Geri git   Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz > Kur'an-ı Kerim > Kur'an-ı Kerim > Tefsir

İki Ayrı İnsan Numunesi


Dini Forum Sitemizin tüm İslami Bilgiler özelliklerinden faydalanabilirsiniz sitesindeki Tefsir - kategorisi altındaki İki Ayrı İnsan Numunesi isimli konuyu görüntülemektesiniz.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 12.01.2013   #1
||HüZüN DiYaRı||
eSiLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 Özel Mesaj       Arkadas Listesine Ekle
K.Tarihi: Nov 2012
Üye Numarası: 2
Arkadaşlar: 2
Konular:
Mesajlar: 4.359
Rép Puanı: 2147483647
Rép Grafiği: eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute eSiLa has a reputation beyond repute
Post İki Ayrı İnsan Numunesi

Kur’ân-ı Kerim’de, Fecr sûresinin 15 ve 16. âyet-i kerimelerinde, iki ayrı insan örneğinden bahisle şöyle buyurulmaktadır:

“İnsan, ne zaman Rabbi onu imtihan edip kendisine ikramda bulunsa (bolca nimet ve zenginlik verse), o vakit der ki, ‘Rabbim bana ikrâm etti.’ Ama (yine) onu imtihan edip rızkını daralttığı vakit de der ki, ‘Rabbim bana ihânet etti.”
İlk âyette anlatılan insan, işleri yolunda, keyfi yerinde olandır... Hâlinden memnun ve mes‘uttur. Bu sebeple şurada-burada, “Rabbim bana ikrâm etti!..” deyip hâlini, böyle şükür, minnettarlık ve hamd ü senâ içinde ifade eder. Fakat devir hep böyle gitmez ya; günün birinde şartlar onu birazcık sıkıştırıp, keyfini kaçırır; işleri bozulur... İşte, sonraki âyette de insanın o hâlinden, “Rabbim bana ihânet etti!” diyerek şikâyette bulunduğu haber verilmektedir.

Nimet ve rahata nâil olduğu zaman, “Rabb’inin ikrâm ettiğini”; sıkıntı ve belâya mâruz kaldığı zaman da, “Rabb’inin ihânet ettiğini” söyleyen bu insan tipi, elbette ki makbul bir tip değildir. Çünkü makbul bir insanın, hakiki bir mü’minin yapması gereken şey; işleri yolunda gittiıi zaman şükretmesi; işleri bozulup, belâya dûçar olduğu zaman da sabredip isyân etmemesidir.

Evet, kâinatta hiçbir şeyin hikmetsiz cereyan etmediğini bilen mü’minin vasfı; nimetlere şükredip, felâketlere de sabretmek... “Bunda da bir hikmet vardır. Bu da geçer yâhû!” diyerek, tevekkülle rızâ göstermektir.

Nitekim bir gün Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, topluca oturup sohbet hâlinde olan ashâbının yanlarına geldiler. Ashâb-ı kirâmın, bilindiği gibi işleri-güçleri, geceleri-gündüzleri sadece ’ın rızâsını kazanıp, Resûlü’nün şefâatini düşünmekten başka bir şey değildi. Tek hedef, yegâne gâye; Allâh’ın ve Resûlü’nün rızâsı...

Binâenaleyh, sohbetlerinin ekseriyeti de bu mevzû üzerinde cereyan ediyordu. İşte böyle bir sohbet esnâsında gelmiş bulunan Sevgili Peygamberimiz, onlara şu suâli sordu:

“— Sizler kimlersiniz? Ashap cevap verdiler:
— Bizler mü’min kimseleriz. Resûlüllah Efendimiz tekrar sordu:
— Peki, mü’min olduğunuzun alâmeti nedir? Cevap verdiler:
— Mü’min olduğumuzun alâmeti odur ki; bizler, nimetlerin gelişine şükreder, gidişine de sabrederiz.

Bu cevap üzerine Server-i Âlem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular:

— Öyle ise sizler, hakiki mü’minlersiniz.”

Evet, hakiki mü’min odur ki; bollukta Rabbine şükretmesini, darlıkta ise sabretmesini bilir. Başına gelen kazâ, belâ ve felâketlere sabır ve rızâ ile mukabele eder. Ve bilir ki, bu dünyanın nimetleri fâni olduğu gibi, sıkıntı ve meşakkatleri de geçicidir. Asıl mes’ele, ebedî olan âlemin mükâfat ve mücâzâtındadır. Zira burada çekilen zahmetler, orada mükâfat olarak çıkacaktır karşımıza...

Nitekim bir hadîs-i şerifte buyurulmuştur ki:

“Kıyâmet gününde bir takım insanlara kanatlar verilecektir. Bunlar, kanatlarını çırpa çırpa uçarak cennete gidecekler. Melekler onlara soracak:

— Sizler hesap verdiniz mi? Sırât’tan geçtiniz mi? Cehennemi gördünüz mü?
— Hayır.
— O halde sizler, hangi peygamberin ümmetisiniz?
— Bizler Muhammed sallalâhü aleyhi vesellem’in ümmetindeniz.
— aşkına söyleyin; sizlerin dünyada nasıl bir ameliniz vardı ki, böyle hesapsız-sualsiz cennete girdiniz?

Onlar diyecekler ki:

— Bizim iki hasletimiz, sadece iki vasfımız vardı. Bunlardan biri, takvâmızın devamlılığı... Yani gizlide de olsa, açıkta da olsa, tenhâda da olsa, kalabalıkta da olsa takvâmızı devam ettirir, dînimizi yaşardık!

İkincisi de; uğradığımız belâ ve musîbetlere sabır ve tahammül gösterir, aslâ ümitsizliğe kapılmazdık. Rabb’imizin verdiği kısmete rızâ gösterir, bunda da hayır vardır, diyerek yolumuza devam ederdik. Melekler bu defa şöyle söylerler:

— Öyleyse sizler, bu mükâfata lâyıksınız, yolunuza devam ediniz.”

Hulâsa, cennete böylesine kolaylıkla girenler, bu dünyada mâruz kaldıkları felâket ve musîbetlere sabırla kulluk vazifelerine devam edenlerdir.

eSiLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Güzel abdest nasıl alınır? HiCReT Abdest 2 04.03.2013 02:22
Çeşitli Nükteler SıLa Güzel ve Anlamlı Sözler 0 09.01.2013 10:09
İnSaNLıK.. KARANLİK Hayata Dair 0 27.12.2012 22:51


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Site Optimizasyon : By eFe
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları