçte tüm insanların yaymış olduğu o gizli telkinlerle bambaşka bir formata bürünmektedir. Günümüzde reklamlar yazılı ve görsel medya, filimler ve gazeteler ve insanların giyinişleri dahi bir anlayışı nitelemektedir. Geçmişte de bunlar vardı. İbadet şekilleri, dualarda yatan ifadeler ve dilden dile yayılan algı gibi hepsi her yüzyılda vardı.
İskoçya’da Avrupa’da ki en eğitimli krallardan biri olan 6.James inanan halkların hallerinden öyle etkilenir ki kendisi inançsız olduğundan bu halkları devlet yönetimine tehdit olarak görür. O gün James’in tutumu, bugün ki islamafobinin temel felsefesidir. Ve en yalın halidir. Hatta 6.james tanrı için çalıştığını ve inananlar için yazdığı kitabın adı ise şeytan ve büyücülükle ilgilidir. Kitabının adı iblis bilimidir. Avrupa tarihi de çok çarpıtılmış. Ve yalan üzerine kurulmuş. Avrupa’nın yakın çağı tam bir uydurma tarihtir. Avrupa halkını inançsızlaştırmak için yapılmıştır. Avrupa halkı tamamen gerçeklerden uzaklaştırıldı.
Kenedy’nin ölümü bir türlü sonuçlanmadı. Failleri bulunmadı. Çünkü emri verenler Amerikanın derin devletiydi. (Ulluminati)
İnançsızların sistemi ne kadar güçlü ve birbirlerine bağımlı olursa olsun kırılgan ve dağılmaya yüz tutacaktır.
Yeryüzünde anlayış değişecek. Gerçekten evrensel değerleri sahiplenen ve insanlık adına barış çabaları veren bir yönetim anlayışı oluşacak. Düzen ve sistem insanlık adına iyi yönde değişirken iyiliği hedef yapmış bir dünya anlayışı göreceğiz. İyilerin yönettiği bir dünya görülecek. Zenginliğin ikinci planda kaldığı paraya değer verilmediği ve insanların önemsendiği bir dünya olacak. Savaş ve ayrılıkların hızla zayıfladığı bir dünyaya geçiş yapılacak.
Amerika’da para sistemi yalan ve aldatmaca üzerine kurulmuştu. İMF, olmayan para üzerinden borç ile aldatmaktaydı. Faiz üzerinden kurulan sistemin kökeni sömürmeye dayalıydı. Bu para sistemi uzun süre dayanamazdı ve nitekim İMF ile batı, çöküşünü yaşamaya başladı.
Hem savaş isteyen taraf olacaksınız hem de mazlum insanların topraklarına gidip onları ülkelerinde yok ederken Tanrının tarafında olduğunuzu söyleyeceksiniz. Bu büyük tezatlıktır. Şeytan ile savaş Adalet ile, doğruluk ile, evrensel değerleri savunmak ile, hoşgörüyle ve barış ile olur. Savaş ile olmaz. Yanlış fikirlerin doğrular ile çürütülmesiyle din mücadelesi olur. İnsanlara yardım ve hizmet ile olur.
Kötülük ile savaşıyoruz diyenler bilakis kötülüğün öncülüğünü yapıyorlardı. Kötülük taraftarlığını saklayamıyor ve açıkça gösteriyorlardı. Şeytan kurgulanmış bir saldırıyı aldatma yöntemiyle dünyaya ilan etmiş hedefine de inanan mazlum halkları koymuştu. 11 Eylül saldırıları müthiş bir şeytani planın başlangıcıydı. Bu yalan uzun süre devam edemezdi. Ve gerçekler kaçınılmaz olarak ortaya çıkacaktı. 11 eylül aldatmacası pek çok mümini de tuzağa düşürdü. Ve denildiği gibi deccal inananı da yoldan saptırdı.
Davası görülmeden yapılan duruşmalar, yargısız infazlar, gizli duruşmalar, işkenceler, yerel ve bölgesel katliamlar Ortadoğu’da yaşandı. Amerika da bizzat bu durumları uyguladı. Ortadoğu kaosa terk edildi. Halbuki şeytanla savaş böyle olmazdı. Şeytanla savaş doğruları ve gerçekleri söyleyerek batılı yıkmakla olurdu. Hak batılı devirirdi. Ancak asıl suçlular gücü ele geçirdiklerinde dünyayı istediler. Bunun için ise kendi anlayışlarından olmayanları tehdit gördüler ve yok etmekle dünyaya sahip olacaklarını düşündüler. Küresel bozguncular baskı ve savaşı seçtiler.
Küresel güçlerin hesap verilebilirliği olmalıdır. Dünya halkına hesap verebilmelidir. İnsanoğlunun birbirine korkunç şeyler yapmasını sağlayan şeytandır. Küresel güçler şeytana uymuştur.
El kaide Amerika’nın kurduğu ve yönlendirdiği terör örgütüdür. Suriye de Esad rejimi el kaideyi destekliyor. Irak ve Suriye’de el kaide örgütleri ve ırak şam İslam örgütü gibi örgütlerin kaynağı batılı güçler olmuştur. Terörleri yani eli silahlı çeteleri kullanarak varlıklarını batıl yoldan sürdüren küresel güçler oyunlarını iyi oynamaktadırlar. İnsanlık bu gerçeklerden haberdar olmalıdır.
Dünyada ırkçı saldırılar sürekli arttı.Dinsel saldırılar iyice arttı ve küreselleşti. Din üzerinden ayrımcılık yapan ve ötekileştiren medyalar sonunda insanları birbirine düşürmeyi başardılar. Mazlum zararsız ve inançlı insanların hedef alındığı dünyada Allah zalimlere fırsat vermeyecek.
Şeytaniyyet yeniçeri isyanlarıyla Osmanlıya girdi. Yeniçeri isyanlarıyla başlayan ‘Kötülük’ Osmanlıya yerleşmede zorlansa da külliyen dünyaya egemen olduğundan artık güç yetmiyordu. Kötülük küreselleşmişti Osmanlıya geç gelse de Anadolu halkında direnecek büyük bir kuvvet yoktu. Silah ve güç onların elinde olunca baskı ve şiddet ile zorla egemenliklerini kuruyorlardı. Örneğin 2.Abdulhamiti tahtan indirip sonra katlettiler. Kötülüğün egemenliği ilk Anadolu’dan çıkacaktır. Nitekim 2001-2008 arası kötülüğün gücünün ilk kırılmaları gerçekleşti. 2012’de değişimi görmeye başladık.
1789’da Fransız ihtilali ile kardeşliğe açılan ilk savaş en son 1910larda Anadolu’ya gelmişti. Daha sonra Türkçülük ve Kürtçülüğü çıkartanlar PKK terörünü oluşturmuşlardı. Nasıl ki düşmanlık ve savaş en son Anadolu’ya geldi ise ilk de Anadolu’dan çıkacaktır. Barış süreci ve PKK’nın tavsiyesi bu ilk işareti vermiştir. Çözüm süreçleriyle ortaya çıkartılan Barış Anadolu’dan tüm dünyaya yayılacaktır.
20.yüzyılın ilk çeyreğinde ırkçılık üzerine kurulu ulus devletler ortaya çıkmıştı. Aynı anlayışı sürdürenler 21.yüzyılın ilk çeyreğinde ise mikro bölünmelere başladılar. Önce küçük bölünmeler olsa da küreselleşen barış havası bölünen küçük ayrılıkları yok edecektir. Türkiye’de Kürtlerin ayrılık istemesi gibi, Belçika’da yine ayrılık istekleri, yine İspanyada Katalonya ayrılık istekleri gibi böyle çok ayrılık isteyenler olacak ancak bunlar yerini birleşmeye bırakacaktır.
Obama, bozguncu alt yapıya hizmet etmektedir. Sürekli bozguncuların hatalarını ve yanlışlıkları düzeltmeye çalışıyor ve Amerikan halkını aldatıyor. Dinleme skandalları, istihbaratta kişisel özgürlüklerin hiçe sayılması, bireysel silahlanmada bozguncu silah lobisine karşı çaresiz kalması, birtakım sözlerle halkın insani değerlerini geçiştirmesi onun aldatıcı bir siyaset uyguladığını göstermektedir.
Karanlık çağın sonunda karanlığın dibi görüldü. 11 eylül saldırılarıyla bir dip yaşandı. 7 yıllık bu dönemden sonra 2008 krizi yaşanarak Tanrı karanlık bir çağın bitiş düdüğünü çaldı. 2008-2015 mazlumların uyanış ve mücadele dönemi, 2015- 2022 mazlum yükseliş dönemi yani inananların egemenliğine geçiş çağı başlayacak. 2023 esenlik çağına giriştir.
Küfür tek bir millettir. Küfür ehli zarar verir, yıkıcı olur. Menfaatleri için yaşar. Parçanın çıkarları için bütüne (tüm insanlığa) zarar verir.
İslam bitti. Bin yıl hükmedeceğiz. Dediler. İslam’ı savunmanın devri kalmadı dediler. İslam’ı meşru olmayan bir yere oturttular. Terör, saldırgan, yobaz, gerici, barbar, baskıcı, zulüm olarak nitelediler.
İslâm Dünyası'nın son yüz yılı İslâm tarihin de dünya tarihinin de en karanlığı diyebiliriz. İslâm medeniyetinin kavram ve kurumlarının tasfiye edildiği, İslâm Dünyasının paramparça olduğu bir yüzyıl bu. Hülagü'nün Bağdat'ı istilasından sonra en büyük yıkımlar bu asırda yaşandı. Kültürel bunalım, ekonomik gerilik, siyasi bağımlılık, baskıcı ve zorba rejimler ve çatışmalar bu dünyanın esas sıfatları oldu.
Dünyada yeni ve adil bir düzene eski yönetimin sahipçileri olan halklar karşı çıkacaklardır. Saltanat sürenler yıllarca ezdikleri halklara fırsat vermemek için mücadele edeceklerdir. Saltanat sürenlerin tabanı mevcut kazanımlarını kaybetmek istemiyorlar zaten onlar kötü yollarla dünyayı kazanıyorlardı. Bu nedenle insanlığı düşünmezler. Yönetimin sahipleri insanlık adına çalışmakla iş yükleri artacağından ve kazançlarını kaybedeceklerinden dolayı korkmaktadırlar. Ve hak ile savaşmaktadırlar. Yeniliğe destek vermeyenler haksız yoldan kolay ve bol kazanıyorlardı. Bu dünyacı imansızlar kaybetmemek için şiddeti de seçmektedirler.
İnananların amacı dünya olmadığı için güçlü olamadılar. Dünya için hırslananlar haksızlıkla güç sahibi oldular. Dünya için çırpınan ve öne atılanlar yönetimleri ele geçirdiler. Hukuksuzluğu yol edinen bu anlayış altında inananlar ezildiler.
Dünyadaki değişimi islam devrimi olarak göstermek yanlıştır. Bu bastırılmış tüm dinler engellenmiş tüm evrensel değerler için geçerlidir. Mazlum halkların hepsi inanan konumundadır. Çünkü şeytanın egemen olduğu dünyada mazlum olanlar inanan halklardır. Haksızlığın, adaletsizliğin ve maddeciliğin dünyasında inananlar zor günler geçirir ve kötü düzenden zarar görmektedir.
Legal ve illegal yolları kullanarak modern darbe yapanlar planlı olarak kirli senaryolarını devreye soktular. İnanan halklara karşı cuntaların savaşını gördük. Yönetimleri devralan askeri güçler baskı siyaseti uyguladı. Seçim yapılır ama seçilenleri bunlar yönetir ve denetlerdi.
Mısır ve Suriye’deki olayların yanı sıra tüm dünyada benzer anlayışlar ve özgürlük mücadeleleri başladı. Yönetenlerin değişmesi sadece yerel bir değişim değil. Kozmozun bir parçasıyız. Adil düzenin her yerde istenmesi dünyadaki son yüzyılın doğal sonucudur. Evrensel bir zihnin yönlendirmesi. Yaşananlara ‘Tanrının müdahalesi’ diyebiliriz.
Allah küresel güçlerin kirli planlarını boşa çıkaracak ve yeryüzünü inanan mazlum halklarına varis bırakacaktır.
Doğruluk ve tehlike beraber hareket eder. Doğruluk egemenler tarafından sevilmezdi. Peygamberler gibi tüm doğrucular baskı gördüler. Doğruluk ve bereket birbirine bağlıdır. İhtiyacı olana yardım ettikçe bereket sana akacaktır. Demokratikleşme ile gelişen ekonomi birlikte hareket eder. Adil olmak insanı yücelttiği gibi ülkeyi’de yüceltir.
Bozguncuların yönettiği dünyaya güvensizlik sorunu yaşandı. Küresel ekonomik kriz Avrupa’yı iyice eritti. Avrupa zor günler geçiriyor. Göç ve yabancı sorunu Avrupa’da iyice ortaya çıktı. Bir zamanların güçlü Avrupa algısı bitti. Sosyal değişim yaşanmaktadır. Avrupa’da eğitim gören öğrencileri dahi sepetlemeyi düşünüyorlar.
Avrupa’da etnik milliyetçilik ve din milliyetçiliği, Avrupalıları evrensel değerlerden yoksun bıraktı.
Batılı seyyahlar ve Avrupa tarihi Osmanlıyı ve İslam halkını savaşçı, gerici, mantıksız, cahil, zorba, barbar olarak gösterdi. Bu bilgilerle beslenmiş Avrupa ülkeleri Türkiye düşmanlığı yaparak PKK’ya kucak açtılar. Türkiye düşmanı, herkesi beslediler ve destek verdiler. İslam ve islamın başı Türkiye olduğu için Türkiye düşmanlığı yıllarca yapıldı. Kürt açılımı ve barış sürecinin sonunda Avrupa ülkeleri kürt halkını tekrar Türkiye’ye gönderebilir. Ülkelerine Türkiye düşmanlığından iltica etmiş kimseleri zorla göndermeleri kaçınılmaz gibi görünüyor. Fransa’nın Romenlere yaptığını benzer diğer ülkeler de Türklere ve Kürtlere yapabilir. Zaten ekonomik çöküş dönemi yaşayan batı, yabancılara düşman gözüyle bakmaya başladı.
Fransa’nın yıllardır besledikleri terörü şimdi Türkiye’deki barış öldürmektedir. Çözüm süreciyle başlayan ilk barış girişimine ilk silahı sıkan yine Fransa olmuştur. PKK’lı kadın aktivistleri Fransa istihbaratı öldürmüştür. Kardeş katlini ortaya çıkaran da Fransız ihtilalidir. Fransız ihtilali nedeniyle etnik çatışmalar ve savaşlar yeryüzünü doldurmuştur. Tanrının işleri çok isabetlidir. Barışa ilk darbe de Fransa’dan çıkmıştır.
Çin'den Sincan'da Müslüman katliamı yaşanıyor. Myammar gibi dünyanın her yerinde Müslümanlara saldırılar düzenleniyor. Yerel ve bölgesel çatışmalar olsa da küresel çapta din savaşları yaşanıyor. Son yüzyıllarda dünyada yaşanan siyaset ve olaylar bu duruma neden olmuştur. Bu durumun temel nedeni dinleri bahane ederek küresel bozgunculuk yapan hukuksuzlardır.
YOZLA
ŞMIŞ DÜNYA

İblis zalim ve baskıcı kılığında sömürgeciydi. Hukuksuzca davranıyordu ve yönetimlere sahip olmak istiyordu. Kapitalist ve savaş yanlısıydı. İyileri tehdit olarak gösterir ve kötücül ilan ederdi.
İnsanlar birlikte yaşamayı başaramadılar. Paylaşmayı bilemediler. Dünya hırsı ve kazanma arzusuyla hareket etmek ‘dünyacı akımı’ meydana getirdi. Bu da büyük bir mazlum zümre oluşturdu. Çoğunluk olan orta sınıf, baskılar altında ezildi.
Yozlaşmış dünyada yalan koşarak ilerledi. Kişinin gerçekliğini tam bilmeden her duyduğunu bir başkasına söylemesi günah olarak kabul edilir. Zaten doğru arkadan gelir gerçekler ortaya çıkınca yalanın egemenliği devrilir. Ama bu arada yalan zararı vermiştir.
Yeryüzünde asla dinazor fosili bulunmamıştır. Fosil bulduk diye uydurma bir fosil oluşturdular.
Radikalizm İslam ile bağdaşmaz. Bu fikre kapılan küçük guruplar islamiyete en büyük darbe vuran cahilliyyettir. Diyalog, yapıcı ve hoşgörülü olma islamın temel öğesidir. Şiddet taraftarları daima kendi ekolüne zarar verir.
Tanrının dini olan barışın karşısındakiler türlü bahanelerle insanları değil ancak kendilerini kandırmaktadırlar. Yaldızlı ve cazip sözlerle kendi kendilerini aldatıyorlar. Savaştan kazanan olmaz ama barışta kaybeden olmaz. İnsanlık Tanrının dini olan ‘barışa ve kardeşliğe’ mecburdur.
Kötülerin egemenliğinde ‘iyiler’ zorunlu da olsa barınmıştır. İyiler güçlü olana kadar varlığını sürdürür. Dünyadaki çark da iyiler sayesinde dönmüştür. Üretim ve ticareti iyiler yaparken silah, savaş ve bozgunculuğu güçlü kötüler gerçekleştirmiştir. Dökme suyla değirmen dönmüştür. Dünya iyiler sayesinde yol alabilmiştir.
Bozguncular kaybetmemek için bir süre doğruların yanında gibi görünecekler. Ancak bir süre sonra yollar ayrışacak. Çünkü doğruluk, adalet, barış, cumhuriyet ve demokrasi onların işine gelmeyecek. Küresel bozguncular bunları savunanlara savaş açacaklar.
Dünyada Arap ve Afrika baharı yaşanmaktadır. Küresel güçler ABD, Rusya, Fransa, İngiltere gibi batılı güçler mazlum halkların uyanışını savaşla bastırmaktadırlar. Aslında bu küresel terör devletleri mazlumların uyanışıyla ortaya çıkan gerçek siyonizme tepki göstermektedirler.
Dünyayı amaç edinmiş, kazanmaktan başka amaçları olmayan ve usulsüz kazançları yol edinmiş olanlar devlet yönetimlerine hakim olmuşlar. Egemenlik böylece bozguncuların sahip olduğu terör devletleri haline gelmiş. Artık egemenlik halkın ve mazlumların eline geçmeye başladı. Ve tanrı da bu değişime tam destek vermektedir.
Bugün demokrasi ve insanlık mücadelesi veren halklar dünyaya sırtını dönecekler.zamanla yine dünya için çalışanlar türeyecek. Bin yıl sonra yeni bir vesayetin filizlenmeleri başlayacak. Onlar sizden değil siz de onlardan değilsiniz. Kimse bu değişimi fark edemeyecek. Ardından yerkürede değişiklik gözlenecek. Küresel değişim dünyanın tersinden dönmesiyle anlaşılacak. Artık insanlar tövbe ettik diyecekler ancak her şey geçmiş olacak.
Orta sınıf ile üst sınıfın çatışması yaşanmaktadır. Gelişen zenginleyen orta sınıf üst sınıf tarafından kabul görmemektedir. Kaynaklara sahip olanlar ezdikleri orta sınıf halkın yükselişini istememektedirler. Birtakım gösteri ve yürüyüşlerin temelinde de bunlar vardır. Çok değil kısa bir süre sonra sermaye sahipleri el değiştirecek.
Avrupa’ya yerleşmiş Siyonizm Ortadoğu’ya saldırıyı getirdi. Ve yönetimleri ele geçirmiş olan bu terör yanlıları Avrupa’nın demokrasisini engellemektedir. Bu anlayış Avrupa’nın geleceğini karartmaktadır.
İnsanlık tarihi boyunca yaşanan gelişmeler evrensel anlayışın evrilmesine neden olmuştur. Tanrı’nın niyetiyle insanlığın niyeti beraber ilerlemektedir. Tanrı neyi dilerse insanlık onu yaşamaktadır. Yaşam sürekli değişmekte ve evrilmektedir. Bununla beraber felsefelerimiz, yaşama bakışımız ve anlayışımız da değişmektedir. Nereye ve hangi noktaya gideceğimizi de tanrı belirlemektedir. İnsanlık tarihinin başladığı nokta Adem’in yaratılması ve İblis’in düşmanlığıdır. Sonun Allah bu karanın kimse tarafından engellenilemeyeceğini gösterecek ve dilediğine sahip çıkacaktır. İnsan ne kadar çaresiz ve bağımlı olsa da Tanrı ona merhamet etmiştir. Ve sonuç Tanrının merhametiyle oluşan insanlığın zaferidir.
Müslüman-hristiyan çatışması Muhammed islamı yaydıktan sonra Roma vesayetiyle başladı ve yıllarca bu mücadele sürdü. Bu çatışma yeni doğan masum ve güçsüz Müslümanlığa karşı eski din adamlarının oluşturduğu vesayete sahip hiristiyan papaz ve baronların tepkisiyle başladı. Yüzlerce yıl bu çatışma süregeldi. Tüm haçlı seferlerini tek tek saymak yerine son iki haçlı seferi gerçek amacı göstermekteydi. 1914 Anadolu’ya karşı yapılan haçlı birliğinden sonra (1.dünya savaşı) 11 Eylül 2001 sonrası islama ve Ortadoğu’ya karşı yapılan haçlı birliği gerçekleşmiş oldu. Ama bu batıl amaç, batıya artık yıkım getirecekti. 2014 küresel savaşın tam ortası olacak ve Arap baharı küresel bahara dönüşecek.
Avrupalılar yeryüzüne islam’ın egemenliği geldiğinde zulmün geleceğini sanmaktadırlar. Kendilerinin yaptığı gibi öldürüleceklerini, baskı göreceklerini ve özgürlüklerinin kısıtlanacağını düşünmektedirler. İslam evrensel değerlere sahip çıkar. Tüm insanları gözetir. Avrupalıların yaptığı gibi sadece kendilerine adil diğerlerine zulmeden değildirler. Yeryüzünde barışı ve adaleti sağlarlar. Avrupalılar da savaşı ve adaletsizliği uygulamışlardır.
Doğruluğu ve evrensel değerleri sahiplendiklerini söyleyenler gerçekler karşısında ya hakkı ya da saltanatı seçecekler.
Halkların gerçekleri haykırması için iletişim kanallarını kapattılar. Mazlum inananlar susturuldular. Seslerinin duyulmasını engellediler. Doğrular ve gerçekler gizlendi. Suçlular kötü düzenlerini böyle yöntemlerle kurdular. Haberleri ve bilgileri çarpıttılar.
Tanrının yokluğu üzerine kurulu bir felsefe ve bilim çizdiler. Ve insanlara bu algıyı yaydılar.
İnsanlığın sorunlarını problemlerini örtbas edenler gizleyenler kaybedecekler. Egemenler, insanlığın sorunları için hiçbir şey yapmıyorlar. Küresel egemenler yapanlara da engel oluyorlar. Barış ve kardeşlik için çalışanları egemenliğimizi alırlar diye tehdit görmektedirler. İnsanlığın sorunlarını çözmeye çalışıp kardeşliği ve adil bir düzeni sağlamak için çalışanlar tanrı yolundadır ve mutlaka kazanacaklardır.
Rahatlarını ve saltanatlarını kaybetmek istemeyenler adaletsiz davrandılar. İnsanların ve mazlum halkların üzerinden kazandılar. Evrensel değerleri sahiplendiklerini söyleyerek ama gerçek evrensel değerlere savaş açarak, mazlum ve inanan halkları kötüleyerek ve ötekileştirerek ayakta kaldılar. Zorbalıkla aldatmaca ile hükmettiler.
Suç işlemeyi normal gören ve kanunsuzluğu yol edinmiş olanlar Yahudi olduğunu iddia ettiler. Dünyaya sahip olmak için İsrail devleti kurdular. Yeryüzünün nimetlerini sömürmek istiyorlardı. Bunlar için gerçek inanan ve barışçı insanları hedef aldılar. Hatta hiç olmayacak zıtlık ta terör gibi savaş yanlısı gösterdiler.
Dünyanın her yerinde kanunsuzluk görülmektedir. Yönetimler kanunsuzluğu uygulayarak kaostan kazanmışlardır. Meksikada uyuşturucu çetelerine devletin sessiz kalmasına karşı halk silahlanarak mücadele vermektedirler. Yine hindistanda tecavüz vakalarına karşı etkili kanun koymayan devlete karşı halk yürümektedir. Bu örnekler gibi dünyada kanunsuzluk ve cezasızlık devri yaşandı. Dünyanın her yerinde suçlar cezasız bırakıldı hatta devlet yönetimlerince serbest bırakıldı. Yasaları uygulamazsanız toplumunuz kötü etkilenecektir. Bu bakımdan karanlık bir devir geride kalmaya başlamıştır.
Adetler, mahalle baskısı, gelenekler, ahlak gibi halka ait olan inanışlar tanrı anlayışını taşımaktadır. Halklar insan öldürülmesine, zinaya, hırsızlığa kötü bakan ve suç sayan anlayıştır. Bu mazlum halkların anlayışı tanrı emirleriyle örtüşmektedir. İşte bu mazlum halklar bastırılmış ve ABD egemenliğinde zorba bir yönetim tarzlarına dönüşmüştür. Şimdi halklar evrensel değerleri isteyerek bu İngiltere-Fransa-Rusya temelli küresel terör egemenliğini yıkmak istemektedirler.
İnsanlığı ve insanlığı etkileyen küresel düzeni düşünenler ile şahsi menfaatiyle ülküsel çıkarlarını düşünenler çatışmaktadır. Her iki taraf da evrensel değerleri sahiplendiğini ve tanrısal bir görev aldığını düşünürler ama bir taraf tamamen batıl yoldadır.
Ötekileştiren, din ayrımcılığı yapan, ırk ve mezhep ayrımcılığı yapan tüm ifadeler tarih kitaplarından çıkartılmalıdır. Kitlelere ve insanlara düşmanlığı aşılayanlara lanet olsun.
Tüm uluslardan gruplar oluşacaktır. Ulusların halkları kıyam ettirilecek ve zihinleri durumu kavrayacak ve karanlığın şer güçlerini def etmek için enerjinin tezahür etmesine yol açılacaktır. Bu ışık neşretmekle gerçekleştirilebilir. Karanlığı yok etmede hiçbir zaman başarısızlığa uğramayan Tanrı Işığı’na yakarınız. Dehşete düşen ve çaresiz kalan şaşırmış kişilere sevgi neşrediniz. Yeryüzünün aydınlanmış kişilerine çok iş düşmektedir. “yüce Beyaz Kardeşlik” eğitmek ve yol göstermek suretiyle, beşeriyete daima yardım ede gelmiştir…
Allah’tan isteyene Allah veriyor. Muhammet, gerçekleri ve hikmeti insanlara öğretmeyi çok istedi. O’na Kuran indi. Süleyman saltanat ile yönetmek istedi. Ona da verildi. Erdoğan sorunları çözmek, insanlığa hizmet etmek istedi. İnsanlığı kurtarmak ve iyi anılmak istedi. O’na da istedikleri veriliyor. Tanrı ‘Kim hayatında ne isterse ona verilir.’ Demişti. Aynen denildiği gibi veriliyor. Hayatın bütününü etkileyen amaçlar anlık ve dönemsel gevşekliklere neden olsa da mutlaka hedefe veya hedefin yakınına ulaşır.
Namaz kılanları bir anlayış çok iyi görürken, diğer anlayış da yobaz, gerici, cani, batıl, ve kötü görmektedir. Bir anlayış ‘Şu insan abdestinde namazında, dürüst bir insan tanrıya bağlı’ diyerek onu iyi görmektedir. Bir anlayış ise kötü, batıl, el kaideci şiddetçi terörist olarak görmektedir. Çünkü İslam dünyaya son on beş yılda böyle satılmıştı.
Orta sınıf mazlum halklar üzerinden geçimlerini sağlayan insanlar haram kazancı seçmişti. Terörden kazanmayı yol edindiler. Hem terörü yaratan hem de terör üzerinden kazanan oldular. Olan inançlı mazlum ülke halklarına oldu. Terör ile mücadele ettiğini söyleyen ve yönetime sahip olan bu egemenler halkların çocuklarını da teröre karşı kullandılar. İnsanlar birbirlerine düşman edilirken ırksal, dinsel ve mezhepsel nedenler kullanıldı. Her yönetimin arkasında yönetimi yönlendirenler vardır. Gelecek için plan yapan ve tolumu dizayn eden bu güçler kaos üzerinden haksızlıkla kazanmayı iş edinenlerdir. Kirli niyetli ve entrikacı olan bu zihniyet yönetime sahiplenmiştir ve gücü (silahı ve insan gücünü) elinde tutmak ister. Bunlar ülkeler ve insanlık için tehlikeli anlayışlardır.
Amerika’da silah ve silahlanmak teşvik edildi. Güçlü olmanın göstergesi olarak gösterildi. İnsan öldürerek ve yok ederek var olmayı ve hükmetmeyi ön plana çıkardılar. Öldürerek kazanmak ve güçlü olmak için et etkili gücün silah olduğu gösterilirdi. Flimlerinde dahi silahlanmak, gelişmiş silahlar, yeni silahlar konuları işlendi. Kitle imha silahları konu edildi hatta terörist gurupların eline geçmesi konu edildi. Silahlanma konusunda hayal güçlerini çok geliştirdiler. Öldüren robotlar, yok edilen şehir ve ülkeler, düşünsel olarak bile yok ediş temaları işlendi. Gerçek terörist silah sahibi olan hükümetler ve küresel güçlerdi. Nedir bu zalim zihniyet. Nedir öldürme tutkusu. Dünyayı yöneten küresel güç bu algıda olursa düşünün dünyanın halini. Bu zihniyet yeryüzünde bir silahlanma yarışı oluşturmuştu. Yeryüzünde silahlanmayı yol edinen bu batıl ve kötü anlayış, yayılmacı ve bozguncu anlayıştır.
Suçlulara önderlik edenler ve savunuculuğunu yapanlar mutlaka bir gün kaybederler. Haksızlığı ve zulmü savunanlar tarih içinde utançla kaybolurlar.
Türkiye, Amerika üzerinden Ortadoğu’da ve dünyada insanlık adına iyi şeyler yaptırıyordu. Lider Amerika olduğu için yapılacak işleri Türkiye, insanlık adına faydalı işleri ve sorunların çözümlerini Amerika’ya söylüyor ve yaptırıyordu. Ancak Amerika çözüm süreçlerini ve iyi işleri tıkadı. Suriye, mısır ve diğer tüm meseleler gibi. Artık Türkiye’nin direkt tarih sahnesine çıktığı dönemi göreceğiz. Dünyada birçok değişimler olacak. Sıkıntılar çözülmeye başlayacak. Ve Türkiye bizzat kendisi bu sorunları çözmeye başlayacak. Türkiye açıkça tarih sahnesine çıkacak ve dünyayı düzeltmeye başlayacak. Küresel ortamda dünyada Türkiye öncülüğü görülecek. Dünyada her alanda iyileştirmeler olacak. Amerika’nın egemenliğindeki eski yönetimler bu değişimlere direnç gösterseler de değişim güçlü ve yaygın olacağından baş edemeyecekler. Yaşanan değişimlerle dünya medyası
Türkiye’yi konuşacak. Erdoğan insanlığın tüm sorunlarını giderecek. Müthiş değişimler olacak. Küresel bilinç bu değişimleri gördükçe Türkiye değer bulacak. Dünyada Osmanlı sevgisi (Türkiye sevgisi) ortaya çıkacak ve güçlenecek. Harekete geçme dönemi olan bu dönem 3 yıl güçlü bir şekilde sürecek. Ancak bu değişimler yeryüzünde zıtlıkları kutuplaşmayı en üst seviyeye çıkaracak. Haksızlığı yol edinmiş olan dinsizler ile gerilim iyice artacak.
Yeryüzünde iş yapıyormuş gibi görünüp te iş yapmayanların egemenliği vardır. Yönetenler iyi yönetiyormuş gibi görünüp kötü yönetiyorlardı. Barış ve adalet için çabaladıklarını söyler iken bozgunculuk yapıyorlardı. İnsanlığın sorunlarına çare buluyor gibi görünüp insanlığa sorun yaşatıyorlardı. Açlık ile mücadele ettiklerini söylerken açlığın ve kıtlığın nedeniydiler. İnsanlığa sahip çıkan evrensel değerleri koruyan bir imaj verilirken evrensel değerlere saldıran ve barışa savaş açan zihniyete sahiptiler. Yönetenler tanrısal değerlere ve evrensel yasalara karşıydılar. Çünkü yeryüzünde haksız kazan sisteminin bir parçasıydılar. Yeryüzünde kötülüğün yönetim anlayışı egemendi.
Ülkelerdeki yönetimler ve yönetim kadroları değişecek. Yeryüzünde yönetimler değişirken sınırlar, şekiller, yönetim şekilleri, sistemler ve bunlarla beraber bilinçler de değişecek. Dünyada yeni sermaye sahipleri türeyecek. Küresel ekonomi halka dayalı sağlam temellere oturacak.
Yeryüzü bolluk içerisindeyken insanlar birlikte yaşayamadılar. Dünyayı paylaşamadılar. Birlikte olmak ve barış içinde yaşamaya çaba sarf eden bir Türkiye vardır. Türkiye baba rolünde hareket edecek ve zamanla yeryüzünde hırsı ortadan kaldıracaktır.
Konuşma ve anlaşamamanın getirdiği sert tartışmaların yaşandığı bir sürece gireceğiz. Önce uyarılar, sonra tehditler sonrada savaş söylemleri gözlenecek. Müdahale aşamaları gözlenecektir.
Dünyada doğru ve adil bir düzen olması için eski düzenin sahipleri gitmelidir. Mevcut değişimi engelleyen ve baltalayan küresel güçlerdir. İnsanlığın adaletle, barış içinde mutlu ve esenlik dolu yaşaması için yönetimlerdeki eski kadroların gidip iyilerin yöneteceği bir dünya haline gelmelidir. Nasıl ki şu ana kadar dünyada kötülük felsefesi hakim ise bundan sonra dünyada iyilik felsefesi hakim olmalıdır. Yani kötülük ederek kazanma devri bitmeli iyilik ederek kazanma dönemi başlamalıdır. İnsanlık için iyi bir sistemin kurulmasının mücadelesini verenler dünyada ve ahirette kazanacaktır. Vesayetçilerin dünya egemenliğini kaybetme telaşı dikkat çekmektedir. Tanrının halklarıyla mücadele ediyorlar. Tanrı da onlara felaket gönderiyor. Her yerden felaket haberleri almaktayız.
Dünya değişim geçirirken sınırlar değişecek, şeklen yeryüzü değişirken yöneticiler de değişecek. Yeryüzünde yeni bir yönetim kadrosu türeyecek ve doğrulukla insanlık adına yönetecek.
Büyük sermaye sahipleri düzenin yıkılacağını sandı. Tanrı onları ürküttü. Küresel düzenin yıkılacağı korkusuyla büyük paralar düzenin kilit noktalarından çekildi. Bu gidiş şirketlerin iflasına bu da ülkelerin iflasına neden oldu. Bu değişim sürecinde sermaye sahipleri de el değiştirecektir. Sermaye halkın egemenliğine geçecektir ve adil bir paylaşım olacaktır.
Tarihe yön veren zenginler dinleri kullanıp öncülük ettiler. İnsanlara yöneticilik ettiler. Gücü para ve silahla ellerinde tutup baskı ve bozgunculuk ile yönettiler. Kendilerini çoban görüp insanlığı sürü gibi güttüler. Yeryüzünde 5000 yıllık vesayet tarihi bitiyor. 21 Aralık 2012 keskin bir kırılma noktası oldu. Tanrı karar verdiği gibi her şeyi değiştiriyor.
Tek kutuplu zorba dünya sisteminden tüm halkların temsil ettiği birleşmiş milletlerin egemenliği gelmelidir. Günümüzdeki birleşmiş milletler zorbalığın ve yanlı olmanın merkezidir. Ve küresel bozgunculara hizmet etmektedir. Bu darbeci küresel hükümet insanlığa sahip çıkan ve hizmet eden gibi görünse de gerçekte zarar veren bir yapıdır. Ya yapısının değiştirilmesi gereklidir. Ya da yeni bir dünya birliktelik meclisi kurulmalıdır.
ABD ve BM’nin 5 daimi üyesi dünyayı yönetmektedir. Bu ülkelerin anlayışı bozuktur. İnsanlık adına iyi işler yapma mantığına sahip değildirler. Evrensel değerlere karşıdırlar. Menfaatlerine göre karar alırlar iken haksızlık ve zulüm etmektedirler. Bir de dünyada insanlık adına çalışan evrensel değerleri sahiplenen sorunları çözmeye çalışan çözümcü, yapıcı ve barıştırıcı ülkeler vardır. Bu ülkelerin liderliğini Türki yapmaktadır. Ortadoğu’da Mısır, Avrupa’da Almanya, Kuzeyde kırım, uzak doğuda Hindistan ve Afganistan gibi ülkeler bulunmaktadır. Şu anda dünyada kötü yönetimler ve kötü anlayışa sahip yönetimler egemen olmuştur. Dünyada anlayış değişirken bu bilinç değişiminde iyiler yeni dünya düzeninde yerlerini ve kadrolarını alacaktır.
Yeni dünya anlayışın iyilere geçmesi öncelikle yeni dünya düzenini ve yeni bir sistemi getirecektir. Yeni sistem yeni yöneticileri ve yeni ülkeleri getirecektir. Yani sistem değişirken kadroda değişecek. Ve yeni sistemin sahipçileri ve kadrosu oluşacaktır. Pek çok şey değişecektir. Değişim sancılı olacaktır. Çünkü güçlüler değişimin kendi saltanatlarını sınırlamasından ve tahtlarının sallanmasından dolayı direnecekler ve silah gücüne de sahip olduklarında değişimi Esad’ ta olduğu gibi şiddet ile bastırmaya çalışacaklardır. Güçlüler bir şeyi hesap etmiyorlar. Tanrıyı. Tam donanımlı güçlü bir orduya sahip tanrının her şeye gücü yeterdi. Öldürmeyi yol edinmiş olan inançsızlar tanrıyı karşısında bulduklarında çok şaşırıyorlar. Buralarda böyle afetler olmazdı şimdi başımıza gelenlere bakın diyorlar. Onlar önce zihniyetlerine ve yaptıklarına baksınlar. Suçlular zulmü yol edinmişken bir de kendilerini doğru yolda sanırlar. İnançsız kafirlerin durumu işte böyle kör ve sağır gibidirler.
2014 yılı bir milattır. 1914 birinci dünya savaşının tam yüz yıl sonrasıdır. Büyük değişimlerin başlama zamanıdır. Pek çok ülke ve düzen yıkılacaktır. Bazı yönetimler gidecektir. 2014 yılı sonrasıTürkiye yılı olacaktır. "Türkiye'nin en önemli dönemlerinden birindeyiz. Belki de tarihimizin karar verilen en önemli yılı. Demokrasimizin güç kazandığı, milli iradenin milletimizin sadakatiyle yeniden buluştuğu, pistten havalanan uçak misali yeniden sıçrayacağı bir yıl olacaktır."
 
Küresel ısınma, iklim değişikliği nedir. Tanrı neden bu değişimleri gerçekleştirmektedir. her şeyin bir nedeninden ziyade amacı daha önemlidir. Tanrı hangi amaçla bu değişimleri göstermektedir. Sebebi çok açık. Son yüzyılda yaşananlar, şu anda dünya siyaseti ve geleceğe atılan adımlarla bu değişimin temel nedenlerini görebiliriz. Afetlerin tavan yaptığı ve kutsal kitaplarda bahsedilen olayların ve tarihlerin yaşandığı bir gerçektir. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki anlamamak mümkün değil. Tanrı yine tarihe müdahale etti. Ve çok sevdiği insanlığı kurtardı. Yaşadığımız dönem ve yaşanan siyasi gelişmeler doğa olaylarının dahi ne kadar isabetli gerçekleştiğini göstermektedir.
Nuh’un oğlu gog ve magog’u tanrı serbest bırakınca şeytan kendi dinini organize etti.
Günümüz tarihinin bilinen senaryosu geçmişte iletilen kutsal bilgilerle aynen yaşanmaktadır.
Yeryüzünde levha hareketleri, kıtasal kitlesel hareketler görülecek. Büyük depremlerle şehirler aşağı doğru eğilecek ve kıyı kentleri sular altında kalacak. Aşırı yağışlar suları yükseltecek ve pek çok limanı deniz yutacak.
Fırtınalar, kasırgalar, ani çıkan hortumlar, yıldırım düşmeleri, depremler, volkan patlamaları olağan dışı doğa olayları artarak devam edecektir. Küresel bilinç değişikliği gerçekleşirken zıtlıkların oluşturduğu gerilim yerlerinde doğa olayları görülecektir. İnsanlar neler olduğunun ve tanrının neler yaptığının farkında olmayabilir ama bu değişim içindedirler.
Afetlerin yoğunlukta olduğu ve zarar gören bölgeleri irdelediğinizde bölgenin tarihte bozguncu bir lideri olduğunu ve sırf çıkarları için onu destekleyerek neslin bu güne geldiğini görürsünüz. Bu bozguncuları halen destekleyen nesiller bugün bu kentlerde kendi topraklarında ve evlerinde afetlerle karşılaşmaktadırlar. Çünkü onlar geçmişte haksız ve batıl yoldan kazanmışlardır. Bugüne kadar onların egemenliği sürdü. Şimdi tanrı kendi müdahalesiyle her şeyi değiştirmekte ve kentleri vurmaktadır. En basit örneği Türkiye’den verirsek Fırtına, sel ve depremlerden zarar gören İzmir ve Antalya’dır. Dünyanın her ülkesinde böyle beldeler, şehirler vardır. Eski düzenin ardından olan liderler ve halk kitleleri zarar görmeye devam edecektir.
İnsanlar bağımsızlık istiyor. Kendi kendilerini yönetmek istiyor. Baskıcı yönetimler altında ezilmişler. Yönetime gelenler menfaatleri için halkı ezmiş. Halk kendi yasalarıyla kendilerine hizmet edecek yeni ve adil yönetim anlayışı arıyor. Bu nedenle dünyada değişimler yaşanıyor. Halklar örf, adet gelenek ve dinleriyle yönetilmek istiyor. Evrensel değerlerin uygulandığını görmek istiyor.
Küresel bozguncular ve batı, hükmettiği kıtalarda (Afrika, Avrupa, Amerika) kıtalarında yaşanan halk ayaklanmalarını kontrol edemezken Ortadoğu’da mazlum halklar daha güçlü bir şekilde yönetimlere sahip olacak. Orta Afrika cumhuriyeti, Ukrayna, Arjantin, Venezuella gibi ülkelerde halkın özgürlük ve egemenlik arayışı küresel egemenleri zor duruma düşürecektir. Özgürlük arayışları öyle bir yayılacak ki durumu kimse kontrol edemeyecek. Bu nedenle uzak bölgeler ve Ortadoğu’da tamamen egemenliği kaybedecekler. Kendi yerel bölgelerinde halk değişimini bastıramayanlar nasıl uzak ülkelere yardım edebilsinler. Her şey hızla değişecek. Tanrı değişimi güçlü getirecek.
Güneşte patlamalar artacak. Ve daha fazla ısı ortaya çıkacak. Dünya bu ısınmadan daha fazla etkilenecektir. Dünya magmasında hareketlilik görülecektir. Depremlerde ve kıta hareketlerinde değişimler görülecek. Doğal afetler artarken her yerde iklimsel ani değişimler görülecek.
İnsanın düşüncelerine göre nasıl fizyolojik yapılarında değişimler oluyorsa dünyanın algısı ve zihniyeti değişirken de fizyolojik yapısında değişimler görülecektir.
Şiddetli siyasi gerginlikler yaşanacak. Sert söylemler olacak, savaş naraları duyulacak. İnsanlar gerçeğin ortaya çıkışını görecek. Sevgi temelli kardeşlik düşüncesi kazanmaya başlayacak. Ayrımcı düşmanlık düşüncesi yıkılmaya başlayacak.
Siyasi gerginlikler sert söylemlerle hat safhaya çıkacak. Yeryüzünde şeytanın rejimi yıkılacak. Küresel bilinç değişirken küresel devrim gerçekleşecek. Doğruluk ve adalet temelinde kardeşliği seçen anlayış kazanacaktır. Kapitalizm, Siyonizm, sömürgecilik yıkılacak.
Çalışan ve mücadele eden başaracak. Eski düzenden memnun olanlar hiçbir şey yapmadılar. İnsanlığın sorunlarıyla ilgilenmediler. İnsanoğluna hizmet etmediler. Saltanatlarının yıkılacağı endişesiyle değişime direniyorlar.
Bilinçlerde değişim olurken ruhsal bir fark ediş başladı. Dünyada doğal afetler ve tufan, fiziksel bir değişim oluşturmaktadır. Kıyametsel bir gerçek gizliliklerin açığa çıkması, gerçeklerin fark edilmesiyle doğru olanın tercih edilmesi ayağa kalkmayı ve uyanmayı sağlamaktadır. Uyanış yani ruhsal aydınlanma gerçekleşmektedir. Dinsel metinlerin içindeki sembollerin anlamları da çözüldü ve dinsel metinlerde gizlenen gerçeklerle herkes yüz yüze geldi.
İklim değişiklikleriyle bazı bereketli yerler çölleşecek ve kıtlık içinde kalacaktır. Bazı yerler öyle yağışlarla bereketlenecek ki bolluk ve bereket hep oralarda olacak. Yağışlar, sıcaklıklar ve yıllık ortalamalar hep değişecek. Bazı yerlerde çıplak dağlar ormanlık alana dönüşürken bazı ormanlar yok olacak.
Mayalar kendi takvimlerinde ve kutsal kitapları olan Popol Vuh'da da ifade ettikleri gibi dünyanın dört kez bilinç değiştirdiğini ve bir beşinci değişimin de bu yüzyılda olacağını ifade etmektedir. Bunun periyodik olarak tekrar etmesinin en büyük nedeni güneşte meydana gelen manyetik değişimin, yeryüzündeki manyetik değişime etki etmesi. Manyetik alanın etkilenmesiyle dünyada fiziksel değişimler görülmektedir. Dünya hem dıştan hem de içten etkilenmektedir.
Son çağ elbette büyük kargaşadan önce yaşanacaktır. Dünya değişim geçirirken rejimler devriliyor. İç savaşlar oluyor. Bölgesini kaybetmek istemeyen egemenler halklara savaş açıyor. Çatışmalar savaşlar ve kargaşa dönemi gözleniyor.
Yağmur, alışılmışın dışında güçlü ve boşanırcasına yağacak. Dolu, yağmur, fırtına görülecek. Fransa halkı serilecek yere, Tanrı yıllarca yaptıklarından dolayı onlara cezasını kesecek. Halkın toptan ölümünü engelleyemeyecekler. Haksız yere mücadele edecekler. Ve her geçen gün yok oluşlarını izlenecek.
Su baskınları Verona'dan başlayacak. Kuzey kutbu'ndaki bitmez yağmurlar suları yükseltecek ve buzulları eritecek. Sonunda büyük tufanların farkına varılacak. Tanrının zalimlere öfkesi açıkça görülecek.
Yer sarsılacak. Toprak inip kalkacak. Batı ve yeryüzünde her yer sarsılıyor. Birçok geceler boyunca dünya sarsılıyor.
2010 Güneş ve Ay tutulmaları ve gezegensel irtibatlar değişim sürecinin müjdecisiydi. Avrupa ülkelerinin ekonomik anlamda zorlu bir sürece ilerledi. Öte yandan ABD, Japonya, Çin, Şili, Arjantin ve Pasifik ülkelerinde etkili olan doğal afetlerle sarsıldı.
Amerika Birleşik Devletleri’nde etkisini gösteren grip salgınından dolayı pek çok insan hastanelerde tedavi altına alınırken ilk 20 çocuktan sonra hayatını kaybedenler her geçen gün artıyor.
Yeryüzünde 2012-2016 yılları arası temizlenme sürecidir. Ekonomik kriz açısından Türkiye ve dünya önümüzdeki yıllarda büyük değişimlere girecektir. 2016 sonrasında, Türkiye dünya ekonomisinde çok daha iyi bir noktada ve bölgesinde söz sahibi olacak.
Ceviz büyüklüğünde dolular ve buz parçaları yağmaya başlayacak.
Tanrı kulu Erdoğan ile bir taraftan dünyayı değiştirirken diğer taraftan afetlerle müdahale ediyor. Dünyada yaşanan siyasi gelişmelerle doğal afetler arasında doğrudan bir ilişki vardır. Çok bariz anlaşılan bu ilişki barış ve tanrı karşıtlarına ve onların taraftar halklarına karşı olmaktadır.
Buzulların erime hızının sanılanın 2 katı daha yüksek olduğu Antartika’nın batı yakasında sıcaklıkların son yarım yüz yılda 2 nokta 4 derece ısındığı belirtiliyor. Küresel ısınma tartışmaları her gün yeni bir boyut kazanıyor.Bir yüzyılda yaşanacak 1 derecelik artışın bile büyük felaketlere sebep olabileceği düşünüldüğünde Antarktika'daki durum daha net ortaya çıkıyor.
2012 sonrasında Türkiye ve küresel inananlar dengeyi daha iyi sağlayacaklar. Türkiye dünyada daha çok destek bulacak.
2012-2014 yıllarını dünyada ve Türkiye’de bir temizlenme süreci olacak. 2012 Ocağında ilk işaret olarak İmralı barış süreci ve Kürt ve Türk düşmanlığı yaparak kan davası güdenlerin durumunu sonlandıracak ilk adımlar atıldı.
Dünya ekonomisinde önemli değişim olacak, siyasi arenada çok şey değişecek. Kısıtlayıcı ve yıkıcı tutum içindeki bireyler, kuruluşlar, örgütler, hükümetler son bir kez silkelenecekler. Başka kültürler üzerinde kaynak kontrol yöntemleri uygulayan siyasi irade sona erecek. Herkesin eşit haklarının olduğu, gerçek bir "ortaklık toplumu" dönemine gireceğiz.
Fikir ve ifade özgürlüğü öne çıkacak. Reformlar hızla artacak. Düzen kendi kendini harekete geçirecek. Her bölüm kendi üzerine düşen görevi yapacak. Toplumsal düzen ve insani yaşam normal standartlara dönecek.
Savaş döngüsüne giriyoruz. Önümüzdeki dönemde savaş ve benzeri türden gerginlikler yaşanacak. Türkiye'nin dünya devletleriyle ve Ortadoğu'yla ilişkileri önce çok kötü sonra da çok iyi olacak.
Savaş Döngüsü gibi gergin bir etki altına gireceğiz. Devletler düzeyinde büyük gerginliklerin ve kolektif korkuların ortaya çıkmasına sebep olacak. Ortadoğu'da yaşanacak gerginlikler en çok İsrail, Filistin, Mısır, Lübnan, İran ve Türkiye'yi etkileyecek. Türkiye, hem Ortadoğu hem de Avrupa açısından gitgide daha çok önem kazanmaya başlayacak. Ama muhtemelen büyük bir uluslararası huzursuzluğun da ortasında kalacak. Bu stresli dönemde ülkeler arasındaki gerginlikler artacak, savaş rüzgârları esecek.
İsrail için en zorlayıcı zamanlar 2012-2014 yılları arasında. Türkiye-İsrail ilişkilerinde uluslararası platformda yankı bulacak önemli yeni bir sürece geçilecek. 2013 yılı çok önemlidir.
21’inci Yüzyıl’ın başlarında dünyada bir dizi alışılmadık olay olacağı, bu olaylar sürecinde de dünyanın olağanüstü bir değişikliğe uğrayacağı, bunların sonunda da ‘yeni bir dünyanın kurulacağı’ beklentisi, inancı tüm dinlerde hayli yaygındır. Ve bu söylenenlerin hepsi gerçektir. Kutsal metinlerden gelen bu bildirimler tartışmasız doğru çıkmaktadır.
Ortadoğuda değişime uğrayan yönetimlere halkın egemenliği yerleşmektedir. Ancak partileşme, seçimler ve anayasa konusunda tıkanıklık yaşatılıyor. Devrim sonrası devletleşme ve kurumsallaşma kolay olmuyor. Eski güçlüler adil olan yeni düzene taş koymaktadırlar. Devlet kurumlarının şekillenmesi, demokratikleşme, anayasa yapımı özgürlükler ve eşitlikler açısından önem taşıyor. Dönüşüm sağlıklı bir şekilde sürmüyor çünkü yaşanacak ve ortaya çıkacak çok gerçek vardır. Tanrı bilakis bu olaylarla bilinç değişimi yaşatıyor. Ve küresel bir algı ile iblisin yaptıklarını ortaya çıkartıyor. Yanlışlıkları ortadan kaldırırken doğru olanları gösteriyor. Ve insanlığın genel çoğunluğu gerçeklerin taraftarı oluyor.
2006’da başlayıp 2013 sonunda bitecek 7 yıllık dönem bilinçlerin ayağa kalktığı dönem oldu. 2012 yepyeni bir dünya olacak. Üzerinde de bambaşka insanlar. Bilinçleri çok açılmış insanlar.” (7). Tabii ki de ‘bilinç değişimi’ durduk yerde olmaz; nitekim bu günleri gördük ve geçirdik. fark edişten sonra hak için mücadele dönemi başlayacak. 2011-2018 arası hak batılı devirecek. 2020 sonrası hak yeryüzüne sürekli egemen olmak için ilk günlerine başlayacak..
Dünyayı yöneten güçler bir hesaplaşma gününün yaklaşması gerektiğine karar vermiş durumdalar.
Hayat tek bir noktaya doğru akmaya başladı. Ve o gidilen nokta tehlikeli de olsa Rabbin kralı hakkı söylemekten geri durmayacaktır. Çünkü o Tanrıdan korkmaktadır. Zalimin zülmuna dur diyebilendir. Gelecekte tehlikeli günler de görsek Allah yolundan geri durmayacaklar. Ve Allah’ın nurunu kimse söndüremeyecektir. Farkında olanlar tehlikeleri görüyorlar ama, “SON”a doğru giden sürece müdahale edebilecek güçte değiller…Kutsal metinlerde bazı işaretler var ve bunlar bu süreçte Türkiye’nin çok önemli rol oynayacağını söylüyor…
karanlık örgüt İllüminati ortaya çıktı ve eylemlere hazırlanıyor” iddiası, “E Kaide yaptı-etti palavrası gibi” ama, esasta da, “Katolik Hıristiyanları/Papalığı” SUÇLU gösterip de, “Anglosakson-Judea ortaklığı”nı gizlemek gibi duruyor.
“‘Tanrının Krallığı’ kurulacak, Yeni (Altın) Çağ başlayacak” düşü ile, ‘Nüzülcü ve ‘Mehdici’lerin; ‘Altın Çağ’ düşlerinin, “aynı tarihte niye örtüştüğünü” kimse neden sorgulamıyor! Ya da ne tesadüf ki ya da tesadüf mü ki, her ‘iki kesim’ de aynı tarihlerde, “1432/2012’de misafirlerini” bekliyor!..
iklim değişiklikleri, büyük kuraklık, dev sel suları, dinlerin ve ülkelerin büyük değişimlerinden söz ediyor. Bazı araştırmacılara göre Nostradamus 2015’e kadar karanlık bir dönem öngörmekte ve ardından 2016-2020 arasında Altın Çağ'a giriş yaşanacak.
yılından bu yana yeniçağ başladı. Bu zamanlar sona ermektedir ve doğrular yeryüzünün mirasçıları olacaklardır. Ancak bu öyle kolay olmayacaktır. Tersine, insanların ruhlarını sınayacak olan bir anlaşmazlıklar, talihsizlikler ve felaketler dönemine girmekteyiz. Cayce’ye göre, Üçüncü Dünya savaşı çıkmayacak, ancak dünyayı daha büyük bir tehlike bekliyor. Küresel ısınmayla birlikte başlayacak doğal felaketler yaşanacak. Antarktika ve Grönland'daki buzullar eriyecek, su seviyesi yükselecek. ABD'de San Francisco ve Los Angeles gibi kıyı kentleri yok olacak.
2010-2012 yılları arasında çıkacak dünya silahlı çatışmasında, biyolojik silahlar kullanılacaktır. Orta doğu da sınırlı bir savaşla başlayıp, dünya ekonomisinin çökmesine bağlı kıtlık, salgın hastalık ve doğal afetlerle ve hatta kozmik afetlerle tamamlanacak bir süreç olacaktır.
2003’ten beri Güneş’te düzensizlikler görülmektedir. 2005 yılında güneş minimumu döneminde Amerika’da meydana gelen korkunç kasırgaların, güneş lekeleri döngüsünde beklenmedik bir çıkış dönemi olarak görülmüştür. Güneş aktivitesinin 2012-2013’de rekor düzeyde artacağı dönemde yeryüzünde zarar daha büyük olacaktır.
Göksel gerçekler tanrıdan gelen değişimlerdir. Göksel felaketler ve İsa’nın gökten inmesi olayı yani Tanrının yeryüzünü değiştirme ve düzeltme vakası gerçekleşiyor.
Küresel bilinç değişiminin sonuçlarını görmeye başladık. Dünyayı kasıp kavuran savaş ortamı, toplumlar arası anlaşmazlıklar, politik sürtüşmeler ve olagelen olumsuzlukların da bu geçiş döneminde yaşanmaktadır."Null zone"da bulunmamızdan dolayı olduğunu düşünebiliriz.
Dünyamızda eyleme geçmiş olan transformasyonlar ise aşikar. Gün be gün artan sismik aktivasyon, volkanik hareketlenmeler ve diğer birçok doğal felaketler elbette ki gözlerden kaçmıyor. Güneş ile dünyanın değişimleri arasındaki bağlantı evrenin kozmik gücünden ve tanrının elinden çıktığı çok açıktı. Güneş Sistemi'nde yaşanılan enerjisel değişimin sebebi farklı-daha yüksek olan bir enerji alanına girdiğimizdendir.
Mısır’da rejim yanlılarıyla karşıtlarının çatıştığı meydanda Atlı bir görüntünün kameraya takılması ilginç bir gerçeği de göstermiştir. Yeryüzünde olağan üstü görüntüler, garip olaylar bir takım mucizeler gözlenmektedir.
Birbirimize bağlıyız ve olup bitenlerden sorumluyuz. Kâhin Edgar Cayce gibi, manyetik alan değişimlerinden güneş lekelerine, hatta depremlere varıncaya kadar etrafımızdaki her şeyi etkilediğimizi söyleyenler bile var. Sonuçta hepimiz bir bütünün parçalarıyız. Bireysel seçimlerimizin yazgımızı etkilemesi gibi, dünyanın yazgısı da insanların ortak iradesiyle şekilleniyor.
Gerginlik yaratacak durumlarla karşılaşacağımız, korku faktörünün pompalanacağı bu süreçte bir tek şeyi; korku ve endişenin panzehirinin sevgi olduğunu iyi bilmemiz gerek. Yaşamımızı korku içinde mi sürdüreceğiz, yoksa sevgiyle mi yaşayacağız? Bu sorunun cevabı, bizim hangisine inanmayı tercih ettiğimizde yatıyor. Korku dolu bir dünyada yaşamaya inanırsak, bu seçimimizden zihnimiz ve bedenimiz de etkilenir, sağlıksız bir yaşam süreriz. Son dönemde artan şiddet olaylarına, korku enerjisinin son hamleleri olarak bakılabilir mi? Evet, bunu söyleyebiliriz. Özellikle bu son dönemde etkinliğini gösteren Satürn, Uranüs, Plüton gezegenlerinin birbirleriyle sert açı yapması, gizli korkularımızın su yüzüne çıkmasına ve insanlardan şüphe duymamıza sebep oluyor. Böyle dönemlerde, insanların korkularından faydalanarak onlar üzerinde hakimiyet kurma eğilimi artar. Baskı yoluyla iç güvenliği sağlamaya çalışmak ve bunun için alınan acımasız tedbirler, faşizm ve terörle sert mücadele de bu gezegen irtibatlarında ortaya çıkar.
ekonomik sistemin tamamen değişmek üzere olduğunu gösteriyor. Örneğin Neptün gezegeninin 2011'de bir süre için, daha sonra da 2012'de tamamen Balık burcuna geçiş yapıyor olması, materyalizmi simgeleyen kapitalizmin çökeceğini işaret ediyor. Neptün
Göksel felaket’ tanrıdan gelen büyük değişimdir. Bütünlük içermektedir. Dünya yaşamının seyrini tanrı değiştirecektir. Kötülerin yıkılışıdır. Felaket te eski düzenin savunucuları üzerine gelecektir. Şerytanın krallığı yıkılır ve Altın çağa girilir.
İnsanlar düzelmedikçe afetler dinmeyecektir.
Ukrayna Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, -23 dereceyi bulan soğuklar nedeniyle bir ay içinde ülkede hayatını kaybedenlerin sayısı 61'e yükseldiği bildirildi.
2012’nin son haftalarında Çin’in kuzeyinde aşırı soğuklardan ölenler oldu.-25-35 aralığındaki soğuklar hayatı olumsuz etkiliyor. Avrupa’nın doğusunda donanlar oldu ölenlerin sayısı 200’e yaklaştı.
Depremler ve doğal afetler 1990-2020 yılları arasında tavan yapmıştır. Bu dönem yeryüzünde karanlığın sonu ve güneşin doğuş anıdır.
2013 yılı hızlı ve sert bir değişim yılı olacaktır. Vesayetçiler yıkımlarına silah ve savaşla direnecektir. Ama mazlum halkların ve inananların demokratikleşme çabaları sürecektir. Azınlık değil cumhuriyet hakim olacaktır.
21 Aralık2012 sürecinde başlayan değişim dünyada toplumun her alanında kendini gösterecektir. İş hayatında, aile hayatında, toplumsal kabullerde değişimler olacaktır. Bu değişim şubat ve mart aylarında hissedilir derecede görülecektir. İnsanoğlu her şeye çabuk alıştığından bu değişimlerin farkına varamayabilir.
21 Aralık2012 tanrının yeryüzüne sürekli merhamet ettiği gündür. Bu günde Adem bağışlandı ve yeryüzünde yaşamasına izin verildi. Nuh gemiye bindi. Bu gün zalimlerden kurtuluş günüdür. Yeni bir sürecin başlangıcıdır. Kötülerin yıkılış dönemidir. İyilerin dönemi başlar. Bu tarihten sonra insani değerlere, maneviyata ve yasalara bağlı kalınacak ve sevgi çağına geçilecektir.
Bugün 21aralık2012dir. Şükürler olsun Rabbimize. Bugün Tanrının Adem’e yeryüzünde süre verildiği gündür. Nuh’un kurtarıldığı gündür. Bugün yeryüzünde kötülerin egemenliğinin bittiği gündür. İyilerin döneminin başladığı gündür. Tanrının yeryüzüne merhamet ettiği gündür. Tüm peygamberler bu günü hasretle beklemiş ve bugüne ulaşmanın özlemini düşlemişlerdir. Hepsi de zor dönemlerde en kötüleriyle mücadele etmişlerdir. Kimileri canlarından olmuş kimileri çok sıkıntı çekmiştir. Bu güne ulaşanlara selam olsun.
Uyanış bir günde değil 21 aralık2012’den sonra yavaş yavaş artarak gerçekleşecektir. Bu tarih yeni bir sürecin başlangıcıdır. Allah’ın vaat ettiği altın çağa giriştir.
Bu dünyanın adaleti yok. Kötülerin dünyası gibi sözler artık kullanılmayacaktır. Yeryüzü kötülere miras verilmeyecektir. İyilerin yaşadığı bir dünya göreceğiz.
Rusya’da şiddetli soğuklardan ölenlerin sayısı 200’ü geçti. 800 yaralı ve binlerce insan olumsuz hava şartlarından etkilendi.
İngiltere’de aralıksız yağan şiddetli yağış su baskınlarına ve toprak kaymalarına yol açtı. İngiltere Noel tatiline su baskınları altında girdi. İngiltere’nin doğu sahillerinde kabaran dalgaların sel bariyerlerini aşması sonucu bölgede büyük çaplı maddi hasar oluştu.
Muson yağmurları Sri Lanka’da 42 can aldı.
Akdenize kıyısı olan ülkeler sellerden başını alamayacaklar. Okyanuslara ve tüm denizlere kıyısı olan ülkeler şiddetli yağışlardan nasibini alacaktır.
Tanrı göklerin kapısını açtı. Büyük meleğe emir verdi. Yeri bir miktar suyla doldur dedi. İnsanlar büyük sıkıntılar çekecekler. Ziyan olan ürünler, kuraklık ve değişen coğrafyalar kıtlığı getirecektir.
Çin’de 2012 ocağında göller ve akarsular dondu. Son yüz yılın en şiddetli soğukları yaşanıyor.
2012 Ocağında dünyanın kuzeyi aşırı soğuklar yaşarken güneyi de normallerin çok üzerinde kavurucu sıcakları yaşamaktadır.
Şili’de yetkililer, komşu ülke Arjantin’le sınır bölgesinde bulunan Copahue Yanardağı’nın kül ve gaz püskürtmeye başlaması üzerine acil durum ilan etti. Latin Amerika’da volkan alarmı yaşanıyor.
Orta Amerika ülkelerinden Nikaragua’daki en yüksek yanardağ olan San Cristobal harekete geçerken çevrede yaşayan 300 aile tahliye edildi.
Amerika kıtasındaki bazı yanardağlar bir bir harekete geçmeye başladı. Belli ki mağmadan büyük bir baskı var. Kıtalarda her an bir kırılma meydana gelebilir.
Ohio Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, Antartika’nın batısındaki buzulların tahmin edilenden iki kat daha hızlı eridiğini ortaya koydu.
Avustralya’da etkili olan sıcak hava ve rüzgar 5 eyalette çıkan yangınları körüklemeye devam ediyor. Yangınlar söndürülemiyor.
ABD’de insanlar kıyı kesimlerinden orta kesimlere göç edecekler. Avrupa’nın batı kıyıları da nasibini alacaktır.

fahrettin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
100 Soruda Hadis Usulü eFe Aktif Konular 4 30.01.2017 13:29
Derdin Nedir Dediler SıLa Hayata Dair 1 30.04.2013 00:51
gurbet nedir diye sorarlarsa eSiLa Serbest Kürsü 0 04.04.2013 21:21
Sema nedir biliyor musun eFe YüreK eSintiLeri 0 13.03.2013 15:50
iSlam Tarihinde Adi Gecen Kadinlar SıLa iSlam Tarihi 0 06.12.2012 16:15


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları